Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

Uzun yıllar boyu çevremizi katlede katlede bugünlere geldik, ama bugünlere gelirken şunları hiç düşünmedik: artan ölümler, zehirlenmeler, küresel ısınma, havayı bozan gazlar, ozonun delinmesi vb… Bu örnekleri çoğaltabiliriz, ancak şu bir gerçek ki, eylemlerimizin farkına varmadığımız için geleceğimiz parlak değil ve distopik bir geleceğe doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Aslında kendi kıyameti getiriyoruz ve suçu birbirimizin üzerine atıyoruz. Dünyayı bizler bu hale getirdik ve şikâyet etmek bu noktadan sonra fayda sağlamıyor o nedenle biraz çabalamamız gerekiyor. Bozulan dünyayı düzeltmek her ne kadar zor olsa da, belirli çalışmalar yaparak bazı şeylerin önüne geçebiliriz.

Doğal çevrenin korunmasını esas alan 5 Haziran Dünya Çevre Günü  1972 yılında İsveç’in Stokholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı'nda alınan bir kararla belirlenmiştir. Konferansın amacı; çevre kirlenmesine karşı ortak çözüm yolları aramaktır.

Buradan hareketle; ülkemizde 1978 yılında Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, daha sonra Çevre Müsteşarlığı kuruldu. Çevre Müsteşarlığı 5–11 Haziran tarihleri arasını Çevre Koruma Haftası olarak kabul etti. 

Genellikle Çevre Koruma Haftasında okullarda öğrencilere doğal çevrenin korunmasına dair bazı öğretici bilgiler verilir ve hafta boyunca radyo ve televizyonlarda çevre hakkında bilinçlendirme çalışmaları yapılır. Alınması gereken önlemlerden tutun, endüstrileşme sonucu fabrikalarda insan gücüne gereksinme artışına kadar hemen her konudan söz edilir. Şunu çok iyi biliyoruz ki; çevrenin kirlenmesi bütün dünyanın ortak sorunlarından biri. Sebebini ise şu şekilde açıklayabiliriz: köylerde, yaşayan insanlar kentlere göçerek kentleşme akımı başlattılar ve bu sebeple nüfus arttı. Nüfus artışından dolayı da çevre kirliliği baş gösterdi. Hava su ve toprak kirlenmesinden ötürü sıkıntı çeken ülkeler böyle günlerde ve haftalarda insanları duyarlı olmaya iterek hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar.

Biz de bu anlatılanlardan yola çıkarak size çevreci filmler hakkında mini bir liste hazırladık. Listemiz şöyle:

Night Moves: Türkiye’nin olumsuz şartlarıyla örtüşen “Night Moves”, eylem yapan iki gencin yaşadıklarını, ajite etmeden aktarıyor. Öncelikle şunu söyleyelim, bu gençler kesinlikle anarşist değiller. Onların amaçları çevre duyarlılığını arttırmak adına eylem yapıyor oluşları. Peki, bu nasıl oluyor? Bu gençler, hidroelektrik santralini havaya uçurarak eko-sistemi tehdit eden multi milyarlık şirketlere gönderme yapıyorlar. Ekolojik politikaya karşı tepkilerini dile getiren radikal çevreciler ”aktivist” taraflarını göstermek için kafalarında kurguladıkları plana sadık kalıyorlar. Yani söylemlerini sert bir şekilde ifade etmek yerine, eylem yapmayı tercih ediyorlar.

Kapitalizm baskısı nedeniyle, çevresel sorunların gölgede kalışını, detaylı bir şekilde perdeye mıhlayan film, duyarlılığımızı arttırmak adına böyle bir yola başvuruyor. 

Wall-E:  Günümüzden çok uzak bir gelecekte geçen filmde, insanoğlu dünyayı aşırı kirlenme nedeniyle terk etmiş ve başka bir gezegende yaşamaya başlamıştır. Çöplerle dolu dünyayı temizleme görevini üstlenen Wall-E ise kendine yeni bir dünya yaratmıştır. Tüketim sendromuna vurgu yapan film, insanların yaşadıkları dünyayı adeta bir çöplüğe dönüştürdüklerini anlatıyor ve doğal çevreye verilen zarara karşı dikkat çekiyor. Bunun başlıca sebebi ne derseniz cevap verelim: teknoloji… Tembellik ve miskinlik insanları bir nevi kör ederek teknolojiye yöneltiyor. Parantez açmak gerekirse; Wall-E projesini hayata geçirmek isteyen Pixar'ın animasyon ekibi öncelikle büyük kentlerin çöp toplama merkezlerine giderek dev katı atık ezici makinelerin nasıl çalıştığını gözlemleyip, gerçek robotlar hakkında bilgi edinmişler.

