Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “The Trial”, “...And Justice for All”, “The Devil's Advocate”, “The Verdict”, “Anatomy Of A Murder” gibi filmler zamanında güzel izler bırakmış dava filmleridir. Özellikle de Franz Kafka’nın eserinden uyarlanan “The Trial” filmi. Bu kategoriye eklenen “The Whole Truth” özünde her ne kadar dava filmi de olsa, hikâyenin belkemiğini oluşturan cinayet ve kovalamaca sahneleri filmi başka yerlere doğru çekiyor. Bunun yanı sıra, ajitasyon yaparak dramatik sahneleri öne çıkaran film, ‘istismar’ problemini filmin altına süpürüyor.

        Keanu Reeves’in sol filmi “The Whole Truth” (Yüce Adalet), şu zamanda yüce adaletin işlemediğini birçok davanın adaletsizlikle ve yolsuzlukla çözüldüğünü ortaya koyan “Law and Order” dizisine atıfta bulunan küçük bütçeli bir polisiye-dava filmi…

        Dava filmlerinin işleyişi bellidir, olay mahkemede başlar ve mahkemede biter, gelişme bölümünde ise seyirciye ipuçları verilir, seyirci o ipuçlarını birleştirerek ortaya kendi sentezini koyar. Filmde sentezleyecek çok fazla bir şey yok, fakat senaryonun mantığı doğru kurulduğu için seyirci başından sonuna kadar sıkılmadan seyrediyor. Yalnız filmde büyük bir sıkıntı var, o da katilin açık ediliyor oluşu… Filmi dikkatli takip eden herkes katilin kim olduğunu keşfedebilir. Peki, katili keşfetmek neden çok kolay? Filmin oyuncu kadrosu az olduğu için seçenekler daralıyor, örneğin suçlu damgası vurulan çocuk film boyunca hiç konuşmuyor ve avukat deliye dönüyor, bunun başlıca nedeni katilin kim olduğunu biliyor oluşu… Konuşsa her şey çözülecek ama yaşadığı travmatik anlar ne yazık ki kendisini derinden etkiliyor.

        KEANU REEVES’İN SON HALİ BİR HAYLİ ŞOK EDİCİ

        Filmde, avukatı canlandıran Keanu Reeves avukat kisvesini üzülerek belirtiyoruz ki giyemiyor, çünkü film kendisi için biraz durağan… Gerçi Reeves’in şeytanın avukatını canlandırdığı “Devil’s Advocate” filmini unutmamak gerek. Şunu unutmadan yazalım, Reeves’i hızlı akan aksiyon filmlerinden görmeye alıştık, o nedenle onu böyle bir rolde izlemek gerçekten de çok şaşırtıcı! İşin kötüsü, performansı da bir hayli yerlerde… Bu kadarla kalsa iyi, bozulmuş suratı ve bir dişi eksik ağzıyla hayranlarını utandırıyor. Haydi diyelim Reeves’i kabul ettik, Renee Zelweger’ın son haline ne demeli? Film boyunca bir deri bir kemikten ibaretti, eğer film için zayıflayıp öyle bir görüntüye sahip olduysa o zaman bir şey diyemeyeceğiz, ama onun dışında kelimeler kifayetsiz kalıyor.

        Bu kadar sert eleştiriden sonra geçiyoruz filmi yorumlamaya… Tebdil-i mekân yapmayan film, olayları flaschback mantığına oturtarak, olayların film şeridi misali gözümüzün önünden geçmesine vesile oluyor. Onları izlerken birçok kişi şunu merak ediyor olabilir: “katil neden öldürdü, mecbur mu kaldı?”

        Bunu şu şekilde anlatalım, şimdi sorunlu bir aile hayal edin, hayatları iyice muğlak olmuş ve çıkış yolları kalmamış. Nasıl kalsın ki, istismar, şiddet, kötüye kullanma hepsi gırla… Ataerkil toplum yapısından gelen kadını ezme politikasını merkeze yerleştiren film, psikolojik sorunlu bir aile babasının çocuğunu ve eşini nasıl tükettiğini göz önüne seriyor. Eşine hem sözlü, hem de fiziksel şiddet uygulayan baba, çocuğuna da benzer şekilde davranıyor, ama mahkeme bu yaşananlara rağmen şunu savunuyor: “her baba kötü değildir.” Değildir fakat mahkemenin böyle bir yargıya direk varması mantıklı değil. Bunun sebebi “hiçbir şey yapmadım ben suçlu değilim” diyen suçlulara karşı alınan önlem olsa gerek…

