Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

-Washington, D.C.-

Anayasa Mahkemesi’nin önünde plaj sandalyeleri ve battaniyelerle 24 saat öncesinden kamp kuranlar vardı önceki gece. Mahkeme’nin Cuma günü hayatını kaybeden üyesi Ruth Bader Ginsburg’un tabutu dün sabah 9:30 gibi Mahkeme’ye geldi, salgın tedbirleri yüzünden Mart ayından beri kapalı olan salona alındı, sabah 11:00’de kapının önüne çıkarıldı ve halkın ziyaretine açıldı. Naaşı iki gün burada sergilenecek, ardından Kongre’nin önüne götürülecek ve devlet kararıyla uğurlanacak.

İşte 24 saattir kapının önünde bekleyen çift de uzaklardan son görevlerini yapmak için gelmişti Mahkeme’nin önüne. Onu son yolculuğuna uğurlayan ilk kişi olmak için.

NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ

Dışarıdan bakıldığında bir yargıcın ölümünün toplumda böylesi bir toplu yasa dönüşmesini anlamak zor olabilir. Steve Jobs öldüğünde Apple mağazalarının önüne çiçekler bırakılmıştı gerçi. Ama o bütün dünyanın yaşayış şeklini değiştiren bir dâhiydi; bilgisayar ve akıllı telefonu bedenimizin uzantısı haline getirmişti. Prenses Diana’nın ölümü de belleklerde hala çok diri, çünkü insanların kalbine dokunmuştu.

RBG dünya çapında böyle tanınan bir figür değildi, ama son yıllarda Amerika’nın en önemli toplumsal ikonlarından biri oldu. Önceki sabah Habertürk TV’de meslektaşım Serap Belet bana bu ilginin nedenini sorduğunda özetlemeye çalıştım: Kadın-erkek eşitliği için hem avukat hem yargıç olarak verdiği mücadele çok önemliydi, Mahkeme’deki varlığı da sadece kadınlar için değil ezilen pek çok azınlık için en yüksek yargı makamında seslerinin duyulacağının garantisiydi.

Ama o an aklıma gelmeyen, sonradan düşününce yanıtını bulduğum bir nedeni daha vardı bu ilginin. RBG’nin 87 yaşında hayatını kaybedene kadar duruşunu hiç bozmaması, daha da sağlamlaştırması, son ana kadar hep dik durabilmesiydi. Son yıllarda bütün ülkelerde böyle dik durabilen, kendi pozisyonu koruyan toplumsal figürlerin sayısında nasıl azalma olduğunu görüyoruz. Öte yandan, anne-babalarından daha az kazanan, daha belirsiz bir geleceğe doğru sürüklenen gençlerin de böyle yol gösterici figürlere ihtiyacı var.

Birkaç ay önce Amerikan seçimlerinde aday olması beklenen Bernie Sanders da böyle bir figürdü. 80 yaşına yaklaşırken onu neredeyse Amerikan Başkanı yapabilecek dalganın arkasında gençler vardı. 18 yaşındaki gençler neredeyse kendi harçlıklarından artırarak Sanders’a ortalama 27 dolar bağış yaptı, büyük şirketlerin paralarıyla etkileyebildiği adaylarla yarışır hale getirdi. Sorulduğunda gençler Bernie’nin hayatı boyunca hep aynı ilkeleri savunduğunu, hiç taviz vermediğini ve inandığı davadan vazgeçmediğini gösterdiler.

Ruth Bader Ginsburg’un “Notorious RBG” lakabıyla bir toplumsal figüre dönüşmesinin altında da gençlere yol gösterici bu duruş vardı. RBG zaman zaman tek başına kalmak adına kendi bildiği davadan ve ilkelerinden vazgeçmedi. Üstelik o görev yaptığı sırada Mahkeme’nin üyeleri kendilerini atayan sağcı politikacıların dileklerini gerçekleştirecek pek çok tartışmalı karara imza attı. En basitinden, dev şirketlerin siyasetçilere yüksek maaşlarda bulunmalarına izin verdi. RBG belki Mahkeme’de kaybetti ama hep itiraz etti, bu itirazları da sokakta duyuldu.

ABD’de yapılan araştırmalar bir önceki kuşağa kıyasla Z Kuşağı’nın siyasete çok daha ilgili olduğunu, yaklaşan seçimlerde daha fazla oy kullanmaya hazırlandıklarına işaret ediyor. Bu gençlerin uyanışında tek başına RBG’nin etkisi yadsınamaz.

YERİNE BÖYLE YARGIÇLAR GELİYOR

Öte yandan, aynı ABD’de onun gidişiyle büyük bir umutsuzluk da söz konusu. RBG’nin tabutunu uzaktan görebilmek için dün bu şehirdeki kuyruk kilometrelerle ölçülebilirdi sadece. Başka eyaletlerden, başka şehirlerden saatlerce yolculuk yapıp bu uğurlama için gelenler sadece bir kişiye değil, bir kuruma da veda ettiklerini düşünüyordu. Her şeyin yerle bir olduğu bir ülkede yargı sisteminin adil işlemesi için tek ayakta kalan kurum olmuştu, şimdi onun da yerle bir olma ihtimali vardı. Hatta bu ihtimal her zamankinden daha da hızlıydı.

