Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Başkan biliyor muydu, biliyorsa ne kadarını biliyordu: Medya tarihine “Woodstein” olarak geçen Washington Post’un efsane ikilisi Bob Woodward ve Carl Bernstein’in Watergate skandalını araştırırken kafalarındaki en önemli soru buydu. Önümüzdeki hafta yayımlanacak “Rage” (Öfke) adlı kitabında Woodward yine aynı sorunun peşinde. Bu sefer Başkan Richard Nixon değil Donald Trump, konu da COVID-19’un etkisi.

Kitap daha yayımlanmadı ama Washington Post’a ve CNN’e okuma kopyalarından sonra ortalık karıştı dün. Woodward’ın yaptığı 18 söyleşinin en çarpıcı kısmı 7 Şubat’ta, henüz ABD’de sadece birkaç vaka varken Trump’ın virüsün ne öldürücü olduğunu, havadan bulaştığını, bildiğimiz gribe benzemediğini itiraf etmesi. “Nefes alıyorsun ve bulaşıyor, o yüzden çok hassas bir durum, bildiğimiz gripten çok daha öldürücü,” diyor Trump. Ardından bir kez daha vurguluyor: “Öldürücü bir şey.”

Danışmanları Trump’a Ocak ayının sonlarına doğru virüs konusunda bilgi veriyor. Milli Güvenlik Danışmanı “Başkanlığınızın en önemli milli güvenlik sorunu olacak bu virüs,” bile diyor. Ama Trump kamuoyuna COVID-19’un basit bir grip salgını olduğunu, kendi kendine yok olacağını öğütlüyor ve tehlikeyi ciddiye almıyordu. Kısacası, Başkan biliyordu ama kamuoyundan gizledi. O aralar tıp uzmanları da kamuoyuna maskenin gereksiz olduğunu, virüsün havadan bulaşmasına dair bir kanıt olmadığını söylüyordu.

Trump bildiğini özellikle gizlemiş çünkü...

İkili söyleşiler sırasında samimi oluyor; o kadar ki Mart ortasında Trump bizzat Woodward’ı telefonla arayarak virüs konusunda dertleşiyor. “Kamuoyunu özellikle paniğe sürüklemiyorum, virüs tehlikesini bilerek önemsizmiş gibi gösteriyorum,” diyor.

Çarşamba günü basın toplantısında Trump’ı tam da seçim öncesi zor durumda bırakacak bu sözler sorulduğunda da geri adım atmadı, virüsle mücadelesinde bir görevinin de kamuoyunu paniğe sürüklememek olduğunu tekrarladı. “Eğer hiçbir şey yapmasaydım, hiçbir tedbir almasaydım milyonlarca insan ölecekti,” dedi. “Ama şimdi çok iyi durumdayız.”

Dünkü rakamlara göre ABD’de 6.3 milyondan fazla insan virüse yakalandı, ölü sayısı da 190 bini aştı. Trump daha önce kendi kendine yok olacağına inandığı virüsün en fazla 60-70 bin kişiyi öldüreceğini de söylemişti. University of Washington’ın projeksiyonuna göre yıl sonunda ABD’de 400 binden fazla insanın virüsten ölmesi bekleniyor.

ABD’de virüsle ilgili sert tedbirlerse Mart ayının ortasında alınmaya başladı, ama sonradan çeşitli üniversitelerin yaptığı araştırmalara göre ülke daha erken kapansaydı, tedbirler daha önce başlasaydı on binlerce hayat kurtulmuş olacaktı. Yine sonradan yapılan araştırmalara göre resmi tespitlerden çok önce, Ocak ve Şubat aylarında virüs çoktan ABD’ye ulaşmış ve New York’ta dolaşmaya başlamıştı bile.

Virüs yönetimi Trump'ın yumuşak karnı.

Kasım ayında seçime giden Trump’ın en fazla puan kaybettiği konu COVID-19 salgınıyla mücadeledeki başarısızlığı. Virüs öncesi kuvvetli bir ekonomiyle seçime gitmeyi planlayan Başkan’ın hesapları altüst oldu. Hem ekonomi çöktü, hem de Amerikalıların çoğunluğu -kendi seçmeni de dahil- Trump’ın virüsle mücadelesini zayıf buluyor. Önümüzdeki günlerde Trump’ın bile bile kamuoyunu yanlış yönlendirmesi, zamanında tedbir almamasının kaç insanın hayatına mal olduğu epey tartışılacak.

Bu bakımından Woodward’ın kitabı 2016’daki “Kadınları orasından yakalarım” dediği kasetten sonra Trump’a ikinci kaset darbesi. Daha önce de Trump hakkında birçok kitap yazıldı, birçok ifşaatta bulunuldu—avukatı Michael Cohen’dan eski güvenlik danışmanı John Bolton’a kadar. Ama bütün bunlar üçüncü şahısların tanıklıklarıydı. İlk kez Trump kendi sesinden itiraf ediyor virüsü hafife aldığını. Pazar günü ilk kez “60 Minutes” programına konuşacak olan Woodward da söyleşilerin ses kayıtlarını basınla paylaştı.

Kitabın seçmen üzerindeki etkisi ne olur?

