Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Faaliyete geçişi çeyrek asrı buldu. 25 yılda İMKB kuruluşunu tamamladı. Borsa endeksi dolar bazında 19 sentle yola çıktı. 2010’da 5.08 sente kadar yükseldi. 25 yıl ve dolar bazında 25 katlık artış var. Kuruluş rantı gibi bir şey bu. Türkiye Borsası dünyanın en çok kazandıran bosalarıyla yarış halinde.

        Çeyrek asrı geride bırakan İstanbul Borsası bu dönem içinde yerel bir piyasadan küresel bir piyasa haline geldi. Tamamen yerli aracı kurum, yerli yatırımcı ve yerli şirketlerden oluşan hisse senedi piyasası, 1989 yılında sermaye hareketlerinin serbestleşmesinden ve ekonominin dünyayla entegre olmasından dolayı yabancılara açıldı ve 2000 sonrasında tamamen küresel piyasaların yörüngesine girdi. Henüz aracı kurum ve işlem gören şirket bazında böyle bir durum yok, ancak piyasanın asıl bacağı olan yatırımcı tabanının üçte ikisi artık yabancı. Piyasanın yönünü asıl onlar belirliyor. Halka arzlar yerliye değil yabancıya göre yapılıyor. Sermaye tabana ve halka değil, küresel pazarlara ve yabancıya yayılıyor. Üçte iki veya yüzde 70’lik yabancı payı yönünden İMKB dünyanın önde gelen birkaç borsası arasında yer alıyor.

        YERLİLERİN YAPISI: Yerelden küresele, yerliden yabancıya dönüşte yapısal bazı faktörler elbette büyük rol oynuyor.

        *Her şeyden önemlisi bu dönemde Türkiye kurumsal yatırımcısını veya emeklilik fonlarını yaratamadı. Yerliler borsaya bireysel olarak geldi. Ancak karşılarındaki yabancılar kurumsal yatırımcılardı. Bireyle kurumun karşılaşmasında elbette orantısız bir güç var. Bu kurumların kurumsal disiplinleri, küresel bazda yatırım tecrübeleri, profesyonel işlem sistemleri, araştırma ve kurumsal korunma olanakları vardı.

        *Üstelik aldıkları Türkiye riski de, toplam risklerinin küçük bir bölümüydü. Yerli yatırımcıların aldığı risk ise Türkiye’de yaşamaktan ve varlıklarını bu ülkede bulundurma gereğinden dolayı belki finansal varlıklarının tümüydü.

        *Bir de yerlilerin uzun yıllar yüksek enflasyon ortamında bulunmaktan, devamlı istikrarsız makro ekonomik ve piyasa koşullarında yaşamışlıktan kaynaklanan hafızaları onları sürekli tetikte bulunmaya ve kısa vadeli davranış tarzına itti. Halbuki, sermaye piyasası doğal olarak uzun vadeli, uzun soluklu ve sermaye gerektiren bir alandı.

        *Yerli bireysele karşı yabancı kurumsal yatırımcıların büyük avantajlarından biri de, dünyanın giderek finansal bütünleşmeye doğru gitmesiydi. Küreselleşme eğilimi hızlandıkça batının küresel fonları nereye, hangi piyasaya veya ülkeye giderlerse o ülkenin piyasası canlandı, değer kazandı, ülke parası da değerlendi. Bu durum beraberinde yabancıların hareketlerinin bizzat kendilerine büyük avantaj sağlamaları ve aldıkları pozisyonu kârlı kılan bir sonucu yarattı. Bu açıdan yabancılar hem fiyat artışı hem de ulusal parayı değerlendirerek yerlilere göre çifte kazanç elde ettiler. Yerlilerin aynı kazancı elde edebilmesi için dövizden hisse senedine geçmeleri gerekiyordu ki, böyle bir durum gerçekleşmedi.

        Borsada yılda dolar bazında 25 katlık artış

        Bitişikteki grafikte Türkiye’den hisse senetlerinin de içinde yer aldığı MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi ile İMKB-100‘ün dolara çevrilmiş hali karşılaştırılıyor. Uzun vadede gelişen piyasalar ile İMKB’nin seyri birbirine oldukça paralel. Ancak İMKB 1987, 1989, 1990, 1999, 2000 ve 2010 yıllarında dünyadaki gelişen piyasaları alt etmiş. Hatta 1987,1989,1999 yıllarında dünya birincilikleri de var. Diğer yıllarda İMKB geride kalmış. 2000’li yıllardan sonra ise dünya ile paralel hareket etmesi dikkati çekiyor. Hem ekonomideki entegrasyonun artması ve küresel fon akışlarının hızlanması hem de yerlilerin piyasadan iyice çekilmesi ile Türkiye Borsası tam küresel sermayenin ve yabancıların yörüngesine girmiş.

        Yabancıyı Türkiye’ye çeken piyasanın dünyaya göre daha oynak ama aynı zamanda getiride onlardan geri kalmayan yapısıydı.

        LİKİDİTE FARKI: Bu oynaklık yanında İMKB dünyanın en likit piyasalarından biri de. Zaten oynaklığın artması işlemleri artırıyor. İşlem görme oranı bakımından İMKB en iyi borsalardan biri. Halka açık hisse senetlerinin, şirketin toplam sermayesinin kaç katı kadar işlem gördüğünü belirten bu oran 25 yılda aritmetik ortalama yüzde 111 çıkıyor. Çok yüksek bir oran ve bu alanda Nasdag Borsası ile yıllardır yarışıp duruyoruz. Oranın yüksek olması likiditenin yüksekliğini, işlem hacminin fazlalığını, ilgili hissenin çok alınıp satıldığını, sürekli çevrildiğini gösteriyor.

        Ancak burada madalyonun ikinci yüzü de var. Halka açıklık oranları Türkiye’de düşük. Başta yüzde 25 düzeyindeydi, sonradan yüzde 35’e kadar geldi. Sermayenin üçte birlik kısmını sermayeden daha fazla alıp satmak, yerli bireysellerin varlığıyla açıklanabilir. Sürekli al sat yapmak, kısa vadeli gitmek, uzun vadeli yatırım stratejisinden yoksun olmak da, böyle bir sonuç yaratmış. Bunda da şirketlerin ve sistemin spekülasyon ve al sat yapmak dışında yatırımcıya fazla seçenek bırakmaması, iyi temettü dağıtmaması, halka açık kısmın sermaye haklarının kısıtlanması etkili.

        SERMAYESİZ ASLA: Sürekli al sat yapmanın temelinde başka bir gerçek daha yatıyor. Türkiye’de sermaye birikimi de, gelir de, tasarruflar da az. Bu nedenle biz sermaye piyasasını sermaye koymadan çalıştırmaya, işletmeye, işlem yapmaya ve para kazanmaya kalktık. Aracı kuruluşların sermayeleri yoktu, yatırımcıların parası azdı. Ama bu piyasa adı üstünde, sermaye piyasası. Yerlilerin yabancılara karşı temel kaybı da burada meydana geldi. Yerli bireysel olarak az parayla geldi, bunun etkisiyle sürekli al sat ile kazanmayı amaçladı. Yabancı kurumsal ve büyük sermaye ile geldi, uzun vadeli yatırım yaptı, sonunda oyunu kazanan taraf oldu.

        GETİRİ FARKI: Yabancının gelmesinde etkili bir faktör de, hisse senetlerinin gelişmiş borsaları geride bırakırken gelişmekte olan piyasalardan geri kalmayan performansıydı. Bitişikteki grafikte bu net olarak görülüyor. İMKB’nin 25 yıllık dolar bazlı getirisi ortalama 20 kat, en düşükten en yükseğe ise 25 kat olmuş. 1986’da dolar bazlı endeksin ortalaması 0.19 sent. 24 Aralık itibarıyla 2010 yılında ortalama endeks 3.94 sent. Tam olarak yüzde 1.973 artış göstermiş. Yani borsanın açıldığı ilk bir yıl boyunca hisse senedi alanlar ve 2010 yılı ortalama fiyatlarıyla satanların kazancı 20 kat. 9 Kasım 2010’daki 5.08’lik endekse göre getiri ise tam 25.7 kat. 25 yılda dolar bazında 25 kat getiri. Getiri açısından Türkiye Borsası dünyada en çok kazandıran piyasalarla yarış halinde. Bu yüksek getiriler de her halde kuruluş halinde olan bir piyasanın rantı olsa gerek.

        SONUÇ: “Demir tava geldi, kömür bitti; akıl başa geldi, ömür bitti.” Türk Atasözü

        İkinci çeyrek yüzyılın misyonu: Elektronik işlem platformu

        İlk çeyrek yüzyılda kuruluşunu tamamlayan ve dünyadaki yerini alan İMKB’nin ikinci çeyrek döneme başlarken misyonu Türkiye’nin tüm borsalarını ortak bir elektronik işlem platformuna taşımak, oradan dünyaya açılmak ve asıl olarak da emtiaları menkul kıymetleştirmek olarak belirledi. Bu konuda İMKB Başkanı Hüseyin Erkan 25. yıl için hazırlatılan Galata’dan İstinye’ye adlı kitapta şu açıklamayı yapmış:

        “Türkiye sermaye piyasası sadece hisse senetleri piyasası ile var olamaz. Sermaye piyasalarının emtia piyasaları ile entegre olması gerekir. Emtia piyasaları gelişmiş ülkelerde çok gelişmiş piyasalardır, ama emtia piyasalarındaki menkul kıymetleşme, sermaye piyasalarının getirmiş olduğu bir disiplinle bir düzenle olmuştur. Dolayısıyla menkul kıymetleştirmeyi eğer emtia piyasaları içerisinde yaygınlaştırabilirsek, ikisinin birleşmesiyle toplam işlem hacimlerinde 10 kat, 20 kat artış görebiliriz. Sermaye piyasalarıyla emtia piyasalarının bir arada olduğu ve birbirlerini destekleyerek büyüdükleri bir ortamı yaratmamız lazım. Emtia piyasaları olmadan sermaye piyasaları çok fazla büyüyemez. Sermaye piyasalarının desteği olmadan da emtia piyasaları büyüyemez. Bizim düşüncemiz şu: Bütün bu borsaların hepsi yatırım yapmak zorundadır. Üyelerinden, ilişkilerinde ayrı ayrı teminat almak zorundadır. Risk yönetimlerini ayrı ayrı yapmak zorundadır. Bütün bunların tek bir merkezde yapılacağı bir imkânı ortaya çıkarmak istiyoruz. Bu nasıl olacak? Ortaklaşa kuracağımız bir şirket vasıtasıyla bu teknoloji hizmetlerini tüm borsalara sunabiliriz. Bu operasyon şirketi bütün bu yatırımları çok rahatlıkla yapabilecek hale gelecek ve bu piyasalara erişim için bir elektronik platform imkânı sunacak.

        Aracı kurumlar tek bir erişim noktasından bütün bu piyasalara erişim imkânını kavuşacaklar. Bunların hepsinin takası tek bir merkezde olacak.”

        Dört yılda bir çevrim tamamlanmış

        İstanbul Borsası’nın performansı 10 yılların sonları ve başlarında çok daha yüksek. Bir kez olsaydı tesadüf deyip geçerdik. Ancak çeyrek asırlık dönemde tam üç kez bu tür gerçekleşmeyle karşı karşıyayız. -Bitişikteki grafikten de görülebileceği gibi, 1989 ve 1990, 1999 ve 2000, en son da 2009 ve 2010 yılları buna iyi bir örnek. 1989, 1999 yıllarında İMKB dünyanın en çok getiri sağlayan borsası da olmuştu. 2009’da ise en çok getiri sağlayan 4. borsasıydı. -Çeyrek asırda İMKB, hem bitişikteki grafikte hem de aşağıdaki tabloda izlenebileceği gibi, 7 büyük çıkış ve 6 büyük çöküş yaşamış. Her dört yıla bir büyük hareket denk geliyor. Yani dört yıllık bir vadede borsa ya büyük çıkışını yapıyor ve çöküşünü tamamlıyor ya da çöküş ve devamında büyük çıkışını yapıyor. Dört yılda bir çevrim tamamlanıyor. Bu da bizi geçmiş dönemde en yüksekten alınsa bile, 4 yıl beklendiğinde bundan zarar edilemeyeceğini gösteriyor. -Dolar bazlı endeks üzerinden en büyük çıkış, 1989-1990 çıkışı oluyor. Yüzde 975 düzeyine varan bir fiyat performansı görülüyor. Yaklaşık 1.5 yıllık sürede böylesine büyük kazanç borsayı o zaman halkla, tabanla bütünleştirdi. O tarihte sokak borsası diye paralel ama iyi de çalışan bir piyasa türedi. Yatırımcı sayısının bir milyonu geçtiği tahmin edildi. -O büyük patlama ardından aracı kurum patlamasını getirdi, daha sonradan da aracı kurum enflasyonunu ve batışlarını. Çeyrek asrın sonunda batan aracılarda hisse senedi kalan veya alacağı olan mağdur 25 bin dolayında yatırımcı bulunuyor. -1999-2000 yılı büyük çıkışı yüzde 433 getiri ile sınırlı kaldı. En yüksek yerli bireysel yatırımcı sayısına da bu tarihte ulaşıldı. Yatırımcı sayısı 2001 krizi öncesinde 1 milyon 383 bini buldu. Ancak bu çıkışın çöküş aşaması yüzde 87 gibi çok fazla bir gerilemeyle sonuçlandı. Aynı oranda gerileme ne tesadüf ki 10 yıl önce birinci büyük çöküşte de görülmüştü. Beraberinde yatırımcı sayısı 890 bine kadar geriledi. 2010 sonunda ise borsada 1 milyon 90 bin yerli yatırımcı bulunuyor.

        Diğer Yazılar