Ya önceden yazılmış bir kitap değilsek?
Hayat ‘tabula rasa’ yani boş bir levha gibi nasıl doldurulacağına bizim karar verdiğimiz bir alan mı yoksa yazılıp elimize tutuşturulan bir kitap mı?
John Lock kaderciliğe boş bir levha gibi zihinlerle doğduğumuzu ortaya atarak karşı çıkmıştı. Tek yol göstericinin akıl olduğunu, zihni aklın şekillendirdiğini savunuyordu.
Peki akılla zihni şekillendirmek mümkün ise akılla vücudu şekillendirmek ve ona ömür biçmek neden mümkün olmasın?
Son yazımda ‘Kaderimizi değiştirmek mümkün mü?’ diye sormuş ve kanserin önlenmesi ve tedavisi için fizik tedavi ve bütüncül tıp ile ilgili çalışmalar yapan iki isimden bahsetmiştim.
Fizik tedavi uzmanı Birgül Elmas Oktar ve radyoloji onkoloğu Prof. Dr. Berrin Pehlivan.
Fizyoterapist Birgül Elmas OktarBugün kanseri önlemek ve kansere yakalandıktan sonra iyileşmek üzerine birçok teori, bilgi, görüş ortaya atılıyor ancak kafalar öyle karışık, kaynaklar öyle farklı ki…
Ben 5 yıldır birlikte çalıştığım ve kendini geliştirme çabasına tanıklık ettiğim fizyoterapist arkadaşım Birgül Elmas’ın çizdiği perspektifi bizzat deneyimleyip faydasını gördüğüm için sizinle paylaşmak istedim. Keza Birgül sayesinde tanıdığım Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın çalışmalarının da çok kıymetli ve ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum.
Prof. Dr. Berrin PehlivanFizik tedavi ve klinik pilates bence hakkı yenen bir alan. Hala Türkiye’de bu alana lüks gözüyle bakılıyor. "Olursa iyi olur ama olmazsa da olur" deniyor, genellikle önleyici tıbbın bir parçası olarak kabul edilmediği gibi hastalık geliştikten sonra iyileşme aşamasının da sonuna çoğunlukla kerhen ekleniyor.
Halbuki ben Birgül’le çalışırken doğru şekilde yapılan klinik pilatesin her şeyden önce bağışıklığı güçlendirdiği ve enerji seviyesini yükselttiğini bizzat deneyimledim.
Genel olarak haftada 150-180 dakikalık orta yoğunluklu yürüyüş gibi ya da 75 dakikalık yüksek yoğunluklu koşu ya da bisiklet sürme gibi aktiviteler öneriyor Birgül. Bunların yanında da haftada iki kez kas güçlendirme egzersizleri.
Peki kanseri önlemek için özellikle tavsiye edilen spor var mı?
Evet, çalışmalar vücut ağırlığı ile yapılan egzersizlerin, yüzme, dans ve klinik pilatesin kanser riskini azalttığını ortaya koyuyor.
Bunlar bağışıklık hücrelerinin sayısının artması sağlıyor, zira düzenli egzersiz bu hücrelerin sayısını artırıyor.
Ancak kanser hastaları için daha spesifik yaklaşım şart.
Bazı kanser türlerinde egzersiz tedavinin bir parçası olarak önerilirken bazı durumlarda tam tersi hareket kısıtlamasına gidilebiliyor zira bazı tür kanserlerde yüksek yoğunluklu aktiviteler hastalığın ilerlemesini tetikleyebiliyor. O nedenle doktorun tavsiyesi ile ilerlemek çok önemli.
Ancak şunu hatırlatayım: fizik tedavi birçok kanser türünde tedavi sürecinde çok önemli bir role sahip. Cerrahi operasyonlar sonrası yaşam kalitesini artırmaya yardımcı oluyor, kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini azaltıyor, ağrıyı kontrol altına alıyor.
Mesela sık karşılaşılan bir problem meme kanserlerinde radyoterapi alınırken yaşanan donuk omuz problemi. Birgül gibi fizyoterapistler omuz hareket açıklığını artırmak için tam da burada devreye giriyorlar ve hastaların konforlu şekilde radyoterapi alabilmesini sağlıyorlar.
Kısacası fiziksel aktiviteye ve fizik tedaviye bütünsel bir anlayışla bakmak gerekir. Vücudunuzu sağlıklıyken doğru şekilde çalıştırmak hem fizik hem ruh hem de beyin sağlığını desteklemek açısından büyük fark yaratıyor. Tedavi sürecinde de doğru zamanda doktor tavsiyesi ile yapılan doğru aktivite bağışıklık için en az takviyeler kadar önemli.
Gelelim kanser tedavileri ile ilgili ortaya atılan iddialara... Alternatif tedaviyi öneren, modern tıbba karşı çıkan mı ararsın sadece kemoterapinin belli bir protokolünü takip edip bütünsel tıbbı reddeden mi..
Ortalıkta uzman olarak bilinen ama birbirinden çok farklı şeyler öneren isimler var.
Bizim gibi sıradan vatandaşın kafası nasıl karışmasın…
O nedenle Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın çalışmalarını sizinle paylaşmayı önemli buluyorum zira kendisini kanser çalışmalarına vakfetmiş bir bilim insanı olarak dünya literatürünü nasıl takip etiğini, yurt dışında hangi konferanslara katıldığını ve ne kadar kucaklayıcı bir anlayış benimsediğini görüyorum.