        TERS KÖŞE YAPAN YÖNETMEN COURTNEY HUNT

        Ters köşe yapmaya çalışan film olayları sıralı bir şekilde anlatmadığı için seyirci parçaları birleştirmeye çalışıyor, zaten sürekli bir şaşırtmaca var, sağ gösterip sol vuruyor. Kurgunun hikâyenin güzelce iç içe geçiyor oluşu, filmdeki merak unsurunu öne çıkartarak, hukukun işleyiş sürecini arka plana itiyor. “How To Get Away With Murder” dizisine ufaktan değinen film, hukuki sistemi aldatmak adına birçok yolu deneyen avukatın kirli oyunlarını perdeye döküyor. Babasını öldürme suçundan içeri alınan Mike’ı kurtarmanın çaresini arayan avukat o kadar gizemli ve sessiz ki, şüphe çekiyor ve şunu düşünmemize sebep oluyor: “bazı gerçekler neden ortaya çıkmamalı, altındaki sebep ne?”

        İşte orası işin sürprizi… İç ses tekniğini filme monte eden yönetmen Hunt bize avukatın nasıl hissettiğini göstererek, hikâyeyi farklı bir noktaya doğru çekiyor. Hikâyede herkes suçu birbirinin üzerine atıyor ki, hikâye kolay kolay çözümlenemesin, ama Hunt filmin bir yerinde öyle bir hata yapıyor ki, bazı gömülü sırlar direk su yüzüne çıkıyor. Tabi bunu karakterlerin davranışlarından da anlamak mümkün… Gerçi hikâye her ne kadar Mike ve avukat üzerine kurulu olsa da, hikâyenin belli yerlerinde gözüken Renee Zelweger kafa karıştırıyor. Şunu da eklemek lazım: avukatın soğukkanlı oluşu sebebiyle seyirci, avukatı desteklemek yerine Mike’ı destekliyor.

        YÜCE ADALETİ NEDEN GÖREMEDİK?

        Filmin aslında en büyük handikabı seyirciye akıl oyunları yaptırtarak suçlu kimmiş hadi bulun bakalım olayına getiriyor oluşu. Hâlbuki film adalet sistemini yerip Amerikan aile yapısındaki sıkıntılara değinmiş olsaydı ismiyle müsemma olabilirdi, fakat yüce adalete dair bir şey göremiyoruz, çünkü avukat polis kılığına bürünerek suçluyu arıyor. Film adeta kovalamaca filmine dönüşüyor. Hatırlarsanız Keanu Reeves’in oynadığı Henry’s Crime (Suçlu Kim?) filminde de benzer manevralar ve şaşırtmalar vardı, lakin yönetmen Malcolm Venville onları doğru şekilde kurgulayamadığı için ortaya kötü bir film çıkmıştı.

        Buradaki tablo o kadar iç karartıcı değil, film tüm bahsettiğimiz sorunlarına rağmen izleyiciye sıkıcı gelmiyor ve büyük hatalar barındırmadığı için de sınıfta kalmıyor. Kalmıyor kalmasına ama iyi bir film olduğunu da söyleyemeyiz. Tek hikâyeli bir filmi düz mantıkla seyirciye aktarmak kolay, farklı biçimlerle ve farklı mizansenlerle aktarmak zordur, o nedenle “The Whole Truth” bunu az da olsa başarıyor.

        Sonuç olarak; “The Whole Truth” (Yüce Adalet) soğuk atmosferi, puslu görüntüsü, vasat oyunculukları, başarılı kurgusu ve öyküleme tekniğiyle kendine özel bir yer elde edemeyen normal bir film, ama ona rağmen izlenilmeyi hak ediyor, zira hikâyedeki hamleler gerçekten de düşündürücü… Keşke Keanu Reeves ve Renee Zelweger oyunculuk anlamında daha iyi performans gösterselerdi. Ayrıca filmdeki derbeder olmuş hallerini unutmamız neredeyse imkânsız, umarız kısa zamanda toparlanırlar.

        Diğer Yazılar