Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

SELÇUK TEPELİ: GÜN OLUR ASRA BEDEL

15 Temmuz 2016 Cuma… FETÖ’cü darbe girişimini milletin yenilgiye uğrattığı o gece, sabah ve sonraki uzun saatlerde gazetedeydim. Hemen her gün geç saatlere kadar çalıştığımız için, aslında bunun sıra dışı bir tarafı yoktu. Gazeteyi şehir baskısına hazırlarken, demokrasi zaferinin ardından 15 Temmuz Şehitler Köprüsü adı verilen Boğaziçi Köprüsü’nde iki askeri kamyon ve ellerinde silahlarla bazı askerlerin fotoğrafları ulaşmaya başladı. Bir darbe girişimi olduğuna dair haberler geliyor, ama hiç kimse duyduklarına inanamıyordu. Ardından sivil araçların arasında tanklar görmeye başladık. İstanbul’un akşam trafiğine takılmış gibiydiler ya da gözlerimle gördüklerime inanmamak için zihnim böyle basit, hatta iyimser bahaneler üretiyordu. Son 50 yılda Türkiye darbeler, darbe girişimleri yaşadı ama böyle korkunç bir şey için Türkiye artık çok büyük bir ülke haline gelmişti. Sonra o tanklar, içlerinde çoluk çocuk kim olduğuna bakmadan otomobilleri ezerek ilerlemeye başladı. Korktum, hem de çok korktum. Kendim için değil, kendimi düşünecek halde değildim; çocuklarım için, arkadaşlarımın çocukları için, Türkiye’nin çocukları için korkuyordum. Nasıl atlatacak, onlara nasıl anlatacaktık?

Bugün o acımasız, fütursuz darbe girişiminin ikinci yıldönümü… Nasıl geçti o kadar gün şimdi aklım almıyor. Ve o geceyi anlatmak hâlâ yaşamak kadar zor. 15 Temmuz’u 16’ya bağlayan gece Türkiye’nin ne tür bir tehlike, ihanet ve facia ile karşı karşıya kaldığını yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Milletçe çok şey öğrendik. Bu darbeye girişenlerin bu ülkeye yaptığı kötülüğü, en korkunç düşmanlarımız bile yapmamıştır. Ve kötüler, arkalarından kovalayan olmasa bile kaçar…

O akşam geç saatlere doğru gazetede, çevremdeki arkadaşlarıma baktım. Bir cuma akşamıydı ve hafta sonu öncesi iş daha yoğun olduğu için zaten kalabalıktık. Bizim yazı işlerinde, gazetenin eklerinde gazeteci gibi davranmak, olan biteni anlamanın da önüne geçmişti. Herkes hızla işe koyulmuştu ve gazeteciler için bir darbe girişimine karşı demokrasinin, Cumhuriyet’in, seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan ve hükümetin, milli iradenin, hukukun üstünlüğünün yanında olmak, bir refleksti. Bu konuda yıllardır bir an bile tereddüt olmamasında, Ciner Grubu’nun sahibi Turgay Ciner ve Ciner Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tekdağ’ın büyük payı vardı. Kenan Tekdağ, o akşamın şartlarında, yer yer sokaklarda yükselen silah sesleri arasında Okmeydanı’ndan Habertürk binasına kadar yürümüştü. Darbecilerin bizim binamıza da ulaşması ihtimaline karşı gazetenin matbaaya gönderilebilmesi, televizyonda yayının kesilmemesi için Tekdağ ve kurumumuzdaki yayın yönetmenleriyle gerekli önlemleri konuştuk. Kuşkusuz birinci sayfamızda da sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer siyasilerin darbeye karşı sözleri olacaktı.

