İSO'nun açıkladığı 2025 yılı Birinci 500 Büyük ve İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sonuçları, yalnızca şirket bilançolarını değil, Türkiye sanayisinin yarım asırlık bir üretim modelinin sınırlarına ulaştığını ve bir yol ayrımına geldiğini haber veriyor Üretim artmıyor, kârlılık eriyor, özsermaye zayıflıyor, borçlar artıyor.
İlk bakışta bütün oklar yüksek faizleri gösteriyor. Oysa faiz, görünen neden. Asıl sorun ise çok daha derinde yatıyor. Türkiye'nin yaklaşık yarım asırdır büyük ölçüde aynı üretim modeliyle yol almaya çalışmasının sınırları zorlanıyor.
Fiyatlar büyüyor, üretim değil
1980'lerde Türkiye ekonomisi önemli bir yön değişikliği yaptı. İthal ikameci sanayiden çıkılarak ihracata dayalı büyüme modeline geçildi. O dönemin şartlarında bu büyük bir dönüşümdü.
Türk sanayisi dünya pazarlarına açıldı. Kaliteyi yükseltti, ihracat yaptı, ölçek büyüttü. 1980'de 3 milyar dolar olan ihracat bugün 300 milyar dolar eşiğine ulaştı.
Ancak aynı model, geçen yaklaşık 45 yılda büyük ölçüde değişmeden devam etti.
Oysa dünya yerinde durmadı.
Türkiye ise savunma sanayi dışında hâlâ büyük ölçüde orta teknolojiye dayalı, maliyet avantajıyla rekabet etmeye çalışan üretim anlayışını sürdürüyor.
İSO'nun açıkladığı veriler de artık bu modelin zorlandığını gösteriyor.
İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu'nun üretimden satışları yüzde 25.7 arttı. Ancak ÜFE’nin geçen yıl yüzde 25.4 olduğu dikkate alınırsa bu artışın hemen tamamı enflasyondan kaynaklanıyor. Reel anlamda üretimde bir büyüme yok.
Birinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu'nda olduğu gibi ikinci grupta da sanayi daha fazla üretmiyor, daha pahalı üretmek zorunda kalıyor.
Faiz kârı aldı götürdü
Şirketlerin faaliyet performansı aslında tamamen bozulmuş değil.
Fakat yüksek faiz ortamı bütün dengeyi değiştiriyor.
2025 yılında finansman giderleri yüzde 45 artarak 138 milyar liraya çıktı.
Buna karşılık dönem kârı yalnızca 46 milyar lira oldu. Yani şirketlerin elde ettiği kârın yüzde 86'sı finansman giderlerine gitti.
Birinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu'nda bu oran yüzde 84'tü.
Ya finansman maliyetleri yüksek ya da şirket karları çok düşük. Belki de ikisi birden.
Bu tablo doğal olarak dikkat çekiyor. Ancak burada durursak da eksik analiz yapmış oluruz.
Sorun yalnızca faiz değil
Faiz yüksek. Bunun tartışılacak tarafı yok. Ancak yüksek faiz tek başına sanayinin bugünkü tablosunu açıklamaya yetmiyor.
Şirketlerin esas sorunu kâr marjlarının daralması. Yüksek enflasyon;
Buna karşılık satışlar aynı hızla artamıyor.
Sonuçta şirket hem içeride hem dışarıda sıkışıyor. Maliyet artıyor, satış zorlaşıyor, kâr eriyor.
500 şirket, sadece 1 milyar dolar kâr
İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu'nun toplam dönem kârı 46 milyar lira. Nominal artış yüzde 34. Enflasyondan arındırıldığında ise reel olarak anlamlı bir artıştan söz etmek güç.
Daha çarpıcı olan ise dolar karşılığı. 500 büyük sanayi kuruluşunun bir yılda elde ettiği toplam kâr yaklaşık 1.1 milyar dolar. Bugün küresel ölçekte tek bir teknoloji şirketinin birkaç haftada kazandığı kadar.
Bu büyüklük, Türkiye sanayisinin yatırım kapasitesi açısından düşündürücü.
Çünkü kâr düşükse yatırım da sınırlı kalıyor. Teknoloji yatırımı erteleniyor, verimlilik artmıyor, rekabet gücü aşınıyor.
Şirketler cepten yemeye başladı
Bilançoların en dikkat çekici tarafı ise özkaynaklarda yaşanan erime.
2024 yılında şirket kaynaklarının yüzde 55.2'sini özkaynak oluşturuyordu. 2025 sonunda bu oran yüzde 48.2'ye geriledi. Yaklaşık 7 puanlık düşüş, aynı zamanda borçların bu ölçüde arttığını gösteriyor.
Yani şirketler büyüyerek sermaye biriktiremiyor. Kazandığını işletmeye koyamıyor. Borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Sanayinin geleceği açısından belki de en kritik gösterge bu.
Kaçırılan üç büyük fırsat
Türkiye sanayisinin bugünkü sorunları aslında yeni değil. Son çeyrek yüzyılda üç önemli dönemeç yaşandı.
Artık yeni perde açılmalı
Bugün enflasyonla mücadele büyük ölçüde para politikası üzerinden yürütülüyor. Bu gerekli ancak yeterli değil.
Türkiye'nin artık üretim tarafına geçmesi gerekiyor. Çünkü rekabet gücü yalnızca kurla kazanılmıyor. Faizle de kaybedilmiyor. Asıl belirleyici olan verimlilik. Bunun için;
Aksi halde büyüme yeniden hızlansa bile bugünkü sorunlar birkaç yıl sonra tekrar önümüze gelecek.
Sanayinin dört dönüm noktası
Şimdi yeni bir dönüm noktasının eşiğindeyiz. Ancak siyasi ve jeopolitik konjonktür buna şimdilik buna elverişli olmasa da içinde bulunduğumuz gerçek değişmiyor. Türkiye'nin önümüzdeki 10 yılının büyüme hızını, yeni bir sanayi dönüşümünü başlatıp başlatamayacağı belirleyecek.
İkinci büyük dönüşüm neyi hedeflemeli?
Türkiye 1970’lerde ekonomide çok yönlü yaşadığı tıkanıklığı 1980’lerde dışa açılarak ve ihracata yönelerek aştı.
Şimdi yaşanan tıkanmayı da, tek başına daha fazla krediyle daha yüksek kurla daha düşük faizle aşamayız. Ama daha yüksek verimlilik, daha güçlü teknoloji ve daha yüksek katma değerle üretimin niteliğini değiştirerek pekala aşarız. Ama bugün ama yarın…
Çünkü uzun vadede ülkelerin refahını belirleyen, finansman maliyeti değil üretkenlik kapasitesidir.
Son söz: "Verimlilik her şey değildir ama uzun vadede neredeyse her şeydir." Paul Krugman