Özgürlük Çok Yeni Bir Oluşumdur
14 Temmuz 1789’da başlayan Fransız Devrimi, Osmanlı başkentinde hiç yankı bulmamıştır. Devrim’in, 10 Ağustos 1792’de kral 16. Louis’yi tahttan indirmesinden aylar sonra, İstanbul’da bazı yüksek rütbeli zevat olaydan haberdar olmuş ve dünyanın kaderini değiştiren bu müthiş olayı, Krala karşı ayaklanan bir avuç çapulcunun eseri olarak görmüş, içeriğine, kapsamına, yansımalarına ve sonuçlarına ilişkin hiçbir şey anlayamamıştır.
Modern Dünyanın simgesi olan Fransız Devrimi, kökü Orta Çağa kadar giden, Rönesans ve Aydınlanma oluşumlarıyla pekişen; Endüstri, Tarım, Ulaşım Devrimleriyle hayatın içine giren uzun soluklu bir mayalanma sürecinin zirvesidir. Demokrasi, bireysel haklar, cumhuriyet, ulus-devlet gibi sayılamayacak kadar yeni fikir ve kavram bu oluşum esnasında can bulmuştur. Ve Osmanlının bunların hiçbirinden haberi olmamıştır. 1789’a kadar Osmanlı’da yayınlanan kitaplara bakmak yeterlidir. Batı’daki düşünce akımlarına, bilimsel gelişmelere ilişkin telif veya çeviri tek bir kitap bile yoktur.
Avrupa’da 1440’larda ortaya çıkan matbaanın Osmanlı’ya gelmesi 300 yıla yakın zaman alacak, Macar asıllı İbrahim Müteferrika’nın 1727’de kurduğu ilk matbaa 17 (on yedi) kitap bastıktan sonra kapanacaktır. Oysa sadece örnek olsun diye Venedik’e gidilirse, bu küçücük ülke-kentte, 1450-1500 arasında 2 binden fazla kitap basılmıştır. Ünlü matbaacı Nicolas Jensen’in bastığı kitap sayısı 150’nin üzerindedir. Üstelik bunlar ilk matbaalardır. Bu yeni icat,1727’ye kadar Avrupa’da öyle büyük bir hızla ilerlemiştir ki, basılan eser sayısı 100 binin üzerine çıkmıştır. Tüm Orta Çağ boyunca üretilen kitap sayısına artık birkaç ayda ulaşılmaktadır. 1450–1500 arasında Avrupa’da kitap tirajı 20 milyon, 1500-1600 arasında 200 milyondur.
Başbakanımız, İstanbul Grubu Dostluk Derneği’nin iftarında yaptığı konuşmada, “Osmanlı ile Cumhuriyetin kuruluşundaki kırılma noktasına baktığımızda, Osmanlı bunu aşmış ama Cumhuriyet döneminde aşılamadığını görüyoruz. Osmanlı, düşünce ve inanç özgürlüğünden korkmamış, her türlü özgürlüğü vermiş. Ama bize gelene kadar ne yazık ki bu özgürlüklerin verilmediğini görüyoruz” dedi.
Bugün Türkiye’de tarih eğitimi ne yazık ki, bilimsel bulgulardan çok, bizim geçmiş hakkındaki abartılı tasavvurumuza dayanıyor Osmanlı’da düşünce ve inanç özgürlüğü diye bir şey asla olmamıştır. Olamazdı, çünkü Osmanlı düşünce dünyasında “özgürlük” diye bir kavram yoktu. Velev ki olsaydı bile, hangi düşüncelere özgürlük olacaktı? Osmanlı’da bin yıldan beri tekrarlanan kalıpların dışında düşünce de yoktu! Velev ki olsaydı bile, okur yazarlık oranının % 1’i bile geçmediği bu ülkede kim okuyacak ve düşünce üretecekti? Müteferrika’nın bastığı kitaplardın maksimum tirajı 500 olduğuna göre, Avrupa’da insanların emrindeki kitap sayısı 1 milyarı geçmişken, Osmanlıda taş çatlasın 8 bin basılı ve birkaç on bin de yazma kitap bulunmaktaydı.
Din ve inanç özgürlüğüne gelince, Osmanlı’da böyle bir şey asla olmamıştır. Bir kere “millet” sistemi adı verilen bir uygulamayla herkes kendi dinsel cemaatinin içine hapsedilmiştir. Dinsel grupların birbirleriyle teması asgariye indirilmiş, her topluluk kendi mahallesinde, din adamının, aynı zamanda bizzat mahallenin ağır denetimi altında yaşamıştır. “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” deyimi, cemaatler arasındaki bu geçişimsizliği açıkça ortaya koymaktadır. İş burada kalmamış, Osmanlı her dinin kıyafetlerini de belirlemiştir. Gece sokağa çıkma yasağının olduğu bu toplum, sürekli bir sıkıyönetim altındaydı. Öte yandan, hanedanın benimsediği inanç olan Sünni İslam her zaman öndeydi ve diğer inançlar çoğu zaman ikincilleştirilmişti
Son olarak, din, vicdan ve düşünce özgürlüğü, inanmama ve din değiştirme özgürlüğünü de kapsar. Osmanlı’da inançsızlar ve din değiştiren Müslümanlar hemen öldürülmüşlerdir. Özgürlük, demokrasiyle kardeştir ve ancak modern toplumlarda olabilir.