ABD- Türkiye ilişkilerinde önemli bir kırılma/karar noktasına gelindiği anlaşılıyor. Türkiye'yi Rusya-İran çizgisinden koparmak isteyen ABD, diyalog kanallarını da açık tutuyor ve Türkiye'nin taleplerini karşılamadan, kendi talep ve beklentilerini masaya koyuyor. ABD ile son günlerde hızlanan temas trafiği, görüşmelerde dile getirilen Ankara ve Washington'un pozisyonları şöyle:

LİDERLERİN İRADESİ: ABD, her fırsatta, en üst düzeyde Türkiye ile ilişkilere büyük önem atfettiğini vurguluyor; 60 yıllık ittifak ilişkisine dikkat çekiyor ancak Türkiye'nin Rusya'dan S-400 alımından geri adım atmasını bekliyor. Suriye'de YPG/PKK ile eşleştirme, İran'a karşı yaptırımlarda pozisyon alma, FETÖ soruşturmaları kapsamında yargılanan yerel ABD çalışanlarının serbest kalması gibi şartlar dayatıyor. Türkiye ile ABD arasındaki diyalog, askeri-diplomatik-teknik düzeyde devam ediyor ancak bu zorlu meselelerin, Trump ile Erdoğan'ın iradeleriyle çözülebilecek kadar derin olduğu anlaşılıyor.

HALKLAR ARASINDAKİ İLİŞKİ: ABD, Türkiye ve ABD halkları arasındaki sağlam ilişkilerin yeniden tesis edilmesini ve Türk kamuoyunda yükselen Amerikan karşıtlığını önemsiyor. Ancak bunun için kamu diplomasisi dışında atması gereken adımlar var. Türk halkı, şehitler verdiği 15 Temmuz darbe girişiminin faili FETÖ elebaşı ve örgüt üyelerinin teslim edilmesini, ABD'nin bir samimiyet testi olarak görüyor. Başta Rahip Brunson olmak üzere ABD'nin her fırsatta gündeme getirdiği Metin Topuz ve diğer isimlerin, FETÖ ilişkisi ve darbe girişimi konusunda masum olduklarına ilişkin bir kanı yok; tam tersi bir kanaat hakim.  

S-400 MESELESİ: ABD, Türkiye'nin NATO müttefiki olan bir ülkenin, Rus savunma sistemini almasını istemiyor. Bunun, NATO'nun çalışma ve sistemi silahlarıyla uygun olmadığını vurguluyor. Buna bir de Rusya'nın, agresif politikaları, Suriye'de, Karadeniz'de, Doğu Akdeniz'de hakimiyet girişimleri eklendiğinde ABD'nin kaygısı daha da artıyor. Aslında kırılma noktası da burası. ABD, Kongre'de benimsenen yaptırımların Türkiye'ye değil, Rusya'ya karşı olduğunu söylerken, tehdit dili kullanıyor ve Rus savunma sistemini alırsa, Patriot satışının iptal edileceğini, F-35 programının tehlikeye gireceğini, ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlarla Mücadele Etme Yasası'nın (CAATSA) Türkiye'ye karşı da kullanılacağını söylüyor. ABD, Türkiye'nin 60 yıllık müttefiki olduğunu unutarak yaptırım uygulanacak ülke statüsüne sokuyor. Aynı zamanda Rus savunma sistemi almamaları konusunda bir anlamda diğer ülkelere de göz dağı veriyor.

F-35 PROJESİNDEN TÜRKİYE'NİN ÇIKARILMASI: ABD, F-35'lerle S-400'lerin birlikte çalışamayacağını savunuyor. Son dönemin en pahalı sistemi olan F-35'lerin devamlılığının, S-400'ler tarafından tehdit edileceğini ifade ediyor. "S-400'lerle F-35'ler birlikte çalışamaz" diyor. "Türkiye'nin hava savunma ihtiyacını anlıyoruz" diyor ancak Patriot'ları da şartlı vermeye yanaşıyor ve bu şartlar Türkiye'nin ihtiyacını karşılamıyor. Ayrıca öyle denildiği gibi NATO müttefikleri içinde en cazip teklif falan da değil. "Türkiye'yi cezalandırmak istemiyoruz" dese de ABD, aslında ekonomi de dahil tüm bunları birer baskı aracı ve koz olarak kullanıyor. Aslında ABD'nin amacı net: "Türkiye, ne yöne gideceğini seçsin. ABD ile mi yoksa Rusya ile mi işbirliği yapacak? Burada tercih yapmasını istiyor ancak Türkiye'yi tehdit eden konularda bir adım atmıyor. Bu, yaman bir çelişki...

