Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GÜNDELİK yazı yazmanın olumsuz taraflarından biri Türk basınını düzenli olarak takip etmek. Akşam Gazetesi’nin bir süre önce birinci sayfasında başlattığı bir uygulama da böylece karşıma çıktı. İktidarla ilişkisini gizlemeyen gazete referandum sürecinde maddeleri her gün teker teker açıklıyor.Bir tarafta “yalanlar” yazıyor, diğer tarafta da kendi gerçeklerini öne sürüyor.

        Dün “Seçilme yaşı 18’e inecek, ülkeyi yönetmek çoluk çocuğa kalacak” itirazlarına yönelik 50’den fazla ülkede bu uygulamanın olduğunu yazmışlar. Tek adamlık, yargı elden gidiyor gibi itirazlara da teker teker maddeleri açıklayarak açıklama getiriyorlar.

        Ama en önemlisi kullanılan dil: Serinkanlı, bilgiye dayalı, somut.

        Kendi istedikleri maddeleri seçiyorlar, yorumlama konusunda da fazlaca geniş davranıyorlar belki. Ama en azından bir değişimi madde madde anlatma çabası var. Buna karşılık CHP’nin Yurt Gazetesi her gün birinci sayfasında “Hayır” diyecek ünlülere yer veriyor. Kısacası bir taraf bilgiye, diğer taraf duygulara oynuyor.

        Referandum geçerse yaşanacak olası bir kâbus senaryosu ortak tema “Hayır” cephesinde. Tek adamlık, diktatörlük, parlamenter sistemin çöküşü... Hepsi ucu kapkaranlık bir gelecek projeksiyonuna çıkıyor.

        ENDİŞE SİYASETİ

        Bu hissiyatın son örneği gazeteci ağabeyimiz Bekir Coşkun’un kasten abartılı bir biçimde dile getirdiği “Evet çıkarsa tiyatrolar Diyanet İşleri’ne bağlanır” felaket senaryosuydu. Hiç kimse gerçekten bunun olacağını düşünmüyor, ama kulağa “Tiyatrolar kapanır” demekten daha etkili; usta bir yazar olan Bekir Coşkun da hangi düğmeye basacağını çok iyi biliyor, nokta atışı yapıyor. Zaten söylediği çarpıcı olmasa olumlu-olumsuz bu kadar ses getirmezdi.

        Nitekim Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne yönelik saldırı tam da buna benzer bir panik için hazır bekleyenlere fırsat oldu.

        Oysa korku ve endişe üzerine siyaset inşa etmek en fazla bir yankı odasında karşılık buluyor. Bunun benzer örneklerini (“Türkiye İran olacak”) geçmişte de gördük. Ancak benzer şeyleri düşünen bir grup insan birbirini onaylıyor.

        Halbuki rakamlar, somut bilgi ve serinkanlı bir yaklaşım daha ikna edici olmaz mı? Bu sefer farklı bir söylem geliştirmek neden kimsenin aklına gelmiyor?

        Tamam, tiyatrolar elden gidiyor ama karşılığında önerilen ne, bilmiyoruz. “Hayır çıkarsa her şehre tiyatro açacağız” bile bir mesaj halbuki. Nitekim bir haftalığına Türkiye’ye gelen Şilili reklamcının da dediği gibi henüz “Hayır”ın ne vaat ettiğini kimse bilmiyor.

        TV GÜNLÜĞÜM

        - BİRİ beni kurtarsın... ABD televizyonlarında bu sezonun en çok beğenilen dizilerinden “This is Us”a sardım meraktan, üç-dört bölüm izleyince içine çekildim ister istemez. Şimdi nefret ede ede bitmesini bekliyorum ki bırakayım. Güya çok ilerici bir aile draması, ama o kadar klişe ki... Gerçi Türk televizyonlarına uyarlansa çok tutacağına eminim.

        - Trump dönemine nasıl uyum sağlayacak diye merak ediyordum “Scandal”ı. Başroldeki Kerry Washington’ın hamileliği yüzünden iyice geç başladı, ama her zamanki gibi deli saçması olay örgüleriyle gayet eğlenceli ilerliyordu. Ta ki geçen haftaki o lüzumsuz bölüme kadar. Bunca ay bekle, daha üçüncü bölümde hayal kırıklığı yaşa. Birkaç hafta tatilde “Scandal”, dönünce umarım toparlar.

