Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ülkemiz büyük bir “Anayasa değişikliği” tartışmasının içinde. İktidar, bu paketin 12 Eylül rejimini tasfiye etmeye yönelik olduğunu söylüyor. Güzel! Ama YÖK’e ilişkin herhangi bir değişiklik önerisi yok. Oysa YÖK, 12 Eylül Rejimi’nin temel direği ve onun faşizminin aynasıdır. Açıkçası, YÖK’ü muhafaza eden bir anayasa, hangi değişikliklerle yenilenmiş olursa olsun, isterse YÖK hariç tamamı değişmiş olsun, gene de 12 Eylül Anayasası olarak kalacaktır. Tekrar pahasına ve bir daha, 12 Eylül Rejimi’nin faşist ideolojisini belirleyen ve topluma dayatan temel öge YÖK’tür.

        Faşizm nasıl tarif edilirse edilsin, asıl özelliği olarak demokrasinin mutlak zıttıdır ve bu nedenle de bireyselliğe karşıdır, her şeyin tek bir otoritede toplanmasını savunur. Bu nedenle faşizmde toplum değil, devlet öne çıkar ve her şeyi belirler. Benito Mussolini’nin dediği gibi, “Her şey devlet bağımlı olacak, devletin dışında hiçbir şey olmayacak, devlete karşı hiçbir şey kalmayacak”. İdeolojisini otoriterlik, devletin mutlak egemenliği ve bireyselleşme karşıtlığı üzerine oturtan faşizm, her tür demokratik talepten ve asıl önemlisi farklılaşmadan nefret eder. Bu nedenle, hiçbir şeyin denetiminin dışında kalmaması için, bütün meslekleri devlete bağımlı ve bağlı olmak üzere tepeden aşağı hiyerarşik bir şekilde yeniden inşa eder.

        Üniversite, ilk ortaya çıktığı 11. yüzyıldan itibaren bir bağımsızlık alanı olmuştur. Burada her tür fikir ileri sürülmüş, her düşünce kendine yer bulmuştur. Bunu sağlayan temel öge, üniversite olgusunu oluşturan temel iki dayanaktır. Bunlardan birincisi hocalar kuruludur (collegium). Bugün İngiltere ve ABD’de birçok üniversiter kuruluşa kolej adının verilmesinin temel nedeni, geçmişten gelen bu temel özelliktir. Bir üniversitenin bütün işlerini hocalar kurulu yürütür, bütün kararlar burada, tartışılarak verilir, üstlerinde emredici bir makam yoktur. Üniversiteyi üniversite yapan ve birincisi kadar önemli olan ikinci dayanak da “içten seçim”dir. Yani bir üniversite (daha doğrusu fakülte), kendi hocalarını kendi seçer, kendi atar ve çoğu zaman da kendi yetiştirir. Dışarıdan üst bir otoritenin bir fakülteye, bir bölümü hoca ataması, üniversite kavramını bitirir.

        12 Eylül rejiminin temel göstergesi ve aynası olan YÖK sistemi, üniversiteyi üniversite olmaktan çıkartacak ve otoriter bir devlet otoritesinin taşeronu haline getirecek her şeyi yapmıştır. Bir kere hiçbir üniversiter kurum kendi atamalarını kendi yapamamaktadır, bunun için mutlaka YÖK onayı gerekmektedir, üstelik, kadroları da YÖK tahsis etmektedir.İkinci olarak, hoca kurullarının karar yetkileri son derece daralmıştır. Hatta bir üniversitede akla hayale gelmeyecek bir şey olarak, hocaların verdikleri derslerin içeriklerine bile karışılmaktadır. Birçok hoca, “derste şundan veya bundan söz etti” diye soruşturmadan geçmiştir. Eğer bir hoca istediğini serbestçe anlatamıyorsa, orada üniversite değil, müfredata tabi lise var demektir.

        Faşizm, bütün Aydınlanma değerlerine karşıdır. Bu nedenle tek tip insan yetiştirilmesinden yanadır. YÖK sistemi, üniversitelerin tek tip öğrenci yetiştirmelerini sağlamak üzere tasarlanmış bir örgüttür. Faşizm, hiçbir şeyin iktidarın denetiminin dışında olmasına tahammül edemez. YÖK, daha kendi oluşumundaki iktidarın çok fazla belirleyici rolünden başlamak üzere, her şeyin iktidarın denetiminde olmasını gözetmektedir

        Türkiye’de gelinen noktada, büyük bir çoğunluk 12 Eylül faşist rejimiyle hesaplaşmak istiyor. Fakat bu hesaplaşma etrafından dolaşarak olmaz. Bu rejimin temel direği ortadan kaldırılmadan 12 Eylül faşist rejiminin sona erdiği söylenemez. Söylemlerden anlaşıldığı kadarıyla, amaç “tam demokrasi”, o halde buraya doğru yola çıkmanın kolayı var. Öncelikle üniversiteyi demokratikleştirmek.

        Üniversite nasıl demokratikleşir? Yönetimin yalnızca o üniversitenin eğitim unsurlarının elinde olmasıyla, her tür dış müdahalenin kesinlikle önlenmesiyle. Üniversite, hocaların olduğu kadar öğrencilerin de kurumudur. Yönetimde öğrenciler de mutlaka yer almalıdır. Yoksa gene demokrasinin etrafından dolaşılmış olur. Hoca yükselmelerinde merkezi sistem mutlaka kaldırılmalı bu iş kurumlara bırakılmalıdır. Çünkü hocalık bir usta-çırak ilişkisi sonucunda ulaşılan bir makamdır. Öyle test sınavlarıyla hoca olunmaz!

        Devlet bu işin içinde elbette olacaktır. Tersini düşünmek abestir. Parayı devlet verdiğine göre, nasıl harcandığını da kamu adına kontrol etmek onun tabii ödevidir. Ama devletin rolü bundan ibarettir, yani sadece para tahsisi, bu tahsisi yaparken nereye harcanacağının ayrıntılı soruşturulması, harcandıktan sonra da sıkı denetimi.

        Son olarak, üniversiteyi gerçekten demokratikleştirmek ve böylece 12 Eylül faşist rejimini gerçekten tasfiye etmek için, doğrudan doğruya meslek eğitimi veren okulların üniversite bünyesinden çıkartılmaları gerekmektedir. Örneğin, “Çiçek yapımı Bölümü”nün veya “Su altı kurtarma Bölümü”nün üniversitede işi yoktur. Bunlar Meslek yüksek okulları olarak ayrı bir şekilde örgütlenmelidirler. Keza Açık Öğretim’in de Üniversite bünyesinden çıkartılması gerekir. Çünkü bu gibi oluşumlar, üniversitenin olmazsa olmazı, kararların “hocalar kurulu”nda alınması ve “içten atama” ilkelerini tamamen bozmakta, bilimsellik, tartışma ve fikirlerin farklılığı ilkelerini hoyratça zedelemektedir.

        Ancak YÖK’süz bir anayasa, 12 Eylül Rejimi’yle gerçekten hesaplaşmaya gidildiği konusunda ikna edici olabilir.

        Diğer Yazılar