Av iken avcı olmak!
Bir makam…
Bir rütbe…
Bir köşe…
Bir güç buluyorlar; otoriterliğe bayılıyorlar.
Oradan, başkalarının hayatıyla, haysiyetiyle oynamayı büyük iş biliyorlar.
Avcılık, hayallerinin işiymiş zahir!
***
“Demokratikleşme paketi” kimsenin yaşam tarzı, kimliği, inancı filan hor görülemez diye mırıldanacak…
Ama daha mürekkebi kurumadan…
Bir bakan sunucu dekoltesi diye bindirecek…
Çok saygıdeğer bir mebus da bir inanca “terör” üzerinden çakacak.
Mağdurların, aşağılananların, hor görülenlerin, ikinci sınıf sayılanların, sınıfta yer verilmeyenlerin, itilenlerin, kakılanların partisi olarak gelmiş AKP…
2002 sonunda büyük medyaya, büyük sermayeye, kıdemli büyük merkez partilerine, büyük paşalara, büyük depremin ihmallerine, büyük ekonomik-mali krizin yıkımına, büyük soygunlara, büyük imtiyazlara, büyük ayrımcılıklara, her türden büyüğün küçük görmelerine, tahakkümüne, otoritesine, kibrine isyan etmiş oyların partisi AKP…
10 yılda 10 köşede bunca mağruru, bunca kibri nasıl yarattı, helal olsun.
***
Hakir görülmüş siyasetçiden, kendini tek hakim başkasını hep hakir gören efendiyi…
Sürülmüş gazeteciden herkesin defterini dürmek isteyen otoriteyi…
İtilmiş fırıldaklardan başkalarını aşağılayan kuklaları…
Bir zamanın “büyükleri” karşısında ezilenlerin, itilenlerin oy verdiklerinden “burnu büyükler”i nasıl da yarattı!
***
Bu ülkenin temel demokratikleşme sorunu…
Dışlama, ötekileştirme, aşağılama, altta görme, buyurma, kuyruk kılma, köleleştirme, rehin alma, susturma, bastırma sorunudur.
Kimliklerin, kişiliklerin topluca yahut tek tek hırpalanması, kıymetsiz sayılabilmesidir.
Dün başörtülü kızların, kadınların; bak hepsi değil ama nice inanç sahibinin başına ne geliyorsa…
Tarih boyu Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların, (öyle muhafazakâr cumhuriyetçilerin değil) düzene kökten muhalif solcuların, işçilerin, marabaların, kadınların çoğunun, bir itirazı olanların; farklı düşünenlerin, farklı yaşamak, farklı yazmak, konuşmak, ifade etmek isteyenlerin başına gelen odur.
Hatta ölümcül, kırıcı, kıyıcı, katliamcı ve sayısı hiç de az olmayan böyle kimi durumda, çok ama çok daha fazlasıdır.
***
Ya diyeceksiniz ki…
Bu devletin aklı ve vicdanı…
Bu ülkenin imkânları…
Bu memleketteki adalet, hakkaniyet duygusu öyle herkese saygı duyacak, herkesi kıymetli sayacak, herkesin hakkına, kişiliğine, kimliğine her an özen gösterecek kadar cömert ve adil değil.
Ya da birinin kılığına, ötekinin kimliğine, berikinin fikrine sürekli ok atmayı bırakacaksınız.
***
Temel demokratikleşme sorunu, kimini buyruk makamı kimini kuyruk avamı saymaktır. Yani saymamaktır.
Etnik açıdan da…
Din, inançlar, mezhepler açısından da…
Azınlıklar bakımından da…
Askeri kast ve hiyerarşiler; en modern işyerlerinde dahi köleleştiren otoriteler cihetinden de…
Aile, aşiret, cemiyet, cemaat, okul, bürokrasi gibi ortam ve kurumlardaki baskı, dayatma, manevi-maddi şiddet yönünden de.
Kanunlar bir yana…
Önce aklını, vicdanını, zihnini, dilini, elini demokratikleştireceksin ki…
Kendini herkes kadar sıradan, herkesi kendin kadar saygıya değer görmeyi öğrenesin!
Hazır ol, rahat olma!
“Savaş”ta dışa karşı pohpohlanıp “içeride” ezilenler, yok sayılanlar “barış”ta da aynen öyle.
Bu kez “aslansın, kahramansın” da yok tabii.
Maliye Bakanı’nın “Kamu harcamaları açısından IMF haklı” dediği “kemerli” durum da aynen çalışanlar üzerine binecek muhtemelen.
Devlet ve hükümet sadede geliyor:
TSK için personel, özlük hakları, disiplin, emeklilik şartları; önce en yüksekler olmak üzere, rütbelilerin, komutanların şartlarından ibarettir.
Yani, nasıl piyasada işçiler, yok esneklik, yok işsizlik tehdidi cenderesinde patron hukukuna emanetse; piyasanın üzerine giydir üniformayı, tak apoleti, aynen öyle.