Dün Trump apar topar kriz yönetimini devreye soktu ve beklenmedik bir basın toplantısıyla Anayasa Mahkemesi'nde bir koltuk boşalması halinde yerine atayacağı adayları açıkladı. Seçimden önce Başkan adaylarının böyle bir liste açıklaması alışılmadık bir durum, ama Trump özellikle muhafazakar tabana mesaj vermek istedi. Sözlerinin özeti: "Bırakın bu virüs meselesi, önemli olan yargıyı muhafazakar iktidara teslim etmek ve ben bu yüzden varım." ABD'de özellikle Beyaz-Evanjelist taban Trump'ı kusurlarına rağmen özellikle yargıyı muhafazakar yargıçlarla doldurduğu için destekliyor. Nitekim dün Trump'ın yargıç adayları arasında yakın zamanda New York Times'a protestocuların üzerine askerin yollanmasını savunan bir yazı yazıp gazeteyi karıştıran, yorumdan sorumlu yayın yönetmeninin istifasına yol açan Tom Cotton gibi aşırı sağcı isimler vardı. Amerika'da seçimler asıl Supreme Court atamaları için önemli; şimdiden Mahkeme'ye iki muhafazakar yargıç atayan Trump yaşı 80'in üstündeki diğer -ilerici ve solcu- yargıçların emekli olması/hayatlarını kaybetmeleri sonucu mahkemenin geleceğini tamamen şekillendirebilir, önümüzdeki en az 50 sene boyunca Amerika'nın en yüksek yargı makamını aşırı sağa teslim edebilir. Amerikan sağının ezelden beri en büyük hayali bu, eğer Trump'ın bu vaadini gerçekleştireceğine inanırlarsa başka hiçbir ayrıntıyı önemsemezler. Açıkçası son dört yılda bu yönde kendisinden istenilen her şeyi yaptı.

Peki bu kitap nasıl yazıldı?

Bob Woodward kitap yazmak için bizzat Trump’a başvuruyor, etrafındaki danışmanlarının uyarılarına rağmen Trump görüşmeyi kabul ediyor. Bir iddiaya göre damadı ve danışmanı Jared Kushner da Wooward’la konuşmasını destekliyor. Ancak damat dün “Ben desteklemedim, ama yine de Woodward’a söyleşi verdim ki yanlış şeyler yazmasın,” diyor. Kushner kayınpederini anlamak için Woodward’a “Alice Harikalar Diyarında” kitabını öneriyor, stratejisi dayanıklılık olan Cheshire kedisini özellikle vurguluyor.

İçinde Erdoğan da var.

Woodward’ın kitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la da ilgili bir bölüm var. Başka Kim Jong-Un olmak üzere otoriter liderlerle alışılmadık dostluklar kuran Trump özellikle Erdoğan’dan da bahsediyor. “Hakikaten tuhaf, ne kadar sertleşirler ve katılaşırlarsa onlarla daha iyi geçinmeye başlıyorum,” diyor. “Bir gün bunu bana açıklasana.”

Dün, gündeme bomba gibi düşen itirafların ardından Amerikan medyasının bir kısmı Bob Woodward’a da bu kritik bilgiyi kitap satmak için saklaması yüzünden yüklendi. (Şeffaflık adına Woodward’ın kızıyla arkadaş olduğumu belirteyim.) Gazeteciler sık sık bomba haberleri kitaplarına saklıyorlar, ama Woodward’ın belki de insan hayatına mal olacak kadar önemli bir bilgiyi saklamasının tartışılması doğal. Acaba zamanında yazsaydı Amerikan yönetimi üzerinde bir baskı oluşur, virüsle mücadele daha erken başlar mıydı?

Bu soruları dün Washington Post’un medya eleştirmeni (ve eski NYT ombudsmanı) Margaret Sullivan da soruyordu. Pazar gününe kadar söyleşi vermeyeceğini söyleyen Woodward sadece bu konuda görüş bildirmiş.

Açıklamasına göre öncelikle Şubat ayında Trump’ın sözlerinin doğruluğunu henüz bilmiyormuş. Sonuçta Trump atıp tutmasıyla, aklına estiği gibi konuşmasıyla meşhur. Ancak Mayıs ayında hakikaten Milli Güvenlik Danışmanı’ndan geldiğini doğrulatmış.

Peki o zaman neden yazmamış? Çünkü Woodward artık gündelik haber akışı içinde çalışmıyor, Post’un bir elemanı değil (sadece onursal bir unvanı var) ve onun için “büyük resim” önemliymiş. Önemli olan seçim olduğu için de 3 Kasım’dan önce seçmeni bilgilendirmek için kitabında yer vermiş.

Bir başka gazeteciye sızdıramaz mıydı? “Ben de haber peşindeydim aynı anda, kendi izimi sürüyordum.”

Ben de haberi bekletme konusunda Sullivan gibi emin değilim. “Bilmiyorum,” diye yazıyor Post’un medya eleştirmeni. “Haberi daha erken patlatmak bir değişiklik yaratır mıydı, belki de inkar edilir ve sürekli patlayan skandallar ve yalanların arasında unutulurdu. Ama yine de bu kadar beklemektense haber yapmanın insan hayatını kurtarma ihtimali varsa, bu az da bir ihtimal olsa önemli bir argüman.”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00