        - Hayır, daha “The Good Fight”ı izlemedim. Çünkü CBS’in kendi “streaming” servisinden izleniyor bir tek, sadece bu dizi için de abone olmak istemiyorum. Zaten Hulu, Amazon Prime, Netflix aboneliklerim var. Tek bir içerik öneren bir platforma ayrıca neden para ödemem gerektiğine ikna edemiyorum kendimi... Sanırım izleyici olarak internet televizyonculuğunda açık büfe sistemine, bol çeşide alıştık. Televizyonların ileride ayakta durmalarının önündeki en büyük engel de bu: Bol içerik sağlamayan para kazanamayacak galiba.

        METRO ÖNEMLİDİR

        MUHALİF kesimin küçümsediği “Ama adamlar metro yapıyor ya” söylemi önemlidir. Çünkü ciddi oya sahip geniş halk kitleleri için tek adam, dikta, parlamenter sistem gibi ortalama seçmenin anlamadığı konular belirleyici değil. İşe nasıl gittiğine, hiç uçağa binmese de televizyonda gördüğü dev havalimanıyla oluşan büyüklük algısına, evinin önündeki çöplerin toplanmasına, kendi oğlunun iş bulmasına, en önemlisi de tek bir telefonla devlete ulaşabilmesine bakıyor. Buna ek olarak kendi yaşam tarzı kaygıları ve kazanılanı koruma içgüdüsü de kuşkusuz var, ama en önemlisi aldığı hizmet.

        Sonuçta gördüğü işleyen ve kendisine faydası olan bir şirket, oyunu da buna göre veriyor. Elinizde somut olarak önereceğiniz hiçbir şey olmadan ya da başarı siciliniz boş bir kâğıttan ibaretken bu işleyişten memnun olanın aklını nasıl çelersiniz? Alternatif olduğunu iddia eden siyasi partilerin gerçek soruya yoğunlaştığına dair bugüne dek bir işaret görmedik.

        NEDEN KAZANIYORLAR?

        GEÇEN sene haziran ayında İletişim Yayınları’ndan çıkan bir kitap bir kez daha seçim sürecine girerken yol gösterici olabilir. Sosyolog Sevinç Doğan, “Mahalledeki AKP: Parti İşleyişi, Taban Mobilizasyonu ve Siyasal Yabancılaşma” kitabında İstanbul’daki Sanayi Mahallesi üzerinden iktidar partisinin nasıl hep kazandığını inceliyor.

        Kapı kapı dolaşmak, seçmenin sürekli nabzını yoklamak, seçim dönemi dışında da seçmenle iletişimi sürdürmek partinin başarısının artık bilinen yöntemleri.

        Ama Doğan bunlarla birlikte pek çok yeni gözlemde de bulunuyor:

        - Partinin tabanında sanılanın aksine siyasi tartışmalar önemli yer tutmuyor. Bir seçmenin dediği gibi “Burada aşırı siyaset yok, Filistin, Suriye vesaire değil.

        - Mahallenin her bir üyesini yakından takip eden, ev ziyaretleri yapıp dertleri not eden ve merkeze bildiren, somut çözüm üreten bir mekanizma var. Mahallenin örgütlenmesi özellikle sosyal yardımın üzerinde duruyor, hastalara bakım hizmeti sağlıyor, özürlülere aylık bağlanıyor...

        - Tıpkı bir şirket gibi performans raporları düzenleniyor, CV’lerine göre gençlik kollarına üyeler alınıp görev veriliyor. Kariyer, yükselme, başarı söylemleriyle gençler motive ediliyor.

        - Partinin toplantıları da büyük bir şirket işleyişine uygun şekilde resmi ve hiyerarşik; yoklama alınıyor, not tutuluyor, imzalar atılıyor, gündem Ankara üzerinden ilk yönetime, oradan da küçük bürolara bildiriliyor.

        - Seçmende devletin somut, dokunulabilir, erişilebilir bir karşılığı var. Aldıkları hizmet ve parti görevlileri sayesinde “tanıdık yüzlerin içini doldurduğu somut bir gerçeklik olarak” görüyorlar devleti. Parti ağları “devlet”i seçmenin kapısına getirerek verilen hizmetlerin propagandasını yapıyor.

        Nitekim Diken’e verdiği söyleşide de Doğan, sanılanın aksine “Parti faaliyetleri bir dava motivasyonuyla değil, hep birlikte kazançlı çıkılacak bir oyunun kuralları yerine getirilir gibi yapılıyor, böylesi bir görev ve yükümlülük hissini çok net hissettim” diyor.

        Diğer Yazılar