Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Bundan çok uzun yıllar öncesine gidiyorum... Gözlerimi kapadım... Henüz okula bile başlamamıştım... Aylardan Şubat... Babamın işi dolayısıyla İzmir'deyiz. Haftasonları yapılabilecek en keyifli şeyleri yapıyoruz annemlerle. Gül Teyze, Ünsal, ben ve annem... Buca'dan otobüse binip Konak'a gidiyoruz. Önce sinema, sonra pizza keyfi ve en son Kemeraltı gezisi... Çok kalabalık olduğunu anımsıyorum. Yanımda Ünsal... Anneme bakıyorum ama göremiyorum. Gül Teyze'ye bakıyoruz, o da yok. Ünsal ile kaybolduk! Bağıra bağıra "Anne" diyoruz ama duyan yok... Bir esnaf amca görüyor bizi ve elimizden tuttuğu gibi karakola götürüyor. Beklemekten sıkılıyoruz karakolda, polisler sürekli soru soruyor... Derken annemleri kapıda görüyoruz ve ağlayarak onlara doğru koşuyoruz! İnternette çok dolaşan yazıda söylendiği gibi "Kemeraltı'nda bir kez bile kaybolmadan İzmirli olunmuyor"...

İZMİR'İN KALBİ

Kemeraltı böyle bir yer işte. İzmir'in kalbi. Yine anıların olduğu yerdeyim. Üniversite yıllarında çocukluk arkadaşım Şaziye ile, en yakın dostum Aycan ile gidip kendimizi bulduğumuz yer yine Kemeraltı oluyor. Yaramazlık yapmadığımızda ödülümüz Kemeraltı'nda ya pizza ya da döner yemekti. Bu kez ödülü annem değil kendim veriyorum kendime... Kendimi Konak Meydanı'nda, o meşhur saat kulesinin önünde buluyorum. Hayır! Buluşma noktası burası değil tabii ki. Kemeraltı... Saat kulesine sırtınızı verip yürümeye başladığınızda Kemeraltı'na girmiş bulunuyorsunuz. Nereye giderseniz gidin yolun nereye çıkacağını tahmin edemezsiniz. Hep karışık gelmiştir bana ve her zaman girdiğimde kaybolurum oralarda. Ama mutlaka uğradığım ve anımsadığım noktaları vardır elbet. Mesela dünyanın en güzel karadut şerbetini burada içebilirsiniz. Sonra eğer mevsim kışsa harika sahlepten tadabilirsiniz. Daha sonrasında İlyas Gönen'i bulursanız değmeyin keyfinize. Çünkü burada Türk kahvesinin pek çok aromalı halini bulmanız mümkün. Eğer İlyas Gönen'i görürseniz, kakuleli Türk kahvesini size mutlaka tattıracaktır. Damla sakızlı, hindistan cevizli, çikolatalı ve vanilyalı çeşitleriyle harika kokusuyla ağır ateşte pişmişse harika! Denemeye değer...

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN

KAPALIÇARŞI'YI ANDIRIYOR

Sağlı sollu giyim mağazaları, yiyecek mağazaları biraz Kapalıçarşı'yı biraz da Mısır Çarşısı'nı anımsatıyor Kemeraltı'nın. Burası tarihin en eski zamanlarından beri de ticaretin kalbi konumunda. Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır, pekçok insan gerek yaşamsal öneme sahip gereksinimlerini karşılamak, gerekse kültürel açıdan önem verdikleri şeyleri bulabilmek için buraya gelirler. Kemeraltı, tarihi açıdan son derece önemli bir yere sahip, bu nedenle tur şirketleri buraya geziler düzenliyor.

BİRAZ TARİH

İzmir Limanı Kemeraltı'nda bulunan Hisar Camii'nin olduğu kısma kadar geliyormuş. Eski bir esnafın anlattığına göre Frenk tüccarların dükkanları da vardı bu bölgede.