YPG/PKK KONUSU: ABD her fırsatta, "PKK'yı ilk tehdit olarak tanımlayan ülkelerden biriyiz. Bu konuda ortak çalışmaya hazırız" dese de Suriye'de varlık gösteren YPG'yle ilişkisini kesmiyor; verdiği silahları toplamıyor. "Bu ilişki, geçici ve hedefe odaklı bir ilişkidir. Türkiye ile ilişkilerimize zarar verecek kadar önemli değildir" dese de saha gelişmeleri bunun tam aksini söylüyor. Türkiye, "terörden arındırılmış güvenli bölge", ABD ise "YPG'ye koruma sağlayacak tampon bölgeden" söz ediyor. ABD, İran ve Rusya'nın, Suriye'den dışarı atılması, Türkiye ile aralarından çekilmesini isterken, Türkiye ise bekasını tehdit olarak ABD'nin ve hamilik ettiği örgütlerin Suriye'deki varlığını görüyor.

SURİYE'DEN ÇEKİLME: Trump, önce "DEAŞ bitti, zafer kazandık, çekiliyoruz" dedi ancak sonrasında, "Suriye'deki DEAŞ halifeliği tahrip edildi. Az da olsa tehdit devam ediyor. ABD, az bir kuvvet bırakarak çekilecek" demeye başladı. Burada da istenilen ve beklenen mesafe alınamadı. Türkiye'nin ihtiyaçlarını bildiğini iddia eden ABD, güvenli bölge çabalarında Türkiye'den fersah fersah uzakta bir yaklaşım içinde. "NATO, hiçbir zaman Türkiye'yi savunmasız bırakmaz" tezi de Türkiye'nin yakın zamanda karşılaştığı terör saldırılarıyla çöktü. Yaşanmış tecrübeler, güven bunalımı oluşturuyor.

FETÖ'NÜN İADESİ: ABD, Pensilvanya'daki malikanesinde koruma altında yaşayan FETÖ elebaşı için samimi bir adım atmadığı gibi bugüne kadar hep bağımsız mahkemeleri adres gösterdi. İki ülke arasında suçluların değişimi anlaşması bulunmasına rağmen, Türkiye'nin verdiği onlarca klasörlük delile, "Suç işlendiğine dair makûl şüphe olmalı. Suçun ABD'de karşılığının olması gerekir. Mali konularda başvurular yapılsın, avukatlar takip etsin" gibi tavsatıcı yanıtlar verildi.

HALKBANK SORUŞTURMASI: Türkiye'nin çok hassas olduğu Halkbank meselesinde de yine New York Güney Bölge mahkemeleri adres gösterildi. ABD yönetiminin hatta Trump'ın dahi çözüme kavuşturamayacağı bir mesele olarak yansıtıldı. "Yine mahkemeler ve avukatlar çözsün" denilerek top taca atıldı.

ADIM BEKLİYOR ADIM ATMIYOR: FETÖ, Halkbank, YPG, Zarrab konusunda dostluğunu göstermeyen ABD, üstüne bir de savunma-ekonomi-enerji gibi alanlarda Türkiye'ye karşı yaptırım silahını çekiyor; "İstediklerim olmazsa hayat hakkı tanımam" diyor. F-35'lerin ortağıyız, parasını ödedik. Bize ait olan iki uçağı eğitim gerekçesiyle Türkiye'ye teslim etmiyor. Patriot'ları ancak eksik ve şartlı verebileceği anlaşılıyor. Kongre'de onaylandı ancak hala büyükelçisini göndermedi Türkiye'ye. Ezcümle, "Türkiye ile 60 senedir müttefikiz. Karşı tarafa seni vermem; yanımda tutarım dese de bunun için adım atmıyor..."

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri