Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Oksijen = Finansman: Sanayi nefes istiyor
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Ekonomi yönetiminin son iki yıldır verdiği büyük mücadele belli: Enflasyonu düşürmek, fiyat istikrarını yeniden tesis etmek ve ekonomiyi daha dengeli bir zemine taşımak.

        Ancak her dezenflasyon programının kaçınılmaz bir yan etkisi vardır: Bir yerde talep soğurken, başka bir yerde üretim zorlanmaya başlar.

        İstanbul Sanayi Odası’nın haziran ayı meclis toplantısında verilen mesaj tam da buydu.

        İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, konuşmasının merkezine tek bir kavram yerleştirdi: Oksijen.

        Ama burada kastedilen oksijen hava değil, finansmandı.

        “Sanayicinin oksijeni finansmandır” dedi.

        Ve aslında yalnızca bir sektörün şikâyetini değil, ekonomi politikasının bundan sonraki kritik eşiklerinden birini tarif etti.

        Üretim sıkı para politikası ile Çin arasına sıkıştı

        Faiz artırmak, kredi büyümesini sınırlamak, iç talebi yavaşlatmak…

        Bütün bunlar enflasyonla mücadele programının doğal araçları.

        Sorun şu ki, her durgunluk döneminden ihracat kanalına ağırlık vererek çıkan sanayi kesimi bu kez dış pazarlarda yıkıcı bir rekabetle karşı karşıya. İhracatını çok sınırlı artırabiliyor. Çin ile rekabet edemeyen sadece Türkiye değil dünya ülkeleri de.

        Denilebilir ki, sanayi içeride dezenflasyon politikası ile dışarıda Çin’in amansız rekabeti arasına sıkıştı.

        Dolayısıyla enflasyonla mücadele araçları ne kadar uzun süre devrede kalırsa üretim cephesinde maliyet o kadar ağırlaşıyor.

        500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nda durum

        İSO’nun açıkladığı son 500 Büyük Sanayi Kuruluşu verileri bunun işaretlerini veriyor.

        Üretimden satışlar yüzde 2.1 ile yeniden reel büyümeye dönmüş durumda.

        İhracat artıyor ama çok sınırlı. İç pazardan doğan boşluğu dolduracak kadar değil.

        Savunma sanayi ise yükseliyor ve 10 milyar dolarlık ihracatı yakaladı.

        Sanayi cepten yiyor

        Ama bilançonun alt satırına bakınca başka bir hikâye çıkıyor:

        Karlılık hâlâ tarihsel ortalamaların belirgin şekilde altında. Son 10 yıllık ortalaması yüzde 6.8 dönem karının net satışlara oranı 2025’te yüzde 3.4. 2024’teki yüzde 2.4’lük orana göre iyileşme var ama uzun vadeli ortalamanın henüz yarısında.

        Daha çarpıcısı, faaliyet kârının yüzde 85 gibi çok büyük bölümü finansman giderlerine gidiyor.

        Bir başka ifadeyle sanayi çalışıyor ama güç depolayamıyor. 2024’te yüzde 52.1 olan borç/özkaynak oranı 2025’te 3 puanlık azalmayla yüzde 49.1’e indi. Oran 2023 yılında yüzde 54.5 düzeyindeydi. Bir anlamda sanayi cepten yiyor. Bu veriler de 500 Büyük Sanayi kuruluşuna ait.

        Büyüklerin hızı kesilmekle birlikte hala koşuyor ama ciğerleri dolmuyor. Ya orta ölçekliler ve küçükler?

        “Sanayi için ayrı bir nefes hattı açın.”

        Toplantının en dikkat çekici tarafı, masadaki isimlerdi.

        Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank ve Türk Eximbank genel müdürleri aynı salondaydı.

        Bu tablo önemli. Çünkü verilen mesaj faizlerin hemen düşürülmesi çağrısı değildi.

        Mesaj şuydu: “Sanayi için ayrı bir nefes hattı açın.”

        Yani genel para politikası sıkı kalabilir ama üretim tarafına seçici bir finansman kanalı oluşturulabilir.

        Özel kredi paketleri…

        Uzun vadeli kaynak…

        İhracata daha kolay erişim…

        Eximbank limitlerinin artırılması…

        Teminat yükünün azaltılması…

        Konuşmanın bütün satır araları aynı noktaya çıkıyor.

        Asıl risk: Kârsız sanayinin geleceği finanse edememesi

        Bir ekonomi tüketimle büyüyebilir. Ama bir süre.

        Bir ekonomi hizmetlerle de büyüyebilir. Ama bir dönem.

        Fakat kalıcı refah üretmek için sanayinin sermaye biriktirebilmesi gerekir.

        Bugün Türkiye’nin önündeki mesele sadece yüksek faiz değil.

        Daha derin mesele şu: Sanayici elde ettiği kârın yüzde 85 gibi önemli bölümünü finansmana ayırıyorsa yeni makineyi kim alacak?

        Yapısal dönüşümü nasıl yapacak?

        Dijital dönüşümü kim finanse edecek?

        Verimlilik yatırımını kim yapacak?

        İhracat pazarını kim koruyacak?

        İşte İSO’nun verdiği mesaj tam burada önem kazanıyor.

        Çünkü oksijensiz kalan bugün için sanayi ve şirketler olabilir.

        Ama bir süre sonra yatırımlar olur.

        Ardından üretim.

        Sonra büyüme.

        Ve en sonunda ülkenin rekabet gücü etkilenir.

        Yaklaşan tartışma

        Ekonomi politikalarında bazen en zor karar, sıkılığı ne zaman gevşeteceğini bilmek değildir.

        Kimin nefesinin önce kesildiğini görebilmektir.

        Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır” cümlesi de tam bu yüzden sıradan bir slogan değil, yaklaşan tartışmanın erken ilanıdır.

        Ve o tartışmanın adı şudur: Enflasyonu düşürürken üretimin ciğerlerini ne kadar zorlayacağız?

        Son söz: Tüketim bugünü büyütür, üretim yarını kurar.” Peter Drucker