İpek Yolu'nu takip eden deve kervanlarıyla İzmir'e getirilen mallar bu hanlara indirilmekte, Ceneviz tüccarları aracılığı ile de limandan gemilere yüklenerek ihraç

edilmekteydi. Şu anda da tarihten farksız olarak ticaretin olduğu bir bölge Kemeraltı...

KIZLARAĞASI'NA UĞRAMADAN OLMAZ

Kemeraltı'nda güzel bir yer var. Ney sesleri çekiyor sizi kendisine ilk önce. Kalabalıkta kurtulmanın en güzeli o ney sesine ayak uydurup yürümek bence. Burası Kızlarağası Hanı! Mutlaka gidilesi, avlu kısmında lokumla ikram edilen Türk kahvesini içilesi bir yer. Hem ney dinleyip hem dinlenmek için ideal. Üniversiteye ilk başladığım yıllarda İzmirli olmayan arkadaşlarımı getirdiğim ilk yer olan Kızlarağası kendisine gerçekten de hayran bırakıyor. Acı kahve, tütsü kokuları yüzünüze çarpar avluya girmeden önce. Etrafınızda sağlı sollu antika dükkanları bulursunuz. İsmine aşık olası bir yerdir aslında. Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir ayrıca. Çalışan müzikleri duyunca sanki farklı bir dünyaya gitmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Dünyanın öbür ucunda başka bir mekâna!

Han'ın inşa kitabesindeki tarihe göre 1744 yılında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılmış. Alt katı alışveriş, üst katı da konaklama için kullanılmış zamanında...

AYCAN VE HAVVA İLE FİNCANDA PİŞEN KAHVE KEYFİ

Kemeraltı ve Kızlarağası gerçekten de kahve diyarı! Üstelik midenizi de yormuyor. Han'dan çıkınca doğru yol alıyoruz biraz ilerideki kahve yerlerine. Burada fincanda pişirlen kahvelerden tatmadan olmaz. Bir türlü mantığını anlayamamıştım eskiden. Fincan ateşin üzerinde nasıl çatlamıyor? Osmanlı usülü olduğunu anlatıyor kahve yapan kişilerden biri. Hatta eskiden taş işçileri üşümemek için yaktıkları mangal ateşine fincanlarını sürerek kahvelerini kül içerisinde pişirirlermiş. Hem taş kesip, taş oymacılığı yaparken hem de kahvelerini içerlermiş. Bu iş için ayrıca bir cezve kullanmazlarmış. O dönemde kahveler deve sırtında Yemen'den getirilirmiş. Kahvelerimizi yudumladıktan sonra burada fal baktırmadan dönmek de olmaz. O kadar çok fal bakan insan var ki! Gönlünüzden ne koparsa verip, adeti yerine getiriyorsunuz...

Bu arada Kemeraltı Kızlarağası Hanı çıkışında 25 yıl önce ''fincanda kahve pişirmeye'' başlayan ''Şükrü Bey'in Yeri''nde binlerce yabancı turisti ağırlayan Şükrü Bertan, önce markasını tescil ettirdi, sonra da fincanda pişen Türk kahvesi için patent başvurusunda bulundu.

KAHVENİN PÜF NOKTASI

25 yıllık bu kahveyi pişiren kişi olarak Bertan'dan bazı tüyolar alıyoruz. 3 çay kaşığı kahve, 1 çay kaşığı şeker ve fincanı dolduracak kadar su ile pişirilen kahve 45 saniyede hazır oluyor. Bu kahvenin müdavimleri ise sadece İzmirliler değil. Yabancı turistler arasında bu lezzeti en çok Yunanlılar tercih ediyor.

Kahvenin tadı damağımızda kalmışken Aycan ve Havva'dan bir öneri geliyor... Pasaporta yol alıyoruz Kemeraltı'nı ardımızda bırakarak... Uçağın kalkmasına iki saat kalmışken bir de Kordon keyfi yapmadan olmaz...

begumcelikkol@haberturk.com

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar