Birbirini sevmeyen bir toplum
Biz, bu ülkenin yurttaşı olan 82 milyon, hatta topraklarımızda yaşayan 5 milyon göçmeni de dahil edersek 87 milyon insan birbirimizi seviyor muyuz?
Farklı toplumsal kesimler birbirinin farklılıklarına tolerans mı gösteriyor yoksa birbirilerini bu farklı kimliklerinden ötürü nefret objesi olarak mı kodluyor?
Ayrıca kimliklerinden ya da yaşam tarzlarından ötürü birbirlerini hiç sevmeyenlerin tek ortak noktaları acaba genel olarak ülkemizdeki göçmenlere özel olarak da Suriyeli mültecilere türlü yalan söylentilerle düşmanlık etmek mi?
Çalışmalarını beğeniyle takip ettiğim siyaset bilimci Prof. Dr. Emre Erdoğan’ın aktardığına göre çok yakın zaman önce yapılan uluslararası akademik bir araştırmada dünyanın en öfke ve nefret dolu iki toplumundan biri Türkiye çıkmış.
İtibarlı bir bilimsel araştırmayla ortaya konan bu gerçeği biz Türkiye yurttaşları zaten her an hissediyoruz. Olayı sadece politik kutuplaşma ekseninde de görmeyelim.
Trafikte en çok kavga eden ve olası bir kavga için levyeleri ve beyzbol sopalarını yanında taşıyan bir toplum olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Beyzbol ülkemizde hiç popüler olmadığı halde beyzbol sopalarının satışında dünyada ilk sıralardayız.
Hangi siyasi düşünceden olursa olsun bütün aydınlar ve siyasetçiler eğer gerçekten Türkiye’yi seviyorlarsa bu çok tehlikeli gidişat konusunda alarm zillerini çalmaya başlamalılar. Bu ülke hepimizin…
Hatta alarm zillerini çalmak ve önlemler almak için gecikiyor bile olabiliriz. Mühim olan kamyon duvara çarpmadan frene basabilmek ya da kamyonun rotasını çevirebilmektir. Bunu da kamusal figür niteliği olan aydınlar ve siyasetçiler yapabilir.
Ülkemizin geleceği için bu öfke ve nefret ortamını ortak bir iradeyle önce yumuşatmak sonra da farklılıklarımızla birlikte birbirimizi sevebilmeyi öğrenmenin yolu sosyal rehabilitasyon süreçlerini işletmekten geçiyor.
Her toplumsal kesimin içinden çıkan aydın ya da siyasetçi öncelikle kendi mahallesinden gelen aşırılıklar ve saldırganlıklar konusunda sorumluluk almalı.
Karaköy’de ana caddede yürürken karşıdan gelen bir kadının tokadı ile sarsılan iki başörtülü genç kadın. Beşiktaş’ta akşam saatlerinde yolda yürürken yine karşıdan gelen bir kadın tarafından yüzüne yumruk atılan başörtülü başka bir genç kadın. İki hadisede de görüntüler korkunç.
Mesela bu saldırıyı kuvvetli ve samimi bir dille kınayan ilk haberi FOX TV yapmalıydı. Hükümete yakın kanallardan önce davranmalıydı FOX Haber. Fatih Portakal kameralara bakarak etkili bir konuşma hazırlamalıydı.
Aynı şekilde Sözcü de bu konuyu manşete taşımalı ve kamusal sorumluluk almalıydı. Mesela Yılmaz Özdil içten dille bir yazı kaleme almalıydı. Laik kesimin duygularını en çok etkileyebilen yayın organları çünkü bunlar.
Eğer böyle çirkin bir saldırı mini etekli bir kadına yapılsaydı hem FOX hem Sözcü ortalığı bangır bangır inletecekti. Oysa keşke ezberbozan bir tavra girip aynı yayın çizgisini bu olayda da gösterselerdi. Türkiye’nin geleceği için büyük iyilik olurdu bu.
Bu saldırıda hükümete yakın ve muhafazakar medya organlarının bu korkunç olaya haklı olarak tepki vermesi beklenen bir gelişme. Ezber bozacak olan sekülerist ve Kemalist çizgisiyle bilinen medyanın tepki vermesiydi.
Haklarını yemek istemem bu iki olaya dair yapılan haberleri tararken o cepheden sadece Odatv sitesinin Karaköy saldırısına dair kınayıcı dille bir haberine rastladım. Tamamen zıt dünya görüşünde olduğum bir çevredir ama bu sorumlu tavırlarından ötürü kendilerini tebrik ederim.
Hükümete yakın medyanın ise tam tersi olaylar söz konusu olursa da ya da özellikle laik kadın kimliğini hedef alan çok saldırgan konuşmaları kimi sözde din adamları yaptığında özellikle ve güçlü bir vurguyla tavır koyması gerektiğine inanıyorum.
Kemalizme karşı eleştirel duruşumu yeri geldiğinde ifade eden bir yazarım ama Atatürk’e dair alenen küfürlü, pespaye paylaşımlar olduğunda da hükümete yakın medya, Kemalist medyadan önce hemen kamusal sorumluluk almalı ve tavır koymalı diye düşünüyorum.
Yani artık herkes ezber bozmalı bu ülkede. O zaman farklı kimliklerdeki ve yaşam tarzlarındaki kesimlerin birbirine güveni gelecektir. Çok yıpranmış toplumsal bağlar ancak bu tür samimi tavırlarla tamir edilebilir.
Birbirimizin kimlik tercihlerine saygı göstermeden hoyratça yaşadıkça ülkenin öfke ve nefret katsayısı artıyor. Hem Kürt yurttaşlarımıza hem de göçmenlere yönelik tiksinti dolu söylemin popülerleşmesi de aynı şekilde Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir tehdit. Bunun partisi yok, siyasi görüşü yok.
Hele bu ülkenin kamusal figür kimliğindeki aydınları asla popülizmin tuzağına düşmemeli. Tribünden alkış almak için ayrımcılığı kışkırtan tavırlar konusunda medya ortak bir sorumluluk almak zorunda bence. Ama mevcut durum bana hiç umut vermiyor maalesef. Herkes kolay övgü derdinde. Bu da kutuplaşmayı körüklüyor. Nefreti artırıyor.
Havası, duruşu, ses tonu ve sesini kullanma becerisi, çizgisi ve yeteneği ile Türkiye’yi çok aşmış, çok büyük bir sanatçıydı Yıldız Kenter.
O’nun ölüm haberini aldığımda sahnedeki duruşu ve berrak Türkçesi hayalimde canlandı. Sanki çok yakınımı kaybetmişçesine derin bir hüzün ve yokluk hissettim.
Yıldız Hanım 90’ını aştığı halde dimdik, gençlere her daim ilham veren, çok çalışkan ve çok paylaşımcı bir isimdi. Türk tiyatrosunda O’nun temas etmediği isim neredeyse yoktur.
Yalnızca sanatı ile değil aynı zamanda temsil ettiği ‘Güçlü kadın’ profili ile de ismini tarihe yazdırdı. Hele kendi kuşağının şartlarını ve kadına biçtiği rolleri göz önüne aldığımızda Kenter’in put kırıcı bir işlevi olduğunu teslim etmemiz gerekir.
- Benim için 10 Kasım2 ay önce
- Demirtaş çıkar mı?2 ay önce
- Öcalan Kandil'e 'takvimi öne alın' mesajı gönderdi2 ay önce
- Bir eşik daha aşıldı2 ay önce
- Vicdanlar kabul etmez!2 ay önce
- Köprüler yeniden kuruluyor2 ay önce
- "Bu Trump'ın değil, Blinken'ın planı!"3 ay önce
- Sabaha karşı 2'de Mısır'da kurulan masada neler yaşandı?3 ay önce
- Norman Finkelstein: Gazze soykırımı yalnızca bir devlet projesi değil3 ay önce
- Hamas ne diyecek?3 ay önce