Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Yeni nesil sanayi stratejisi
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan aylık meclis toplantısında belki de son yılların en önemli ekonomik uyarılarından birini yaptı.

        Toplantının başlığını tek cümlede koydu: "Türkiye'yi bekleyen tehlike: Erken sanayisizleşme."

        Bu kavram ilk bakışta akademik gibi duruyor. Oysa Türkiye ekonomisinin önümüzdeki 10 yılını hatta daha uzun vadesini belirleyecek kadar önemli.

        Çünkü mesele birkaç fabrikanın kapanması değil, üretim kültürünün aşınması, rekabet gücünün kaybolması ve kalkınma modelinin yaşlanmasıdır.

        Her modelin bir ömrü var

        Cumhuriyetin ilk yıllarında kamu ağırlıklı bir sanayi kurduk. 1950 sonrası özel sektör üretimi devralmaya başladı. İthal ikameci sanayi, koruma altında 1980’e kadar geldi. İlk reformda bu model terk edilerek ihracata yönelindi.

        Organize sanayi bölgeleri kuruldu. Anadolu sanayisi doğdu. Bugün dünyanın dört bir yanına ihracat yapan şirketlerin büyük bölümü o dönemin ürünüdür.

        Bu model Türkiye'yi 36 milyar dolarlık milli gelirden 1.6 trilyon doların üzerine taşıdı.

        Ancak her modelin bir ömrü vardır.

        Çin ne yaptı?

        Son 20 yılda üretimin kuralları yeniden yazıldı.

        Çin sadece ucuz işçilik ülkesi olmaktan çıktı. Yapay zekâya yatırım yaptı. Robotik üretime geçti. Elektrikli araçlarda lider oldu. Batarya teknolojisini geliştirdi. Devlet-sanayi koordinasyonunu güçlendirdi. Sonuç ortada.

        TİM Başkanı Mustafa Gültepe'nin İSO Meclisi’nde verdiği rakam çarpıcı: "20 yıl önce Çin'in küresel üretimdeki payı yüzde 5'ti. Bugün yüzde 35'in üzerine çıktı."

        Bu tesadüf değil. Uzun vadeli sanayi politikasının sonucu.

        Biz neden geride kaldık?

        Asıl soru bu. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan'ın tespiti çok net: Türkiye klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet ekonomisine yöneliyor.

        Yani gelişmiş ülkelerin ulaştığı noktaya, onların geçtiği yolu tamamlamadan gitmeye çalışıyor. Bu nedenle "erken sanayisizleşme" kavramını kullanıyor.

        Çünkü gelişmiş ülkelerde sanayinin milli gelir içindeki payının azalması doğal. Onlar yüksek teknolojiyi kurduktan sonra hizmet ekonomisine geçti.

        Türkiye ise henüz yüksek teknolojili üretim tabanını oluşturamadan sanayinin ağırlığını kaybetmeye başlıyor.

        Bu ikisi aynı şey değil.

        Asıl alarm sosyolojik

        Bahçıvan'ın konuşmasında bence en çarpıcı bölüm ekonomi değil, toplum psikolojisiydi. Sanayicilere artık şu soru soruluyor: "Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?" Bu cümle tek başına bile büyük bir değişimi anlatıyor.

        Eskiden fabrika kurmak başarı hikâyesiydi. Bugün sanayi, yüksek riskli, yorucu ve geleceği belirsiz bir faaliyet olarak algılanıyor. Özellikle de pandemi sonrası dönemde.

        Birçok genç üretim yerine yazılım, finans, ticaret ya da sosyal medya girişimciliğini tercih ediyor.

        Aileler çocuklarını tornanın başına değil, ekranın başına veya masa başına yönlendiriyor.

        Oysa üretim kültürü kaybedildiğinde onu yeniden oluşturmak nesiller alıyor.

        Bu açıdan Bahçıvan'ın şu uyarısı çok önemli: "Teknoloji satın alınabilir, finansman bulunabilir. Ama üretim kültürü kaybedildiğinde kısa sürede yeniden inşa edilemez."

        Tek sorun faiz değil

        İSO Meclisi’nde TİM ve MÜSİAD başkanlarının da katıldığı bir panel vardı. Üç kurum da farklı cümlelerle aynı noktaya geliyor.

        TİM Başkanı Mustafa Gültepe, Çin’in başarısına dikkat çekerek “Bir şeyleri demek ki iyi planlamışlar” dedi ve ekledi:

        “Bizlerin yaşadığı zorluk rekabetçiliği koruyamamamızdan. Bunu koruyabilseydik dünya ihracat ve üretiminden aldığımız pay artardı. Ancak geriliyor. Dünya üretiminden aldığımız pay yüzde 0,6’den 1,2’ye çıktı, şimdi 0,9’a indi.”

        MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir ise daha farklı bir pencere açıyor. Sorunun yalnızca finansman olmadığını söylüyor. Ucuz para döneminde kaynakların önemli bölümünün verimlilik artışı sağlayacak yatırımlara yönelmediğini sorguluyor.

        Özdemir “Biz MÜSİAD olarak 6 aydır atıl kapasite üzerine çalışıyoruz. Ülkemizde zamanında kurulan ancak vasfını yitirmiş ciddi tesisler var. Bu fabrikalar ya anlamsız büyüklükte inşa edilmiş ya da söz konusu talep ortadan kalkmış. Plansız sanayileşme var. Bu da atıl kapasite oluşturdu” dedi.

        Üç farklı kurum, üç farklı kişi ama ortak nokta aynı.

        Türkiye'nin artık sadece para politikasına değil, yeni bir sanayi politikasına ihtiyacı var.

        YTAK ve HIT-30 varken daha ne isteniyor?

        Denilebilir ki Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) Programı, HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (UYZS), 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi, Anadolu Sanayi Koridorları gibi çok önemli adımlar atıldı, teşvikler ve finansman kaynakları oluşturuldu.

        Daha ne isteniyor?

        Bunun yanıtını yine İSO Başkanı Bahçıvan verdi: “Bu anlamda hakkımızı teslim etmemiz gerektiğini kabul etsek de daha fazlasına ihtiyacımız olduğu açık. Daha net ifade etmem gerekirse Türkiye’nin bugünkü en temel ihtiyacı, sanayi sektörünün ana yapısal sorun ve ihtiyaçlarına bütünlüklü şekilde, uzun vadeli bir bakış açısıyla yanıt verecek kapsamlı bir sanayi politikası çerçevesidir.”

        Bugünün rekabet kaybı yarının refah kaybı

        1980'lerin hikâyesi ihracattı, 2000'lerin hikâyesi mali disiplindi. 2020'lerin ikinci yarısının hikâyesi ise verimlilik olmak zorunda.

        Çünkü bundan sonra ülkeler ucuz işçilik, ucuz kredi ve düşük kurla değil; bilgi, yapay zekâ ve verimlilikle yarışacak. Türkiye'nin yeni sanayi devrimi de işte burada başlayacak.

        Erken sanayisizleşme, birkaç fabrikanın ya da 300-500 tesisin kapanması değildir. Bir ülkenin gelecekte fabrikalarının hiç kurulmamasıdır. Bugün tartışmamız gereken tam olarak budur.

        Enflasyonu elbette düşüreceğiz, mali disiplini elbette koruyacağız.

        Ancak bunların üzerine, uzun soluklu bir "Yeni nesil sanayi stratejisi" inşa edemezsek bugünün rekabet kaybı yarının refah kaybına dönüşecektir.

        Çünkü sanayi, yalnızca bugünün üretimi değil; yarının teknolojisi, istihdamı ve bağımsızlığıdır.

        Son söz: "Bir ülkenin rekabet gücü, şirketlerinin üretkenliğine bağlıdır." Michael Porter