Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçmişin gişe şampiyonlarını 3D ile yenileyip karşımıza getirme modası "Titanic 3D" ile sürüyor. Ama baştan söyleyelim, 2D formatında çekildikten sonra özel bir işlemle 3D formatına aktarılan filmlerin arasında "Titanic 3D" teknik kalitesiyle hemen öne çıkıyor. "Aslan Kral", "Yıldız Savaşları - Bölüm 1: Gizli Tehlike" gibi aynı işlemden geçmiş filmlerde 3D formatı, birkaç özel sahne hariç hafif bir perspektif derinliğinin ötesine pek geçmiyordu. "Titanic 3D"de ise durum farklı. Bir kere, 3D'nin kendini hissettirdiği sahne sayısı çok fazla. Öyle ki, filmin 3D çekildiği izlenimine kapılmak mümkün. İkincisi, diğer örneklerin aksine filmin, renk ve ışık değerlerinde kayıp yok; görüntüler adeta canlanmış, ışıl ışıl parlıyor. Filmi seyrederken Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio acaba 2D versiyonda da bu kadar iyi mi görünüyorlardı diye şüphe ettiğim dahi oldu.

        Bu başarının ardında dijital teknolojinin olanaklarını sonuna kadar kullanan James Cameron'ın titizliği yatıyor kuşkusuz. Cameron, filme yeni bir prodüksiyon gözüyle bakıp, kalabalık bir ekiple en iyi sonucu almak için film üzerinde kare kare çalışmış. Bu sayede, özellikle perspektifli çekimlerde, yani ön ve arka planın birbirinden ayrıldığı kadrajlarda güçlü bir 3D duygusu yaratmış.

        Öte yandan, James Cameron'a başka türlüsü yakışmazdı, diye düşünüyorum. Hollywood'u geleceğin 3D'de olduğuna ikna etmek için elinden geleni yapan, bu uğurda "Avatar"la sinema tarihinin en pahalı filmini çeken ve 3D tekniğinde çıtayı çok yükseklere çıkartan Cameron, "Titanic 3D" ile de bir anlamda öncülük yapıyor, istenirse bu tür aktarmaların çok daha iyi olabileceğini kanıtlıyor.

        ESKİ USUL MELODRAM

        Bunun dışında, "Titanic" yine bildiğiniz "Titanic". Kendi adıma "Titanic"i, Cameron'ın "Abyss", Terminator serisi ya da "Avatar"ın yanına dahi koymam. Sonuç olarak, "zengin kız - yoksul erkek aşkı ve klasik kötü adamıyla (Billy Zane) eski usul bir melodramdır. Ama mekan Titanic, anlatıcı da Cameron olunca, en vasat öykü bile seyredilir hale geliyor. Ayrıca Cameron devasa transatlantiği, kendini beğenmişliği, aşırı güveni ve her şeye meydan okumasıyla Batı medeniyetinin bir simgesi gibi, neredeyse bir film karakteri gibi kullanıyor. Lüks, sefahat ve sahteliğin bittiği, can pazarının başladığı noktada film de asıl havasını buluyor. Transatlantiğin batışı kolay kolay eskimeyecek ve küçümsenemeyecek bir sinemayla anlatılıyor. Ses bandı hala mükemmel. Buzdağıyla çarpışmanın ardından Titanic'in batışını anlatan genel plan kadrajlar ise resimli roman tadında. Kate Winslet ile Leonardo DiCaprio'nun üst ön güvertedeki o meşhur sahnelerinde ise yüzünüzdeki gülümsemeleri engelleyemiyorsunuz. Popüler kültüre mal olmuş, defalarca dalgası geçilmiş bu sahnelerin orijinal haline 1997'deki gibi bakmak artık mümkün değil. Bence "Titanic"i sevenler kaçırmasın, sevmeyenler ise uzak dursun çünkü 3D formatının tek başına bir hikayeyi ya da filmi sevdirmesi mümkün değil.

        Diğer Yazılar