Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar Yaşar Kemal, Seçkin Selvi, Gabriel Garcia Marquez

        Gülenay BÖREKÇİ/ HT PAZAR

        Bir şey oldu, daha doğrusu Gabriel Garcia Marquez hepimize bir şey yaptı! Sihir aracılığıyla hakikate, hakikat aracılığıyla hayale âşık olduk onun sayesinde. "Büyülü gerçekçilik" denen Güney Amerika'ya has yazınsal tür onunla başlamadı belki ama onunla birlikte en güzel örneklerini verdi... Gazeteci olarak başlamıştı yazmaya, edebiyata geçtiğinde gezgin ozanların dilini ödünç aldı. Bir takma adı olan pek az sayıda edebiyatçıdan biriydi. Okuru onu çok uzun zaman "Gabo" diye tanıdı.

        Başka tuhaf şeyler de vardı onunla ilgili... Dünyanın öte tarafında yazdığı bir roman, mesela Kırmızı Pazartesi, fena halde uzun yıllar sonra bu coğrafyada işlenen bir cinayeti, mesela Hrant Dink cinayetini andırabiliyordu. İşte Gabo o kadar gerçek, sahici; o kadar bu dünyanın taşının, toprağının, insanının, katilinin, kurbanının dilinden anlayan bir yazardı... (Hatırlayın; Kırmızı Pazartesi'de işleneceğini herkesin bildiği ama engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı, yapamadığı bir cinayetin öyküsü anlatılır.)

        "Hücreme Latin Amerika güneşi doğdu"

        Ama bu bir Marquez yazısı değil. Daha ziyade bir kader ortaklığının yazısı. Kolombiyalı yazarla Türkiye'deki ilk çevirmeni Seçkin Selvi'nin 1974'ten beri süren işbirliğinin hikayesi...

        Anlatayım... Hikaye, '74'te Sağmalcılar Cezaevi'nde başlıyor. Bir zamanların efsane yayınevi Sander, Yüzyıllık Yalnızlık'ı çevirmesi için Adana Cezaevi'ndeki Can Yücel'e göndermiş. Fakat cezaevi koşulları o kadar kötüymüş ki Yücel 60'ın sayfada kalmış, sürdürememiş. Bunun üzerine kitap Seçkin Selvi'ye gitmiş. "Sağmalcılar'daki hücreme Latin Amerika'nın turuncu güneşi doldu, Maya'lardan, Aztekler'den biriktirilmiş sözlü edebiyatın Anadolu masallarıyla örtüşen ışığı doldu, Kolombiya yerlilerinin Yörük desenleriyle buluşan kilimleri serildi ranzama. Gabo arkadaşım oldu" diyor Seçkin Hanım.

        Hatta öylesine vuruluyor ki Marquez'e, kitap bitmesin, birliktelikleri biraz daha sürsün diye çeviri işini ağırdan alıyor. Bittiğinde içinde tarifsiz bir boşluk hissediyor. Tıpkı şimdi hissettiği gibi... Kitap daha sonra Can Yayınları'ndan çıkıyor. Ardından yazarın Şer Saati diye bir kitabını daha çeviriyor... Ve ilerleyen yıllarda, Marquez'in Can Yayınları'ndan çıkan bütün kitaplarının editörlüğünü yapıyor.

        Mapushanede beraber yatmışlar ya; birbirlerine öfkeleniyorlar da ara sıra. Daha doğrusu Marquez'in kimseye öfkelendiği falan yok da Seçkin Hanım söyleniyor arkadaşına bazen... 160 kitap çevirmiş hayatı boyunca, hepsine aynı özeni göstermiş, aynı emeği vermiş ama nedense okurlar onu hep Yüzyıllık Yalnızlık'ın çevirmeni olarak hatırlamışlar en çok.

        Gerçi sebebini biliyor. O kitabı ötekilerden daha iyi çevirdiğinden değil, roman sarsıcı derecede güçlü olduğundan... Küçük dev adamı, koca beyinli koca yürekli Gabo'yu gelin yıllarca "zor zamanlarda aile bütçesine katkıda bulunduğu" mapushane arkadaşı, çevirmeni ve tutkulu okuru Seçkin Selvi'den dinleyelim...

        "Avrupalıdan çok Türk okuru etkiledi"

        Gabriel Garcia Marquez'in romanı Yüzyıllık Yalnızlık neden kuşaklardır bizi bunca etkileşmiştir, etkilemeye devam etmektedir?

        Yüzyıllık Yalnızlık'ın sarsıcı gücü, Latin Amerika edebiyatının da tıpkı bizimki gibi sözlü gelenekten gelmesinden kaynaklanıyor. Yaşar Kemal'in romanları o sözlü geleneğin, o masalsı anlatımın nasıl özgün örneklerindense, Marquez'in yapıtları da Mayalardan, Azteklerden gelen bir birikimin ürünü... Ve büyülü gerçekçilik de o masal atmosferinden doğuyor. Avrupalı okurdan daha çok Türk okurunu etkilemesi de tamamen bu yakınlık yüzünden. Gerçekle masalın kaynaşması, Latin Amerika halklarıyla Anadolu insanının birbirine çok benzer özelliklerine ve yine birbirine çok benzer yaşam koşullarına çok uygun bir nabız ritmi taşıyor.

        Marquez'in sadece iki kitabını çevirdiniz ama Can Yayınları'nda çıkan bütün kitaplarının editörüsünüz. Sizin için Marquez kim?

        Marquez'in yapıtlarındaki ortak nitelikleri soruyorsunuz sanırım... Çok sağlam bir dünya görüşüne, çok gerçek bir insan sevgisine, çok güçlü bir toplumsal bilince sahip olan yazarın, bu saydığım özellikleriyle örtüşen nitelikler diyebilirim. Kırk yıldır yapıtları aracılığıyla tanıdığım Marquez benim için bir yazardan öte, yakın akrabam saydığım bir kişiydi.

        Kendisiyle tanıştınız mı? Bize anlatabileceğiniz bir Marquez anekdotunuz var mı?

        Ne yazık ki kendisiyle ne tanıştım, ne karşılaştım, ne yazıştım. Biliyor musunuz; hayatımdaki "keşke"lerden biridir bu.

        Son olarak; dünya edebiyatı Marquez'le birlikte neyi kaybetti? "Asıl şimdi başlıyor yalnızlık" demiştiniz...

        Dediğim gibi, Gabo'ya bir akraba yakınlığı duyduğum için, beklendiği halde ölümü yine de şaşırttı ve sarstı beni. Dünya edebiyatı Marquez'le "büyük romancı" ustalarından birini kaybetti, onun ölümüyle edebiyat dünyasında bir devir kapandı.

        Gabo’nun ağzından Yüzyıllık Yalnızlık

        Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli, kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha az bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı... Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım... Bu romanı büyük bir dikkatle ve keyifle okuyan ve hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan hiçbir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek satır bulamazsınız. Can Yayınları Çeviren: Seçkin Selvi

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