Dün, RBG’nin naaşı başında insanlar saygılarını sunarken Kentucky eyaletinden bir haber geldi. Mart ayında uyurken polisin haber vermeden kapısını kırarak içeri daldığı ve öldürdüğü Breonna Taylor soruşturmasının sonucu açıklandı. Polislere cinayet ya da kasten adam yaralama suçundan işlem yapılmayacak. Konunun özeti şu: Taylor’un eski erkek arkadaşının peşindeki polisler artık hiç ilgisi olmamasına, birlikte yaşamamalarına rağmen evine girerek Taylor’ı uykusunda öldürüyor. Ve şimdi ellerini kollarını sallayarak bu işten sıyrılıyorlar. Aylardır ülkenin dört bir yanını sarsan protestolar, değişim ve reform umudu da böylece boşa gitmiş oluyor.

Soruşturmayı Kentucky eyaletinin başsavcısı Daniel Cameron yönetti. Dün kamuoyuna açıklama yapan kişi de oydu. Aynı Cameron birkaç hafta önce Donald Trump’ın Anayasa Mahkemesi’nde bir boşluk olması halinde atayabileceği 20 isimden biriydi. Trump’ın adayını Cumartesi günü açıklaması bekleniyor; Cameron kuvvetli bir aday olmasa da, kim bilir, belki de hala umudu var. İşte RBG’nin ölümü bu yüzden önemli. Çünkü onun gibiler öldükçe yargı bunun gibilere kalıyor.

Michael Bloomberg’i sevmemek için çok neden var. Üç dönem yönettiği New York’u zenginlerin şehri yaptı, sadece parasıyla ülkeyi yönetmeye talip oldu, kadınlarla ilgili kullandığı kimi ifadelerin affı yok. Ama aynı Bloomberg’in önünde şapka çıkarıp saygı duymak için de çok neden var. Servetinin büyük bölümünü dünyadaki liberal davalara adayan (evlilik eşitliği, iklim değişimi vs.) son günlerde Amerikan seçimini etkileyecek bir adım attı.

Florida’da halkın üçte ikisi referandumla cezasını tamamlayan mahkumların oy kullanabilme hakkına sahip olmasını seçti. 2000 yılında Bush’un sadece 530 küsur oyla kazandığı bir eyalette bir milyon yeni oy demek bu. Çoğu da Demokrat Parti’ye gidecek bir milyon yeni oy sadece eyaletin değil ABD’nin de kaderini değiştirecek niteliğe sahip.

Tehlikeyi gören Cumhuriyetçiler hemen halkın iradesini hiçe sayacak adımlar attılar. Bunlardan biri oy kullanma hakkı kazanmak için mahkumların mahkemeye olan borçlarını (cezalar, avukat paraları vs.) tamamen ödemeleriydi. Hayatına sıfırdan başlayan bir eski mahkum için bir dolar bile büyük parayken binlerce dolar borç altındaki bu insanların göz göre göre demokratik hakları ellerinden alındı. Bu konu şu anda temyizde, büyük ihtimalle Anayasa Mahkemesi’ne de gidecek. Ama Florida’da bu kararın altında imzası bulunan yargıçlardan birini Mahkeme’ye atayabilir Trump. Dolayısıyla iş hukukla çözülmeyecek gibi. Zaten vakit de yok, zira cezalarını ödemeyenler 1 Ekim’e kadar oy kullanamayacak.

İşte tam da bu kritik aşamada Bloomberg ve milyonları devreye girdi. New Yorklu milyarder tam 16 milyon dolar toplayarak cezalarını tamamlayıp tahliye olan 32 bin eski mahkumun cezasını ödedi. Ödedi ki bu insanlar yaklaşan seçimlerde oy kullanabilsin.

Anketler seçimi Florida’nın belirleyeceğini gösteriyor. Tekrar hatırlatayım: Bush bu eyaleti 530 küsur oyla kazanarak Başkan seçilmişti. Trump da 2016’da yüzde 1 farkla. Şimdi de Biden’la Trump burada başa baş.

Bloomberg kendisi başkanlık yarışına girerken aday olmasa bile parasını Demokrat Parti adayının kazanması için harcayacağını söylemişti. Sözünde duruyor gibi. Dünyanın böyle milyarderlere daha fazla ihtiyacı var.

*

Not: Şeffaflık adına Habertürk’le Bloomberg’in ortak bir televizyon kanalı olduğunu hatırlatmam gerek. Ama Bloomberg’in başkan adaylığı sırasında en eleştirel yazıları da ben burada yazdım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00