Berrin Hanım modern tıbbı reddedenlere karşı uyarıyor, diyor ki “kanser tedavilerinde bilimsel tıbbın önerdiği cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, akıllı ilaç ve immünoterapilerin dışına çıkmamak gerekiyor. Artık bu tedavilerle tamamen yok edemesek de kanseri kronik bir hastalık haline getirebiliyoruz.”
Peki madem kanser kronik bir hastalık haline geldi o halde neden ölümler devam ediyor?
Pehlivan’a göre bunun birinci sebebi zihnimizdeki kanser algısı... Kanseri ölümle özdeşleştirip teslimiyetçi yaklaşıyoruz. İkinci sebebi ise hastanın ve tümörünün genetik ve immünolojik yani bağışıklık sistemi ile ilgili özelliklerini bilmeden standart tedavilere başlıyor olmamız.
Artık kanserli tümör, bağışıklık sistem hücreleri içerip içermemesine göre soğuk ve sıcak tümör olarak sınıflandırılıyor. İmmün yaklaşım ile sistemik tedavilerin uygulanış şekli değişmeye başladı. Bunlara odaklanmak gerekir.
Ben babamı 12 yıl önce akciğer kanserinden kaybettim. O dönem başta Almanya olmak üzere birçok ülkede kanser tedavilerinde yoğun C vitamini kürü tedaviye destek amaçlı eklenebiliyordu. Biz babam için Almanya’dan bir doktor bulmuştuk, sağlık durumu elvermediği için Almanya’ya götürememiştik ama doktoru buraya getirdik, evde birkaç doz C vitamini kürünü uygulattık fakat babamın hastanede olması gerekiyordu ve o dönem ( bildiğim kadarıyla bugün de hala) standart kanser protokolü dışında hiçbir bütünsel tedavi metoduna izin verilmemişti, kısacası babama hastanede C vitamini kürü alması için izin çıkmadı, çok kısa bir süre sonra da onu kaybettik…
Kanser tedavisinde C vitamini kürünü Berrin Hoca’ya sordum.
“Bugün de maalesef hala aynı” dedi. “Yüksek doz C vitamini dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’de olduğu gibi agresif bir şekilde reddedilmiyor. Halbuki bilimsel çalışmalar özellikle immunoterapi alan hastalarda ve bazı spesifik mutasyonu taşıyanlarda yüksek doz C vitamininin önemini gösterdi.
Bir de işin motivasyon ve inanç kısmı var Nagehan Hanım. Kişinin psikolojik durumu tedavinin başarılı olmasında çok önemli. Motivasyonu artırmak için ne işe yarıyorsa yapmalılar, yoga, reiki, düzenli spor… Ancak kan değerlerini bozacak bir şey yapmamaları gerek. Ya da standart tedavileri bırakıp otlara yönelmek vs gibi yanlışlara düşmemeliler.”
Benim kafamı kurcalayan bir konuda sağlıklı bireylerin doğru beslenmesi meselesi. ‘Sağlıklı gıda, organik gıda’ gibi başlıklar trend haline geldi ama çoğu bana ticari gibi geliyor.
Berrin Hanım’a bu şüphemi de sordum, yani üzerinde organik yazınca o illa organik demek mi? Son dönemde adeta şeytan ilan edilen ambalajlı gıdaları tüketenler bir nevi intihar mı ediyor? Neyi nasıl yiyeceğiz?
Organik konusunda şunları söyledi:
“Türkiye’de organik tarım arazisi alanı çok az. AB standartlarına göre organik tarım için topraktan, nakliyeye ve ambalaja kadar birçok kriterin yerine getirilmesi gerekiyor, bu burada çok zor ve pahalı. Dolayısıyla her ‘organik’ yazan organik değil. Tercih edilecekse Tarım Bakanlığı logolular tercih edilmeli.
Ambalajlı ürünlerden tamamen vazgeçmek çok zor ama tavsiyem markaları sık sık değiştirmek. Aynı ambalajlı peynir ya da sütü tüketmeyelim. Şayet içinde bize zararlı bir şeyler varsa onu devamlı kullanmazsanız vücut kendini yeniler.”
Ben kendimden de biliyorum, vücut aslında bize konuşuyor, iyi gelmeyen gıda ne kadar sağlıklı denirse densin tüketilmemeli. Berrin Hoca bu konuda uyaran az sayıda isimden biri. Genel geçer mucize besinlere karşı, kişinin kendini dinlemesi gerektiğine inanıyor.
Bu arada şayet bütçeniz el veriyorsa besin intoleransı ya da mikrobiyata analizleri yaptırın. Mikrobiyata artık sağlığın şifrelerinin temeli gibi görünüyor. Ancak yaptıramıyorsanız da kendinizi dinleyin. Bize neyin iyi geldiğini en iyi bedeniniz biliyor.
- Benim için 10 Kasım1 ay önce
- Demirtaş çıkar mı?1 ay önce
- Öcalan Kandil'e 'takvimi öne alın' mesajı gönderdi1 ay önce
- Bir eşik daha aşıldı4 hafta önce
- Vicdanlar kabul etmez!1 ay önce
- Köprüler yeniden kuruluyor1 ay önce
- "Bu Trump'ın değil, Blinken'ın planı!"1 ay önce
- Sabaha karşı 2'de Mısır'da kurulan masada neler yaşandı?1 ay önce
- Norman Finkelstein: Gazze soykırımı yalnızca bir devlet projesi değil2 ay önce
- Hamas ne diyecek?1 ay önce