Kiminin parası kiminin gençliği
Almanya yapımı Netflix filmi ‘Cennete Yakın’ (Paradise), bilimkurgu edebiyatı ve sinemasında daha önce de karşımıza çıkan bir temaya sahip… Söz konusu temayı ‘Bir yanda paranın gücüyle satın alınan ileri teknoloji; diğer yanda para için gençliğini, bedenini ve sağlığını satanlar’ diye özetlemek olası.
İlk iki sahne, hikâyeyi değil ama filmin temel meselesini net şekilde ortaya koyuyor. Önce Aeon adlı şirketin reklam filmini seyrediyoruz. Reklamda insanların hayallerini gerçekleştirmesinden, ‘zaman bağışı’ndan ve herkesi mutluluğa ulaştırabilecek yeni bir teknolojiden söz ediliyor.
İkinci sahnede, konteyner evde yaşayan bir aileyi görüyoruz. Aeon görevlisi Max Toma (Kostja Ullmann), sığınmacı genci hayatından 15 yılı 700 bin Euro karşılığında başka birine ‘bağışlaması’ için ikna etmeye çalışıyor. Bu parayla ailenin yıllardır beklediği Almanya vizesine kavuşacağını, babanın hayalini kurduğu dükkânı açacağını, gencin de sevgilisiyle evlenebileceğini söylüyor.
İstediği onay imzasını alan Max’ın, ailenin yanından çıktığında, dış dünyadan yalıtılmış bir mülteci kampında yürüdüğünü görüyoruz. Arka fonda ‘yıllarını başkasına satmak’ için DNA örneği verenlerin oluşturduğu kuyruk dikkatimizi çekiyor.
Reklamın ütopya vaatli görsel şıklığı ile kampın distopik gündelik hayatı arasındaki fark, günümüz dünyasını da yansıtan bir durum aslında. İleri teknolojiyi satın alarak hayat kalitesini yükseltenler ile açlık, barınma ve güvenlik sorunlarını dahi çözemeyen insanların aynı gezegende yaşadığı bir gerçekliğin içindeyiz sonuçta...
Filme dönersek, Aeon’un tam olarak ne yaptığını reklamda değil ama mülteci kampında daha iyi anlıyoruz. Başka insanların ‘ömründen yılları satın alabileceğiniz’ ileri teknolojiyi pazarlayan bir şirket Aeon… ‘Bağış’ dedikleri satış tabi ki… Reklamda sözü edilen ‘hayaller’ ise trajik ironiyi yansıtıyor. Kimileri gençleşerek, kimileri aniden yaşlanarak ulaşıyor hayallerine. Kimilerinin parası, kimilerinin ise sadece gençliği var. Dolayısıyla, ‘Cennete Yakın’da ütopyadan ziyade distopyanın içindeyiz.
İşin içinde ‘karşılıklı rıza’ya dayalı, ‘alan memnun satan memnun’ diyebileceğiniz türden bir anlaşma olsa dahi, insanın içini ürperten bir teknoloji bu… Özellikle de gelir dağılımı uçurumunun giderek büyüdüğü bir dünyada ne anlama gelebileceğini ve gençliğinden başka elinde satacak şeyi kalmayan insanların sayısının ne kadar çok olduğunu düşündüğünüzde… İşte tam da bu nedenle, söz konusu teknolojinin büyük tepkilerle karşılaştığını, hatta Aeon’un bazı terörist grupların hedefi olduğunu görüyoruz.
Aeon’da ayın elemanı seçilen Max’in doktor eşi Elli’nin (Marlene Tanczik / Corinna Kirchhoff) 40 yıl yaşlanmasıyla sonuçlanacak ‘bedensel haciz’ kararı çıktığında, sorunun sadece yoksullarla ilgili olmayabileceğini keşfediyoruz. Çünkü filmin geçtiği dünyada ‘ömrünüzün yıllarını’ daha iyi bir hayat arzusuyla bankadan alınan krediye teminat olarak gösterme şansınız da var… Özetle yönetmen Boris Kunz’un Simon Amberger ve Peter Kocyla ile birlikte yazdığı senaryo; daha en baştan çarpıcı bir kapitalizm metaforu sunuyor önümüze… Ayrıca film boyunca Avrupa’daki kamplarda yaşayan sığınmacıları ve çocuk yaşına dönecek kadar gençleşenleri göstererek, bu teknolojinin küresel ölçekte büyük bir sömürüye dönüşme potansiyeli olduğunun da altını çiziyor.
‘Cennete Yakın’ın gerilim ağırlıklı bir film olduğunu fazla gecikmeden belirtmek gerek. Sözgelimi, hikâye belirli bir noktadan sonra bir kaçıp kovalamacaya dönüşüyor. Kuşkusuz belirli oranlarda aksiyon öğeleri de var. Ayrıca hikâye sürprizler üzerinden gelişiyor. Dolayısıyla, her şeyden önce bir tür filmi seyrediyoruz.
‘Cennete Yakın’ sadece kapitalizm ve küresel sömürü eleştirisi üzerinden ilerlemiyor. Max ile Elli’nin trajik hikâyesi üzerinden söz konusu teknolojinin vicdani, ahlaki boyutunu mercek altına alan bir film seyrediyoruz.
