James Cagney müzikali parçalı bulutlu
James Cagney, kendine özgü yüz şekli, tedirgin edici bakışları ve orijinal mimikleriyle her zaman farkını yaratan bir isim. Onun suça meyilli ‘sert adam’ kimliği, işlevsel ve antolojik olmuştur. 1930’lardaki kara filmlerin arasına ve arkasına eklenen kimi müzikallerle ise ‘vodvil arka planı’na profesyonellik katmıştır.
Ama onu esasen “Halk Düşmanı” (“The Public Enemy”, 1931), “Taxi!” (1932), “Kirli Yüzlü Melekler” (“Angels with Dirty Faces”, 1938), “Kükreyen Yirmiler” (“The Roaring Twenties”, 1939) ve “Cehennem Alevi” (“White Heat”, 1949) ile anmayı uygun bulurum. ‘Cagney the Musical’da içinden Bob Hope ve Bette Davis de geçen bir hayat parçası var. Aslında 1943’te bir ‘biyografik müzikal’ ile Broadway’in merkezindeki kilit isimlerden George M. Cohan’i canlandırmıştı (“Yankee Doodle Dandy”) oyuncu. Orada da maharetlerini sergileyerek Oscar heykelciğine uzandı.
O film buraya son noktayı koyan koreografi olarak yansımış. Arka plan yansıtmalarında daha ziyade oyuncunun filmlerinden afişlerin buğulu camın önünde durduğunu görüyoruz. Arkada ise 300 kişilik salonun sıkıştırdığı bir orkestra var. Cagney müzikali bu konsepti dar alana sıkıştırmış. Esas sahne ikiye bölününce mizansenin yaratıcılık alanı azalmış.
Buna paralel olarak aslında Bob Hope’u oynayan oyuncu da etkili olamıyor. Jack Warner-James Cagney atışmaları oyuna ayrı bir heyecan katıyor açıkçası. Ama sanatçının müzikale meyilli tarafının daha bir üzerine gidilmiş. Bu sebeple de iki saati zorla bulan bir sanat eseri izliyoruz. Bu sarkma hissediliyor. Aslında ‘dansçılık’ oyunculuktan önceki kariyerinde ve sahne kimliğinde önemli bir role sahip.
Finalde “White Heat” ve “Yankee Doodle Dandy” (1943) koreografileri her şeye görkemli bir nokta koyuyor sanki. Bu da müzikali biraz sinemaseverler için heyecan verici hale getiriyor. İçinden geçen Bob Hope, Bette Davis, Barbara Stanwyck isimleri de bir anlam kazanıyor.
Cagney, ‘Frisco Kid, ‘Yankee Doodle Dandy’, ‘Halk Düşmanı’, ‘The Oklahoma Kid’ , ‘Lon Chaney’ çok farklı karakterleri üzerine giyerek zamanla ‘bin bir yüzlü adam’ olabildiğini ispatladı. Ama kendisine uygun bir oyuncu da bulamamış burada. Nostalji hevesiyle canlanan biyografik damar biraz boşa gitmiş. Koreografiyi bilen başarılı ve özgün oyuncu daha iyilerini hak ediyor. Belki perdede bunu bulabilir. Ama ‘müzikal’ değil de, ‘kara film/gangster filmi’ estetiğiyle daha çekici olabilir.
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce
- Bu da Afro-Amerikalıların 'Bir Ulusun Doğuşu'9 yıl önce