Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Benim sevdiğim tabirle Türk basını ya da daha güncel ismiyle Türk medyası veya en eskilerin deyimiyle Türk matbuatı 2023 yaz aylarına girerken yine önemli bir değişim ve dönüşümün arifesinde…

Bu değişimin öncülüğünü Türkiye’nin şu an tek merkez medyası olma niteliğini taşıyan Ciner Medya yapıyor…

Ne mi o değişim?

Ben bugünden itibaren üç yazı boyunca bunu anlatmaya çalışacağım. Geçmişten bugüne Türk basınının dönüm noktalarını ve köşe yazarlığı modelinin değişim evrelerini size bu yazı dizisinde aktarmaya gayret edeceğim.

Barlas’ın vefatı ve kapanan bir dönem…

Dizinin ilk bölümü tam da Türk basın tarihinin sembol isimlerinden biri olan Mehmet Barlas’ın vefatının ertesine denk geliyor. Kaderin tuhaf bir oyunu ya da acı bir tesadüf diyelim…

Dün Barlas’ın cenazesinin kaldırılacağı Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camii’ne yaklaşırken evden çıktığımda çiseleyen yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlamış, caddeler göle dönmüş, zaten sıkışık olan Beşiktaş trafiği iyice içinden çıkılmaz bir hal almıştı.

Garip, kasvetli, ağır bir hava…

Bir dönemin kapandığının işareti sanki…

Henüz geçen ay açılan görkemli camiinin avlusundan içeri girdiğimde zaman tüneline adım attım adeta…

Bir görünmez el beni aldı, Barlasların Otağtepe’deki meşhur evine ışınladı.

Politikacıların, yazarların, İstanbul’un tanınmış ailelerinin, gazetecilerin yıllar boyu buluşma mekanı olmuş o ev…

Sonra aklıma Bodrum Gündoğan geldi. Barlasların yazlığı…

Epey bir süredir gitmişliğim yok ama bundan 8-9 sene öncesine kadar hem İstanbul hem Bodrum’da ne çok anımız var…

Canan ve Mehmet Barlas’ın ev sahipliği dillere destandı. Uzun masada önce yemek yenir sonra Mehmet Abi’nin seçtiği müzikler dinlenir, sohbetler edilirdi.

Bir genel kültür abidesiydi Barlas. Her konuda konuşabilirdiniz onunla. Müthiş güler yüzlü, sakin, hatırnaz…

Babamın cenazesine ilk gelenlerden olmuş, aynı gün Sabah Gazetesi’nde babamla ilgili müthiş anlamlı bir yazı yazmıştı. O yazı hala kütüphanemin başköşesinde durur…

Son yıllarda görüşmüyorduk. Bazı siyasi ve toplumsal meselelerde ayrı düşmüştük. Ben Mehmet Barlas’ı özgürlükçü-demokrat bir yazar olarak tanımış ve sevmiştim. Fakat özellikle son 5-6 senedir liberalizmi tamamen bir kenara atmıştı. Liberal-demokrat düşüncenin modası geçmişti ona göre. Tüm bunlara rağmen bendeki yeri ayrıydı Mehmet Barlas’ın.

Farklı güç dengelerinin arasında yükselen köşe yazarlığı müessesesi

Barlas gazeteciliğin ve özellikle köşe yazarlığının çok etkili olduğu bir dönemin insanıydı. Tıpkı Uğur Mumcu gibi 1942 doğumluydu. Aynı yaştaki iki yazarın 80’lerde büyük polemikleri vardır.

Çok sayıda güç dengesinin olduğu ve güç dengeleri arasında uyumsuzlukların çok yaşandığı dönemlerde kamuoyunda popüler köşe yazarları adeta özel bir işlev taşıdı Türk basın tarihinde…

Mesela Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün, önce o günün Başbakanı Bülent Ecevit’e sonra da Süleyman Demirel’e giderek ikisinin barışması için çabalayan kişi Mehmet Barlas’tı.

Kenan Evren döneminde Türk Ticaret Kanunu değiştirilecekken yazdığı birkaç yazıyla kanun maddesini değiştirten de Barlas’tı.

Özal döneminde gece yarısı Başbakan ile arkadaşıyla görüştüğü gibi görüşen ve Özal reformlarının kamuoyunda benimsenmesi için adeta “spin doctor”luk yapan da yine o’ydu.

Elbette sadece Mehmet Barlas değil diyebilirim ki 1950’lerden 2010’ların sonuna kadar aslında önemli ve etkili köşe yazarlarının tamamı Türkiye’de bu tarzda çok işlev gördüler.

2010’ların sonunda bir şeyler artık değişmişti…

Fakat 2010’ların sonundan itibaren ve özellikle 2020’lerde aslında gazetelerde bir sayfanın bir köşesini işgal ederek siyasi gündemi yönlendirmek amacındaki köşe yazarlığı kavramı da bitti.

Köşe yazarlığı kurumu bir nevi elektrikli otomobiller çağında şanzıman ustalığı gibi bir meslek olmaya başladı. Hem sosyal medyanın yükselişi ve küresel rüzgarlarla hem de Türkiye’de artık çelişkili güç dengelerinin varlığının hiç olmayışı, monoblok bir devlet düzeninde olmamız sebebiyle bu gelişmeler yaşandı.

Artık motorlu otomobiller yok dolayısıyla arabaların içinde şanzımanlar da yok. Yani artık şanzıman ustalığı da adım adım ölüyor.

Her gün eldivenden merdivene her konuda ahkam kesen köşe yazarlığı da ölen bir iş. Tabii daktiloculuk gibi tamamen bitmiş bir iştir diyemeyiz köşe yazarlığı için ama ölmekte olan diyebiliriz.

Aslında iki zıt kutup gibi gözüken hem iktidar medyası hem de muhalefet medyası aynı akıbeti yaşıyorlar ama sanıyorum farkında değiller. Kendi yankı odalarında çok büyük çoğunluğu hiçbir anlam ve işlev içermeyen şanzıman ustalığına devam ediyorlar.

Türkiye’nin tek merkez medya grubu olan Ciner Medya işte bu düzene haklı şekilde itiraz ediyor.

Artık bir medya grubunda bir AVM’de dükkan kiralar gibi kiralanmış köşeler olmamalı.

O medya grubunda çalışan gazeteciler ve yazarlar belli temalar etrafında öncelikle kimsede olmayan bilginin, haberin peşinde olmalı.

Tarihsel ya da güncel olayların aktörleriyle doğrudan baş başa röportajların peşinde olmalı.

Herkesin yaptığını değil, kimsenin yapmadığını yapmaya çalışmalı.

Her konuda ahkam kesmekse zaten sosyal medyada milyonlarca insan her gün her saat tıpkı dijital öncesi çağdaki köşe yazarları gibi ahkam kesip duruyor.

Gerçek bir merkez medya grubunun gazetecileri de sosyal medya trollerinin yaptığının aynısını yapmaya kalkarsa bunun hiçbir anlam ve önemi olmayacaktır.

Günlerdir herkesin konuştuğu ama ne olduğunu anlayamadığı “Ciner Medya’da neler oluyor?” muhabbetinin özü aslında bu. Yeni dijital çağı ve bu çağın yarattığı yeni medya parametrelerini yakalama çabası.

Bir sonraki yazıda yine geçmişten bugüne örneklerle basın dünyasındaki değişimi size anlatmaya devam edeceğim.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar