Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Çok değil bundan sadece 5-6 yıl önce başörtülü kadınlar eğitim alma imkânından mahrum bırakılırken, yahut sırf başörtülü oldukları için mesleklerini icra etmeleri yasaklanırken sık sık şöyle cümleler kurulurdu: “Başörtülülere de karışmayın, başı açıklara da. Kadınların başının dışındakilere değil, başının içine bakın. Kadınları tesettürleri nedeniyle yasaklamayı, açıklıkları üzerinden tahkir etmeyi bırakalım.”

Bu ifadeler o günlerde ileri görüşlü her kesimde karşılık bulurdu. Liberali, demokratı, İslamcısı, hatta makul Kemalisti dahi, bu noktada mutabık kalırdı. Ama sistemin yasakları aşması için bundan fazlasına ihtiyaç duyduğu da ortadaydı.

Günün sonunda başörtülü kadınların dirayeti, başörtülü olmayan kadınların kardeşlerine verdiği samimi desteğiyle bir noktaya getirilen hak mücadelesi Erdoğan’ın siyasi kararlılığıyla buluştu ve yasaklılık hali ortadan kalktı.

Ama o günlerde “başörtülüye de başı açığa da” hak ve özgürlük teminatı veren ya da verilen teminatların ardında duruyormuş gibi yapan bazı ilahiyatçılar, bazı hocalar, bazı müftüler son iki yıl içinde farklı tutumlar içindeyken görüntüleniyorlar.

Kaşlarını alan, kot pantolonunu giyen kızını üniversiteye gönderen babanın ahireti için feryat figan eden, -aslında topluluğu o genç kızlara karşı kışkırtan- bir vaiz yaptığı açıklamalarla hem rahatsız etti hem komik duruma düştü. Komik çünkü genç kadınlar son zamanlarda kaşlarını almıyor, bilakis microblading 3D yöntemiyle kaş çizdiriyorlar. Yani kaşları almak değil kalınlaştırmak moda. Kadın düşmanlarının en kötü hasletlerinden biri güncelleme yapma gereksinimi bile duymamaları.

Açık kadınlar için “soyulmuş domates” benzetmeleri yapılarak “Onları kimse almaz” deniyor sonra. Kadını sebzeyle, nihayetinde “tüketilecek” bir metayla özdeşleştirmenin “soyulmamış domatesleri” yani tesettürlü kadınları da küçülttüğü görmezden gelinerek. Erkek ya da kadının özünde insan olduğunu unutan gaflet ve dalalet orada da kalmıyor.

Gölcük Müftüsü sosyal medyada “Mağazalarda ambalajı açılmış teşhir ürünleri hep yarı fiyatına satılır. Anlayana...” diye bir paylaşım yapıyor. Bu çok “zeki” alegoriden anlamamız gereken, açılmamış ürünün yani tesettürlü kadının tam fiyata satıldığı ve bunun iyi bir şey olduğuna inanmamız gerektiği.

 

Bu mücadele kadınların açık ürün-ambalajlı ürün gibi kıyaslamalarla küçültülmeleri, tahkir edilmeleri için verilmedi.

Gölcük Müftüsü Mehmet Yazıcı’nın paylaşımı “Temel hak ve özgürlüklere saygısızlık nasıl yapılır?” sorusunun cevabı bağlamında ibretlikti. Nitekim KADEM bir açıklama yayınlayarak Mehmet Yazıcı’yı kınadı. Müftünün paylaşımının bütün başörtülü kadınlarda şu soruyu uyandırdığına da eminim: “Hayrola? Bir zamanlar başörtülü kadınların mücadelesi için ‘Dişiliği ile değil kişiliği ile var olmak isteyen kadınların mücadelesi’ denilirdi. Kişilikli kadınlar ne ara tezgâha düştü de yarı fiyata satılan ambalajsız ürüne kıyasla ‘daha avantajlı’ ürün mesabesine indirgendi?”

Dişilik-kişilik dikotomisinin de fazlasıyla ayrımcı ve tahkir edici olduğunu biliyorum. Sadece şunu göstermek istiyorum: Tesettürsüz kadınları küçük düşürmek ve başörtülü kadınları yüceltmek için kurgulanan her benzetme ya da teşbih eninde sonunda başörtülü kadınları da aşağı çekiyor.

Çünkü ister domates olsun, ister kabuklu ceviz, isterse ambalajlı ürün; bütün bu teşbihler kadını/insanı kendisinden faydalanılması, kullanılması ya da tüketilmesi için yaratılmış bir “ürün”e indirgiyor. Oysa hatırlamak lazım: İslam tasavvurunda insan, “yaratılmışların en şereflisi”dir. Ve Allah hiçbir domatesi böyle övmez.

**************

% 40’LIK MTV ARAÇ SAHİPLERİNİ KIZDIRDI

MOTORLU Taşıtlar Vergisi’ne (MTV) yeni yıldan itibaren yüzde 40 zam yapılacak haberi araç sahiplerini çıldırttı desek yeridir. Zira zamla birlikte en düşük MTV 258 lira artacak. Yaşanan boyutu rakamlara yansıyandan çok daha fazla olan enflasyon cep yakarken, küçük ve orta işletmeler kemer sıkar ve sadece “büyük ve güçlü Türkiye için” sabretmekte iken, son vergi “olmadı”.

Daha kötüsü insanlar “Şimdi bu neyin nesi?” sorularına yanıt ararken onlara “Dik durun, bu vergi savunma sanayiine gidecek” denmesiydi. Mahreçleri açık ya da tahmin edilen sosyal medya hesaplarının lafı döndürüp dolaştırıp “Vatanını seviyorsan bu vergiye gık demezsin” noktasına getirmeleri son derece sevimsiz olduğu gibi ikna edici olmaktan da uzaktı.

ŞİKÂYET VAR

Nitekim son iki gündür hiç sektirmeden AK Parti’ye oy veren kimselerden şikâyet duyuyorum. Birkaçı şu minvalde: “Madem savunma sanayiimizin, ülke savunmamızın vatandaşa ‘yaptırım’ gibi vergiler konmasına ihtiyacı var, o zaman THY talepsizlikten seferleri iptal etmiş, uçaklar park alanına çekilmişken neden ABD’ye 11 milyar dolar verip yeni uçak alıyoruz?”

Hatırlanacağı gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eylül ayındaki ABD ziyaretinden sonra Boeing CEO’su Dennis Muilenburg’un THY’yle yapılan anlaşma çerçevesinde, Dreamliner üretimini 2019’a kadar yüzde 17 oranında artıracakları açıklaması haber olmuştu. İddia edilene göre anlaşmanın maliyeti 11 milyar dolardı.

Veryansın edenleri dinledikten sonra baktım, Milliyet Gazetesi’nin 07.11.2016 tarihli haberinin THY’nin bazı uçuşları iptal ettiğini, dolayısıyla ortada zaten ihtiyaç fazlası uçak bulunduğunu ileri süren serzenişleri doğruladığını gördüm.

İNSANLAR MUTSUZ

Haber daha o tarihte 12 geniş gövdeli Airbus A330-200 tipi uçağın Antalya Dış Hatlar Terminali’nde, 4 Airbus A320 tipi uçağın Ankara Esenboğa Havalimanı’ndaki genel havacılık hangarları önünde park pozisyonuna alındığını, kademeli olarak seferden çekilecek uçak sayısının 30’a ulaşacağı, 22 noktaya sefer iptalinin gerçekleştiği bilgisini içeriyor.

İnsanlar da “Madem sıkıntıdayız, uçaklar boş yatarken neden ABD’den uçak alıyoruz?” diye soruyor haliyle. Hayat standardı günden güne düşen insanlar, % 40 MTV’den dolayı son derece mutsuzlar. Aynı zamanda verileri birbirine bağlamakta ise pek mahirler. Pek çoğu aracını satmaya karar vermiş. Kötü haber şu ki, bu, çoğu paralı olan köprülerden geçiş sayısının da azalması demek.