Vekilden önce Meclis'e ulaşan tank!
BİLİR misiniz bilmem, eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker, on parmağında kırk marifetin yanında, aynı zamanda uçak da uçurabilen bir politikacıdır.
O meşum 15 Temmuz gecesi uçuştan dönerken, Gölbaşı Özel Harekât Merkezi’nin üzerinden uçmamak için hafif rota değiştirmiş, yere indikten sonra eve gelmiş, soyunup dökünmüş; evde yalnızmış, biraz meyve atıştırdıktan sonra dinlenmek üzere evinin salonuna geçmiş.
Evi Ankara’ya nazır bir yerde. Yukarıdan bütün şehri görebiliyor. Bir anda şehrin üzerinden uçan uçaklar görmüş. Bir değil birkaç uçak... Dalıyorlar, çıkıyorlar, ses duvarını aşarak korkutucu bir gürültü yayıyorlar. Olan biten her şey kendi deyimiyle, gözlerinin önünde bir “Star Wars” filmi gibi... Bütün bu askeri uçak hareketliliğinin içine, bir anda bir de sivil yolcu uçağı düşmüş.
Evinin bulunduğu yerden görülüyor; sivil yolcu uçakları Esenboğa için o bölgede inişe geçer ve piste doğru süzülürler.
Yolcu uçağıyla şehrin üzerinden uçan askeri uçak burun buruna gelmiş bir ara, Mehdi Bey’in de yüreği ağzına...
Uçaklara, uçuşa, birtakım havacılık uygulama ve terimlerine hâkim Eker, işin içinde bir iş olduğunu hemen anlamış. İçişleri Bakanı Efkan Âlâ’yı aramış, telefonu kapalı; Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise açmış telefonu, o da olan bitenden habersiz; ciddi bir “sıkıntıyla” karşı karşıya olduğumuzu MİT Müsteşarı Hakan Fidan telefonuna cevap verince anlamış.
Evden dışarı çıktığında, olup bitenin Ertuğrul Kürkçü’nün iddia ettiği gibi bir “simülasyon” değil de, “gerçek bir darbe” olduğuna eminmiş artık.
Gerisi uzun bir gece yolculuğudur.
*
“Hepimizinki gibi” diyeceğim ama Eker’inki biraz daha farklı bir yolculuk olmuş.
Önce Çankaya’ya gitmeye yeltenmiş. Işıklar sönük, ortalık korkutucu derecede sessiz, her yer kapalı.
Meclis’e gitmeye karar vermiş. Önce Dikmen Kapısı’na gitmiş, kapıyı zorlamaya çalışan tanklar görmüş, yolunu değiştirmiş; Çankaya Kapısı’na gitmiş, orası da öyle. Şoförü, çok kullanılmayan başka bir kapıya götürmüş onu, tam o sırada Meclis’e sorti yapan uçaklar belirmiş ve ardı ardına bombardıman...
Orada bulunan bir polis onu korunaklı bir yere almış, patlayan bombalar arasında Meclis Genel Kurul Salonu’na böyle ulaşmış.
*
Eker de anlattı; Meclis Genel Kurul Salonu’na girenler de bilir. Devasa salonun tavanında hamam kubbelerindekine benzer sıralı halde 7’şer adet camla kaplı delikler vardır. Günışığından yararlanmak için böyle tasarlamış mimar. Büyük tavanda da her biri tonlarca ağırlıkta, 16 adet devasa avize asılıdır.
O gece darbeyi haber alan birçok milletvekili, Eker gibi Meclis’e, genel kurul salonunda darbecilere karşı Meclis’i savunmaya koşmuş.
Meclis’e atılan ikinci bomba, genel kurul salonunun yakınındaki bahçeye düşmüş.
Allah korusun, birkaç metre arayla hedefi şaşırmamış olsaydı eğer o Kandil’e atılan kaya delen bomba, genel kurul salonunun tavanına isabet etmiş olsaydı misal, tavan bütünüyle çöker, bütün o avize ağırlıkları, milyonlarca cam parçasıyla birlikte orada bulunan milletvekillerin üzerine düşerdi.
Gerisini varın siz tahmin edin!
*
“Meclis’e giden kapıları zorlayan tanklar, içeri girmeye çalışıyordu” dedi Eker bütün bunları anlatırken...
Bu durumda darbecilerin tankları Eker’den önce Meclis civarına gelmiş olmalı.
İster istemez insanın aklına “O tanklar, oraya nereden geldi?” sorusu geliyor.
Cevabı basit, Etimesgut’tan...
*
Vakti zamanında Ankara’yı başkent yapma kararını verenler, günün birinde, örneğin 100 sene sonra Etimesgut’un şehrin merkezinde yer alacağını hesaplamamışlardı herhalde. O zamanlar Ankara’nın nüfusu 20 binlerde. Yapılan hesaplamalara göre, bugün için öngörülen şehir nüfusu 300 bin falan olsa gerek. Demek ki o hesaplamalara göre, o tarihte 15 kilometre şehrin dışında kalan Etimesgut, o mesafeyi hep koruyacaktı.
*
Hem kendi tankımız kendi Meclis’imize karşı birliğinden çıkar mı ki, insanın aklına “Şehir merkezinde tank ne arıyor?” sorusu gelsin? Ne de olsa “ordu en güvendiğimiz kurum”.
Hem tank çıksa çıksa Meclis’i işgal etmeye değil, orayı işgal etmeye gelen bir düşman güce karşı çıkar.
Ama demek ki öyle değilmiş.
Neyse ki Başbakan Binali Yıldırım, şehir merkezilerinde yer alan bütün askeri birlik ve birimlerin şehir dışına taşınacağını söyledi.