Filmin en sevdiğim yanı da bu vicdani ve ahlaki meseleyi öne çıkarması oldu. İlk bölümde Aeon şirketinin bir çeşit halkla ilişkiler ve kurumsal imaj çalışması kapsamında Nobel ödüllü bir grup bilim insanını gençleştirdiğini görüyoruz. Şirketin sahibi Sophie Tiessen (Iris Berben) bu sayede, bilim insanlarının insanlığa daha uzun hizmet edeceklerini öne sürüyor. Peki, ya işin vicdani ve ahlaki boyutu? Film hiç detayına girmiyor ama kabul eden bilim insanlarının bu durumu nasıl içlerine sindirdiğini anlamak kolay değil. Sonuçta, Aeon’a muhalefet edenlerin de söylediği gibi başkasının yıllarını alarak gençleşmek can almaktan farksız aslında. Ayrıca başka bir sahnede, ömürleri giderek uzayan zenginlerin küresel ısınmayı artık eskisine oranla daha fazla ciddiye aldığını ve sorunu çözmek için yatırımların arttığının müjdesini veriyor Sophie. Yoksulların canı pahasına gelecek küresel ısınma çözümünün nasıl bir müjde olduğunu anlamak da zor.
Aeon’un elemanı olarak zor durumdaki genç insanları yıllarını satmaya ikna etmeye çalışan Max ve Hipokrat yeminli tıp doktoru olan Elli de belirli bir noktadan sonra ahlaki ve vicdani ikilemler yaşıyorlar. Aeon için çalışan ve onların peşine düşen ekibin başındaki iki güvenlik görevlisinin (Lorna Ishema ve Numan Acar) arasındaki konuşmalarda da aynı ahlaki tartışma sürüyor. Film, ahlaki değerlerin ötesinde insanların gençleşme ve daha uzun süre hayatta kalma arzularının sınırlarına da odaklanıyor. Daha uzun yaşama içgüdüsü ile vicdan ve ahlakın çeliştiği kritik anlarda insanların nasıl kararlar alabileceğini inceliyor. Ve bu noktada filmin duygusal değil gerçekçi ve karamsar olduğunu söylemekte fayda var.
Filmin bir başka önemli artısı karakterleri iyiler ve kötüler olarak kesin çizgilerle birbirinden ayırmaması. Max ve Elli için de geçerli bu durum… Kaldı ki, ‘Cennete Yakın’da sürprizler bazen karakterlerin beklentilerimizin dışındaki davranışlarıyla geliyor. Film hiçbir karakteri yüceltmiyor, kahramanlaştırmıyor. Aeon’a son derece haklı gerekçelerle karşı çıkan örgütün terör ve şiddeti çözüm olarak görmesinden de rahatsız oluyoruz.
‘Cennete Yakın’ın sevmediğim yanı, Max ve Elli’deki karakter değişim eğrilerinin pek yerine oturmaması… Her ikisi de filmin kritik anlarında sürpriz kararlar alabiliyor; beklemediğimiz eylemlere girişebiliyorlar. Senaryoda hoş bir numara var aslında. Max ve Elli, birbirlerine ters karakter değişimleri yaşıyorlar. Davranışlarının ardındaki mantığı ve nedenselliği elbette görebiliyoruz ama motivasyonlarını ve psikolojilerindeki değişim yeterince iyi anlatılamıyor. Değişimler çok ani ve köşeli oluyor. Özellikle, finalde Max ve Elli’den duygusal olarak uzaklaşıyor; onları anlamakta zorlanıyoruz. İlgiye değer, çarpıcı bir final adına hikâyenin abartıldığını düşünüyorum. Öte yandan, finale doğru Sophie ile kızı arasında geçen konuşmanın çarpıcı ve inandırıcı olduğu kesin.
Bazı etkili anlarına karşın ‘Cennete Yakın’ın insan psikolojisi üzerine derinleşemediğini düşünüyorum. Janr filmiyle karakter dramı ve sosyal eleştiri arasında kalıyor. Buna karşılık, görsel atmosferi, kamera çalışması başta olmak üzere tür filmi olarak üstüne düşeni yapıyor. Olaylar nereye varacak diye izliyorsunuz ama her şey bittiğinde sadece karakterlerin kritik noktalarda aldığı kararlar ve yaptıkları tercihler kalıyor aklınızda. Bilimkurgu sevenlere öneririm. (Netflix)
- Hiperaktif spor filmi42 dakika önce
- 2025'in en iyi 20 filmi51 dakika önce
- Bu da kült olur mu?1 gün önce
- Sinemanın gücüne övgü11 dakika önce
- Hind Rajab'ın sesini duymak25 dakika önce
- Avatar, nereye kadar gider?44 dakika önce
- Başarılı bir ilk film16 dakika önce
- Soğuk ve insan sevmez bir film4 hafta önce
- Bal, tereyağı ve ekmek peşinde1 ay önce
- Yılın en iyi filmlerinden biri4 hafta önce