Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        52. Uluslararası Antalya Film Festivali, bu akşam gerçekleştirilecek ve ödüllerin sahiplerini bulacağı kapanış töreniyle son buluyor. Ulusal yarışmada her kategoride birçok favorinin olduğu, sürprizsiz geçmeye aday bir yıldayız

        GEÇEN yıl ‘Oscar’ı tahmin etmek daha kolay’ demiştim. Bu yıl da ulusal yarışma özelinde durum farklı değil. Galası bu yazının teslim saatinden sonra yapıldığı için seyredemediğim Ufuk Bayraktar’ın ‘Kümes’i hariç son üç günde gösterilen 6 filmin ardından ‘Kesin kazanır’ dediğim bir filmden söz edemiyorum. Yine de bu 6 film arasında benim için tartıda ağır basan adaylar var. Bunlardan ilki Selim Evci’nin filmi ‘Saklı’. Evci, arkadaşının babasıyla ilişki kuran üniversite öğrencisi genç kızın yaşadıklarını eksen alsa da aslında babalarla ilgileniyor. Aşağı yukarı aynı gelir seviyesinde olan ama farklı kültürlerden gelen iki aile üzerinden ‘saklı’ kalması gereken gerçeklere ve memleket hallerine bakıyor. Yarışma filmlerinin çoğunda boy gösteren kentsel dönüşüm, burada da hırslı ve muhafazakâr bir müteahhit karakteriyle karşımıza çıkıyor. Evci’nin asıl meselesi ise erkeklerin ikiyüzlü ahlak anlayışı. Başta Settar Tanrıöğen, İlhan Şeşen ve Türkü Turan olmak üzere oyunculukların da iyi olduğunu belirtelim.

        TAŞRADA SİNEMA HAYALİ

        Nefin Dinç’in yönettiği, bir grup genç öğrencinin kısa film çekme serüvenlerini anlatan ‘Artık Hayallerim Var’ ulusal yarışmanın en sevdiğim filmlerinden biri oldu. Mütevazı bir belgesel olarak başlıyor. Bir süre sonra ise Türkiye taşrasının sosyolojik, politik iklimini ve gençlerin o iklim içindeki hallerini bütün gerçekliğiyle ortaya koyuyor; cinsel ayrımcılıktan milliyetçiliğe kadar birçok soruna bakıyor. Belgeselin en üzücü bölümü ise çeşitli illerdeki yerel gazetecilerin, hayatlarında ilk kez sinema yapan hevesli genç öğrencileri ‘Neden şehrimizin güzelliklerini anlatmıyorsunuz?’ diye azarladıkları anlar.

        DUYGU SÖMÜRÜSÜNDEN UZAK DURUYOR

        Yarışmanın iddialı bir başka filmi Özcan Alper’in yönettiği ‘Rüzgarın Hatıraları’. Film seyirciyi devletin azınlıklara özel Varlık Vergisi getirdiği, veremeyenleri de çalışma kampına gönderdiği 1943 yılına götürüyor. İstanbullu matbaacı Aram, Ermeni ve solcu olması nedeniyle hedeftekilerden biri. Kaçmak üzere Doğu Karadeniz’de SSCB sınırına yakın bir köye geliyor ve sık sık 1915’teki tehcir günlerine dönerek bir çocuk olarak yaşadıklarını hatırlıyor. Alper, sinema duygusu çok güçlü bir yönetmen. Tarkovski filmlerini hatırlatan özenli kadrajlarına, iyi tasarlanmış sahnelerine kayıtsız kalmak zor. Duygu sömürüsünden uzak duran politik tavrı da önemli. Ancak 122 dakika boyunca kendi adıma dramatik çatışmayı canlı kıldığını ve seyircinin zihnini sürekli uyanık tuttuğunu söylemem zor.

        Tolga Karaçelik’in yarışmanın favorilerinden biri olarak gösterilen ‘Sarmaşık’ı, armatör iflas edince açık denizde demir atan bir geminin içindeki 6 kişinin yaşadıklarını anlatıyor. Karaçelik, ilk bölümde karakterleri tanıtarak gerilimin nerelerden patlayabileceğini, ikinci bölümde ise nasıl tırmandığını anlatıyor. Finalini ve ele aldığı meseleyi tatmin edici bulmasam da iyi çekilmiş, iyi oynanmış bir film olduğu kesin. Başta Nadir Sarıbacak olmak üzere erkek oyuncu ödüllerinde öne çıkacağını düşünüyorum.

        GÖRÜNTÜ VE MÜZİK İLGİ ÇEKİCİ

        Erdal Rahmi Hanay’ın ‘Pia’sı, son parçası finalde yerine konan bir yapbozu andırıyor. Film aynı coğrafyada farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından yapılan iki yolculuğu paralel kurguyla anlatıyor. Hanay’ın doğunun uçsuz bucaksız düzlüklerinde, yaylalarında çektiği film western’leri andıran görüntüleri ve müzik çalışmasıyla öne çıkıyor. Ses eşlemesindeki ufak tefek sorunların yanı sıra Hanay biraz tekrara da düşüyor.

        Diğer Yazılar