Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ABD ve AB’nin yeşil ekonomiye geçiş için trilyon dolarlık bütçe ayırmaları, önceki hafta yapılan G7 Zirvesi’nde Çin’e karşı Yeşil Kuşak ve Yol Projesi’nin benimsenmesi küresel çaptaki çevre dostu büyüme modeline geçileceğinin somut örnekleri.

Dünyayı buna zorlayan da iklim değişikliği. Yer yer son 50 yılın, son 100 yılın en sıcak dönemi yaşanıyor.

İklimdeki değişimin sonuçlarından biri tarımsal üretimde ortaya çıkıyor. Artık su ayak izi fazla oran ürünlerin yetiştirilmesi giderek zorlaşıyor.

-Türkiye’de iklim değişiminden en çok etkilenen coğrafyalardan birinde. Sıcaklık artışı ve kuraklık tarımsal üretimi vuruyor.

-Marmara Denizi’nde ortaya çıkan müsilajda ise evsel, sanayi ve tarımsal atıkların ileri biyoloji arıtma yapılmadan denize akıtılması etkili. Deniz suyundaki sıcaklık artışı bir başka etken.

-Türkiye ise dünyadaki çevreci yeşil ekonomiye geçişte de gecikiyor gibi. Daha Paris İklim Anlaşmasına katılım onaylanmamış. Etkili bir atık yönetimi yapılmıyor. Sadece Marmara değil, kirlilik ülkenin hemen her tarafında.

-Üstelik Türkiye toprakları azot fakiri. Gübre kullanmadan verim alınamıyor. Aşırı azot ve fosfat kullanımı ise suları kirletiyor.

-Bir an önce suyun, tarımsal üretimin, evsel ve sanayi atıklarının etkin bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Bu, hem ülkenin yaşanabilir ve üretiminin sürdürülebilir olması açısından zorunlu, hem de gelecek yıllarda ihracatın devam ettirilebilmesi için.

DÜNYADAN DIŞLANMA TEHLİKESİ VAR

-Çünkü ABD, AB ve G7 artık yeşil ekonominin, sürdürülebilir üretime geçiyor ve dahası bunun standartlarını koymaya hazırlanıyor. Kendi pazarlarına koyacakları standartlara uygun ürünlerin ithaline izin verecekler. Standartları tutturamayan ürünlerin pazara girişi engellenecek ya da gümrük vergileri artırılacak.

-Küresel finansman da yeşil ekonomi odaklı olmaya döndü. Çevreyi kirleten projelerin finansmanı giderek zorlaşıyor. Çevre dostu projeler ise kolaylaştırılıyor. Bu gelişme de gösteriyor ki, çok uzun değil 5-10 yıllık süreçte dış kaynak temini için de çevreci olmak, bütün işleri yeşil ekonomi temelinde götürmek gerekecek.

-Hatta yeşil ekonominin standartlarını tutturamamış ülkelerden dünya markası bile çıkamayacak. Son olarak G7’nin Çin’e karşı yeşil ekonomi atağı gösteriyor ki, çevreci olmayan ürünler, ülkeler geri plana itilecek, tu kaka yapılacak. Dünyadan dışlanacak.

EV ÖDEVİMİZ ÇOK

-Türkiye’nin yeşil ekonomi adına attığı önemli adımlardan biri yerli otomobili elektrikli üretmeye karar vermesi.

-Bir diğeri son yıllarda vahşi sulama yerine damla sulamaya geçişin hızlandırılması ki, suyun kullanımını ve toprağın kullanımı açısından önemli.

-Elektrikli otomobiller çevreci de, elektrik üretimi de çevreci olmalı. Bu alanda ilerleme var ama yeterli değil. Planlandığı gibi giderse 2023’te yerli elektrikli otomobil yollarda olacak ve elektrik tüketimi daha artacak.

-Velhasıl ekonomideki ev ödevlerinin belki en çok biriktiği alanlardan biri çevre.

SANAYİCİ HAREKETE GEÇTİ

-Özel sektörde harekete geçildiğinin ilk işaretleri gelmeye başladı.

İstanbul Sanayi Odası yatırımların ve üretimin çevreci ve sürdürülebilir olması konusunda destek vermek, çalışmalar yapmak amacıyla kendi bünyesinde İSO Sürdürülebilirlik ve Koordinasyon Şubesi’ni kurdu.

-Ayrıca think-tank görevi görecek İSO Sürdürülebilirlik Platformu ile de kamu, özel sektör ve akademisyenlerin katılımıyla stratejik yönlendirme yaparak sanayinin dönüşümü için sinerji yaratacak. Yılda bir yapılan Sanayi Kongresi de sürdürülebilirlik teması ile bir zirveye dönüştürülecek.

-Yapılan bu çalışmaların tanıtıldığı toplantıda konuşan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “sürdürülebilirlik” temasının artık tüm ülkeleri en üst düzeyde kapsayan bir gündem haline geldiğini belirterek şunları söyledi:

-“Dünyanın artık pandemiden sonraki temel ajandasının, iklim ve sürdürülebilirlik olduğu açık. Birleşmiş Milletlerden G20 ve G7ye kadar bu kadar geniş bir mutabakat ve ortak kararın olduğu bir konuda, Türkiye'nin siyaset başta olmak üzere her kurumunun, bu konuya ivedilikle odaklanması gerektiği açıktır. Türkiye, G20 ülkeleri içinde Paris İklim Anlaşması’nı imzalayan ama parlamentosunda henüz onaylamayan tek ülke…Bu konuda oluşacak her türlü gecikme, ülkemiz için ileride çok daha zor kapanacak, itibar dahil bedeli çok daha yüksek olacak riskler içermeye başladı.”

TÜSİAD DA YEŞİL BAKIYOR

-Yılda iki kez toplanan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi’nin dünkü oturumunun konusu da iklim değişikliğiydi. TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski toplantıyı açılışında dünyanın pandemi şartlarında değişmeyen en önemli gündeminin iklim değişikliği olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

-“Batı iklim değişikliği ile mücadeleyi aynı da pek çok hedefi gerçekleştirmek üzere kurguluyor. İklim değişikliği önleme tedbirleri uyanırken büyük bir ekonomik kalkınma dalgası da yaşanacak. Büyük yatırımlar ve finansman, döngüsel ekonomiye geçmiş, karbon nötr olma planı bulunan, ormanlar ve denizlerden sürdürülebilirlik ilkelerini gözeterek faydalanan ülkelere akacak.

-Önümüzdeki dönemin unicorn şirketlerini temiz enerji, geri kazanım, doğa tostu hammadde teknolojileri alanında göreceğiz.

-15-20 yıllık bir dönemde orman, deniz ve doğasında kirliliğe neden olan ülkelerin küresel ekonomik zincirlerden dışlanacakları açıktır.”

EN BÜYÜK ETKİ TARIMDA

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan da Marmara Denizi’nde ortaya çıkan müsilaj sorunun herkesi kaygılandırdığını belirterek “Uzun yıllardır devam eden atık yönetimi yaklaşımının sonucu olan bu sorun, artık çevreyi kirleterek yaşamaya devam etmenin imkansızlığını hepimize gösteriyor. Çevresel etkisi doğru analiz edilmeyen projelerin insanlığa maliyetleri katlanılamayacak kadar yüksek olabiliyor” dedi.

Çevre dostu büyüme modeline geçilmesi gerektiğini savunan Tuncay Özilhan şöyle konuştu:

“Büyüme anlayışımızı değiştiremezsek iklim değişikliğinin ne gibi etkilerinin olabileceğini çoktandır tarımda görmeye başladık. İklim değişikliği sıcaklık dalgaları, kuraklıklar, orman yangınları, seller, kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığını ve yoğunluğunu artırıyor. Geçen sene aşırı hava olaylarında Türkiye’de tüm zamanların rekorunu yaşadık. Bu koşullarda çiftçilik yapmak adeta kumar oynamaya dönüştü. Mazot, gübre, tohum, ilaç fiyatları hızla yükselirken, kredi kullanarak bin bir umutla ekilen ekinleri kuraklık vurduğunda, çiftçi geleceğe umutla değil kaygıyla bakıyor. Oysaki tarım ve hayvancılık ülkemizin en stratejik alanlarından birisi. Bu alanda da iklim değişikliğini dikkate alan politikaları acilen uygulamaya geçirmemiz gerekmektedir.”

Artık ekonomiye yeşil bakmanın zamanı.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00