Promised Land: Ülkenin en çok iş yapan enerji şirketlerinden biri, yer altındaki değerli doğalgaz kaynaklarını bulmak için kasabaya uzman ekip yollar. Halktan bazı şeyler talep eden şirket halkın ekonomik kriz içinde olduğunu bilmemektedir. Halk her ne pahasına olursa olsun kasabasını korur. Teknolojinin insan hayatına çok büyük darbe yaptığına yeşil ışık yakan film, doğal imkânların ve doğal arazilerin kapitalizm ile sömürüldüğünü ifade ediyor. Arz-talep dengesinin eşit bir biçimde işlemediği filmin ana mesajını şu şekilde yorumlayabiliriz: Anaparacılık ile bağ kuran yönetmen “amaç uğruna her şey yapılır” cümlesine atıfta bulunarak derdini ifade ediyor. İçinde bulunduğumuz sisteme göre önce anamal, sonra da çevresel faktörler geldiği için burada değinilmek istenen konunun hassasiyetini cümlelere dökmek zor…

Avatar: Gerçek bir yere ait olmayan geleceğe yerleştirilmiş ideal bir varış noktası olan ütopik düzenin arasında salınacak olmamızın yanı sıra, teknolojiyle iyice şımartılan “Avatar”ın en önemli özelliklerinden biri seyircinin merakını celbeden bir gizem ortaya koyarak yola çıkması… Ve söz konusu gizemin film boyunca sürecek olması da cabası… Post modernist bir dünya ile ütopik dünyayı aynı potada eriten ve “zamanın çok önünde” olan Avatar’ın hikâyesi şu şekilde gelişir: Kıdemli savaş gazisi Jake, gelecek dünyasında Pandora adlı Na’vilerin yaşadığı başka bir gezegene getirilmiştir. Dünya’dan gelenler bu gezegende kendi dillerine ve kültürlerine sahip olan insansı robotlar arasında kendilerini garip hissederler ve tamamıyla yepyeni bir âlemin içinde kaybolurlar. Film gösterimde olduğu dönemde çevreci propagandası mı yapıyor diye eleştirilere maruz kalmıştır.

The Day After Tomorrow: İnsanları bilinçlendirme amacıyla yola çıkan yönetmen Roland Emmerich, belgesel-vari bir hikâyeyi görsel şölene dönüştürüyor. Küresel ısınmayı ve diğer çevresel sorunları merkeze yerleştiren hikâye, özellikle küresel ısınma konusunda devletleri harekete geçirmeye çalışan bir bilim insanının başarısızlığını perdeye yaftalıyor fakat hikâye ilerleyen dakikalarda küresel iklim değişikliğini ele alan soslu bir yemeğe dönüşüyor. Karşımızda felaket filmi var! Doğal afetler sonucu devrilen ana kentleri izlemek seyir zevkinize uyuyorsa filme bir göz atın.

The Happening: Çevresel faktörlerle doğaüstü olayları birleştiren yönetmen M.Night Shyamalan, “The Happening” filminde doğal afetlerin arttığı bir coğrafyayı ve dünyanın sonunun yaklaştığını perdeye yansıtarak doğayı yanlış kullandığımız zaman neler olacağını gözler önüne seriyor. Yapılan en ufacık bir yanlışlık geleceğimizin tehlike altında olduğunu gösteriyor ve bazı yanlışların düzeltilemeyeceğini ortaya koyuyor.

Free Willy: İsminden de anlaşıldığı üzere hayvanları ait oldukları yerlerde yaşamaları için bırakmalıyız mesajını yollayan film, hayvanlara ve doğaya karşı duyarlı olmalıyız diyerek izleyenlerin dikkatini çekiyor. Hayvanların yalnızca su parklarına ait olmadıklarını anlatan film, derinleşerek adeta insanın hislerine tercüman oluyor. Çocuklara yönelik olarak yapılan filmin en önemli kriteri, çocukların bu tarz filmleri izleyerek bilinçlenmeleri… Çocukların bilinçaltına gönderilen bazı yararlı bilgiler, onların ileride daha bilinçli şekilde davranmalarına olanak sağlayabilir, o nedenle “Free Willy” çocuklar için adeta bir velinimet…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!