Bir günlük kaçamağın YENi ADRESİ
ADINI sıkça duyduğum ama gitmeye bir türlü fırsat bulamadığım Şile'deki Casa Lavanda'ya gittim hafta sonu. İstanbul'dan yola çıktıktan yaklaşık 45 dakika sonra otele varıyorsunuz. Doğanın, ormanın içerisinde bir o kadar da şehre yakın. Yollar iki şeritli ancak kendi haline bırakılmış. Sonbahar renklerinin içinden geçerek gidiyorsunuz Lavanda'ya. Casa Lavanda'ya gelene kadar yol üstünde birkaç köy daha var. Her yer yeşillik, her yer doğal. İnekler yolunuza çıkarsa hiç şaşırmayın. Casa Lavanda'nın kapısından içeriye girdiğinizde sizi muhteşem bir tatilin beklediğini anlıyorsunuz. Ulupelit Köyünün en sonunda yer alıyor. Köy zaten 25 haneden oluşuyor. Otelden içeriye girdiğinizde güler yüzlü bir kadın görevli sizi karşılıyor. Küçük bir lobi, hemen solunda bir şömine ve yaklaşık 30 kişilik bir oturma yeri var. Bir süre bekledikten sonra odamız ancak hazır oldu. Odamız hazırlanırken etrafı biraz inceledim. Önü sonsuz bir orman ve sessizlik. Atmosfer o kadar sessiz ki personel bile kısık sesle konuşuyor. Neyse odamıza yerleştik ne çok lüks ne çok kötü. Bir dağ oteline göre odalar güzel. En azından günde iki kere temizliğe geliyorlar. Bu inanılmaz güzel bir şey. Çünkü etrafta yapacak bir şey olmadığı için zamanınızı ya odada, ya restoranda ya da yürüyüş yaparak geçirebilirsiniz. Çiftler için inanılmaz ideal bir yer. Sakın ola tek başınıza gitmeyin orta yerinizden çatlarsınız. Çift olarak gittiğinizde ise romantik bir ortam ve çok sakin bir gün geçiriyorsunuz. Benim gibi insanlara bir gün yetiyor.
DOĞA İLE BAŞ BAŞA BİR GÜN
Şimdi böyle küçük ve butik olan bir yerde en önemli şeylerden biri şüphesiz yemeğin iyi olması. Şef Emre Şen bütün hünerini ortaya koymuş. İlk gün öğle yemeğinde tulum peynir, ceviz ve nar ekşili roka salata ve risotto denedim. İnanın çok başarılı ve çok lezzetliydi. Böyle bir yer kafa dinlemek için birebir. Ya da hem rahatlamak hem yenilenmek için SPA'ya yani sağlık kulübüne gidebilirsiniz. Ben o gün kafa dinlemeyi tercih ettim, bol oksijen ve sakin bir ortamda. Hayatta içmediğim kadar kahve içtim, daha doğrusu sıvı türü şeylerden ne varsa tükettim. Aksam yemeği için küçük bir salonu var. Aynı anda yaklaşık 30 kişi yemek yiyebiliyor. Masalar çok büyük, ambiyans muhteşem. Konuklar genellikle gruplar şeklinde gelmiş. Bir de çiftler var. Gecenin nasıl geçtiğini anlayamadım. Yediğim bütün yemekler çok lezzetli, özellikle oğlak çok başarılıydı. Şimdi böyle bir yeri açmak kimin aklına gelir diye çok merak ettim. Casa Lavanda'nın sahipleri de orada yaşıyormuş; Ahmet Bey ile eşi Feryal Hanım. Çıkış işlemlerini yaptıktan sonra oturup on dakika sohbet ettim. Çok enterasan hikâyeleri var. 20 sene önce bu köyde bir arkadaşlarını ziyarete geliyorlar. Sonra biz de burada bir ev yapalım diyorlar. Aradan bir süre geçiyor bir arsa bulup üstüne taş bir ev yapıyorlar. Aslında ailecek İstanbul'da yaşıyorlar. Zaman zaman hava güzel olduğu zaman yaptıkları taş eve gidiyorlar.
