Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Boşuna “Şalter Medyası” demedim.

        Bir zamanlar “Kartel Medyası”, sözde birbirine rakip iki grupta aynı başlıkları atardı.

        Ya o zamanki hükümet için yahut Genelkurmay andıçlarıyla.

        Bugün de “Havuz Medyası”, Ankara’da birinin şalteri indirip kaldırmasıyla aynı “Ana akım cereyan”la çalışıyor.

        Bu haltları yiyen “Kartel entel”ler ve kabullenenler dün gazeteciliğin ayıbı, utancıydı…

        Bugün de “Havuz ördekleri” gazeteciliğin günahı, kara lekesi!

        İki istisnai yazı dışında, en ufak tereddüt, en ufak soru işareti, en ufak itiraz yok; en ufak nüans bile yok.

        ***

        Dün hep bir manşetten “Hesap Zamanı” başlığı atılmış.

        Havuz’un bir “Hasat zamanı” var; ihaleler, rantlar, bantlar.

        Bir de “Hesap Zamanı”!

        (Rantı seven “bant”ına katlanamıyor tabii!)

        Patron ve karısını partinden seçtirdiğin genel müdürle karşılıklı yiyorsun;

        Bakan, il başkanı, ilçe başkanı hep birlik patronla kurdele kesiyorsun;

        Anormal ihaleler veriyorsun;

        Madenini öve öve bitiremiyorsun;

        İşçiler ve kimi teknisyen uyarı üzerine uyarı yaparken madeni sözde denetleyip “kusursuz” raporu yazıyorsun…

        Yüzlerce işçi ölü ve kayıpken, ilçeye gidip “burası çok güvenli bulundu” diyorsun;

        İnsanlar can çekişirken, elleri duada donup kalmışken, çocuklar toprağı gözyaşlarıyla kazmaya çalışırken bile “Bunlar normal. Kader. Fıtratında var. 1800 İngiltere’sinde de oldu” buyurabiliyorsun;

        Kara cehennem canları yutarken “Trafodan, trafodan” diye patrona kalkan oluyorsun…

        Tam orada, ahaliye, çoluk çocuğa bile tekme tokat, cop, gaz ve Toma girişmeden az önce patronun elini toka ediyorsun…

        Madenlerde işçileri köle gibi çalıştıran özelleştirmeler, kanunlar yapıyorsun;

        Onca yıldır Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmesini imzalamadan uyutuyorsun…

        İşçileri oy deposu, madeni seçim kömürü deposu, patronları havuz suyu deposu olarak görüyorsun…

        Sonra bakıyorsun ki, “Onca işçi öldü… Hava döndü… İşçiden işçiden yana esiyor yel…”

        Bir çırpıda, öldürülmüş işçilerin hatırasına da basarak, hesap vermemek için, lavaboya bile gitmeden, aceleyle, kirli elleri peçeteye, masa örtüsüne silip parmak izi de bırakarak fırlayıp kalkıyorsun, iştahla oturduğun Han-ı Yağma sofrasından…

        “Hesap Zamanı” diye Ankara’da manşet düzüp havuzdaki ördeklerin gagasına tutuşturuyorsun!

        ***

        Çünkü işinize geldi mi iktidar, işinize geldi mi muhalefet;

        İşinize geldi mi halkın temsilcisi, işinize geldi mi milletin efendisi;

        İşinize geldi mi patronların belalısı, işinize geldi mi patronun ta kendisi!

        Zaten aynen öyle değil miydi…

        Yıllarca gidip ellerini öptüğünüz, olimpiyatlarına kurban olduğunuz, ödüllerini, ananaslarını paylaştığınız, ne istedilerse verdiğiniz, teslimat yapıp teminat olduğunuz, iktidar kürsülerinde ve gazete köşelerinde öve öve bitiremediğiniz, yurtdışı okulları diye bedava gezilerine koştuğunuz, istihbaratın, yargının, polisin ortasına koyduğunuz “Hocaefendi, Hizmet, Cemaat” de birdenbire “Çete, örgüt, Haşhaşi, paralel” olmadı mı?

        Siz tertemiz, iktidar ortağınız “çete”…

        Siz tertemiz, iş ortaklarınız “hesap zamanı”!

        ***

        Ne yüzde 45, ne 50, ne 150 böyle sorumsuzluğa, böyle yanılgı ve yanıltmaya, bunca yalana siyasi meşruiyet verir.

        Ne de felaketlerin sorumluluğunu sık sık üzerine yıktığınız Allah bunca tamah ve günahı affeder!

        Size oy versin, vermesin, işçiler ellerini havaya açarak ölüyor ya…

        Elbet bir duyanı oldu!

        Sadece Soma’da 300 işçi ölmedi…

        12 yılda, “büyüyen Türkiye”de tersanelerde, madenlerde, inşaatlarda, şantiyelerde, atölyelerde, tarlalarda, yollarda, kamyon kasalarında 14 bine yakın işçi öldü, öldürüldü.

        Tersanesinde peş peşe düşmüş işçiler yatarken, Havuz patronlarına askeri gemi ve havuz ihalesi veriyorsunuz.

        Patronlarla kurdele, ihale, havuz üleşip şimdi hesap soruyorsunuz…

        Sonra Hesap Zamanı!

        ***

        Burada çok yazmıştım; iktidar partisinin adı “Kalkınma” değil, “Büyüme” olmalıydı, diye.

        Çünkü “büyüme”de maden büyür, patron büyür, belki istihdam da büyür, ekonomi büyür ama rant büyür, spekülasyon büyür, komisyon da büyür.

        “Kalkınma”da ise, biraz insan, hatta esas insan da büyür.

        Hakiki Adalet ve hakiki Kalkınma olsa, ne Somalı işçiler, ne 12 yılda 14 bin işçi “Adaletsiz Büyüme”nin kudretlileri elinde; iktidarın iskarpinleri ile sermayenin pabuçları altında un ufak olup küçücük kalırdı!

        Büyümeyi hesaplayıp insanın ne kadar küçültüldüğünü hesaplama, yerin altındaki sırat köprülerini umursama, ama gözler sana dönünce Hesap Zamanı olsun!

        ***

        Can Yücel’in o (marşlaşmış) şiiri şöyle biterdi:

        Şaltere uzanıyor, Allah’a açılmış o el

        Hava döndü, işçiden işçiden esiyor yel!

        Diğer Yazılar