Zamanla bu alışkanlık daimi oturmaya kadar gidiyor. Hatta bu yüzden çocuklarının okullarını bile değiştiriyorlar. Sonra çocuklar büyüyecek gidecek biz ne yapacağız derken evin bir bölümünü otele çeviriyorlar. Yavaş yavaş insanlar duymaya başlıyor. Ailecek hizmet verip gelen memnun kalınca namı
gün geçtikçe duyuluyor. Sonra bir ilave daha yapıp 13 odalı bir otele dönüştürüyorlar. O gün bugündür üst düzey ne kadar insan varsa mutlaka bir gününü burada geçiriyor. Hatta bazı büyük holdinglerin patronları CEO'larıyla hafta sonu burada toplanıp fikir alışverişinde bulunuyorlarmış. Yazın ise kır düğünleri yapılıyormuş. Geçtiğimiz yıl Hande Ataizi burada evlenmiş. İnanılmaz keyifli oluyormuş kır düğünleri. Sonuç olarak toparlamam gerekirse şehrin yanı başında sonsuz yeşilliğin içerisinde bir mekân. Sessizlik burasının doğasında var. Personel çok kibar. Öyle ki bir gün kaldıktan sonra telefonunuz çaldığında bile rahatsız oluyorsunuz. Casa Lavanda ziyaretimizde önemli şeyler de öğrendik. Flamingo'nun aşçıbaşı Emre Şen'in de ilk çıkış noktası burasıymış. Tariflerin Emre'ye ait olduğunu ve hafta içi çoğu zaman otelde olduğunu öğrendik. Bunun yanında insanların sadece yemek için buraya günübirlik seyahatler yaptığını da gördük. Bu tarz yerlerde insanın yaşamın kıymetini daha iyi anladığını öğrendim. Şunu da unutmayın ödediğiniz paranın karşılığını katbekat alıyorsunuz.
Salomanje baştan aşağı yenilendi
ATİYE Sokak'ın ilk mekânlarından biri olan Salomanje yeni yıla yeniliklerle giriyor. Son dönemlerde gece hayatında mekânlar sigara yasağı ile birlikte daha çok alan yaratmak için dekorasyonlarını yenilemeye başladılar. Bunlardan biri de Nişantaşı'nın en popüler mekânı Salomanje. Erol- Varol Kaynar'ın en istikrarlı mekânı olan Salomanje'ye geçtiğimiz günlerde gittim. İçeri girince gözlerime inanamadım. Çünkü o eski halinden eser yok şimdi. Yaklaşık bir ay kapalı kalmış. Bu sürede mekân baştan sona çok güzel bir şekilde dekore edilmiş. Hemen girişte solda bulunan bar arka tarafa gitmiş. Ön taraf tamamıyla caddeye bakıyor. Masa ve sandalyeler değişmiş. Dekorasyon daha çok ev tarzında olmuş. Biraz daha rahat ve göz yormuyor. Cadde bölümü ise yine aynı şekilde. İki tane sağlı sollu sette masalar var benim de en sevdiğim yer orası. Oraya oturdun mu krallığını ilan ediyorsun. Daha doğrusu Nişantaşı muhtarlığını ilan ediyorsun desek daha doğru olur. Gelen geçeni hiç yorulmadan izleyebilirsin. Tabii ki geçenler de sizi izleyebiliyor. O gün çeltik kebabı yedim. Bildim bileli Salomanje'nin yemekleri hep güzel olur. Aşçıbaşı Mecit Taşdemir çok başarılı, açıldığı günden beri burada çalışıyor. Salon Şefi Güven Demirer ve yardımcısı Özgür Meşe yine çok efendi ve düzgün insanlar. Hepsi aile gibi ve bu da müşteriye yansıyor.
- Turist çekmenin en 'lezzet'li yolu6 yıl önce
- Turistler iyi yemek ve iyi servis bekliyor6 yıl önce
- Beş öğün yemek yenilen şehir6 yıl önce
- Hafta sonu Kartalkaya6 yıl önce
- Yol üstü lezzet durağı6 yıl önce
- İstanbul 15. sırada olmayı hak etmiyor6 yıl önce
- Türkler gitti yabancılar gelmedi6 yıl önce
- Yılbaşında canlı müzik mekânları6 yıl önce
- Farklı olayım derken rezil olmayın6 yıl önce
- Bu şarkıları unutmak mümkün mü?6 yıl önce