Mesai saati bitiminde evlerine giden arkadaşlarımızın tamamı da ağırlaşan şartlara, yükselen otomatik silah seslerine rağmen bir yolunu bulup geri geldiler, aramıza katıldılar. Her gelen inanılmaz şeyler anlatıyordu. “Aksaray’dan yürüyerek gelirken Tarlabaşı’nda iki ateş arasında kaldım” diyordu biri. Bir başkası Mecidiyeköy tarafından geldiğini, Harbiye’de TRT Radyosu’nun önünde çatışma olduğunu söylüyordu. Binanın çevresinde inmek için yer arayan bir askeri helikopteri, binayı defalarca sarsan birkaç F16 izledi. Habertürk TV tanklara karşı yollara dökülen insanları gösteriyor, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın “Asker içerisinde bir yapılanmanın kalkışma girişiminde bulunduğu ve buna izin verilmeyeceği” açıklaması dönüyordu: “Demokrasiden taviz yok.” 1. Ordu Komutanı Org. Ümit Dündar, bizim televizyona bağlanıp “darbe girişiminin TSK tarafından desteklenmediğini, kalkışmayı bastırmak için gerekenin yapıldığını” söylüyordu.

Derken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın millete telefonla çağrısı geldi: “Ne yazık ki Silahlı Kuvvetlerimizin içindeki bir azınlığın, paralel yapılanmanın kalkışma hareketidir. Milletimizi meydanlara davet ediyorum. Bu milletin tankı, topu, uçağıyla milletin üzerine gelmenin bedelini çok ağır ödeyecekler.” Ekranımızda darbeye karşı Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları dönerken birinci sayfamızdaki manşet de ikinci manşet de hazırdı: “Halkın gücünün üstünde güç yoktur… Demokrasiden taviz yok.”
Olabildiğince detay bulup bir an önce gazeteyi baskıya göndermeye çalışıyorduk. F16’lar binamızı sarsarak üzerimizden geçmeye devam ediyordu. Her ses patlamasında camlar üzerimize dökülecek gibi oluyor, başımızı masaların altına sokmaya çalışıyorduk. Işıkları kapattık. Perdeleri indirdik. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarındaki Ankara büromuzda hasar vardı. Ankara genelinde durum daha da korkutucuydu.

Biz genç bir ekibiz. 12 Eylül 1980 darbesinde kimimiz bebek, kimimiz çocuktu. Okuduklarımız, işittiklerimiz ve birkaç görüntü dışında bir darbe girişiminin nasıl dehşet verici bir şey olduğunu aslında yeni öğreniyorduk. O gece kendi kendime, bunun bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı olduğunu sormuş ama yanıtı sonraya bırakmıştım. Şimdi bir yanıtım var, bence bir zaviyeden bakıldığında avantajdı çünkü ülke çapında, sokaklarda, meydanlarda gençlerin böyle bir gaddarlığa hiç tahammülü olmamasını pekiştirmişti.

Gece saat 03.00’e yaklaşırken Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın fotoğrafları ve millete çağrılarıyla gazetemizi matbaaya göndermiştik. Sanıyorum o gece baskıya en erken giren gazeteydik. Ve vakit kaybetmeden bir de yıldırım baskı hazırlamaya karar verdik. Gün ağarmadan onun manşeti de olan biteni çocuklarımıza nasıl anlatacağımız da belliydi: Demokrasi zaferi… Millet darbeyi yendi… Birkaç gün sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan, o geceyi anlattığı bir yazı yazdı Habertürk’e ve söylenebilecek her şeyi tek cümleye sığdırdı: “Gün olur asra bedel.”


MUHARREM SARIKAYA: “DEMOKRASİ YAYINCILIĞI"

15 Temmuz darbe girişimi sırasında HABERTÜRK olarak siz ne yaptınız diye bir gün sorulursa, bugünden söyleyeyim demokrasi mücadelesi gerçekleştidik.

Bir an dahi tereddüt etmeden başından sonuna darbeye karşı korkusuz yayıncılık yaptık.

Binanın girişindeki güvenlik görevlisinden, Yönetim Kurulu Başkanına kadar uzanan her kademede bunu eksiksiz yerine getirdik.

Hem de kol kola girerek, yan yana durarak ve ses hızını aşan jetin ardında bıraktığı patlama sesi camları titretirken, biz dirayetle demokrasi için gazetecilik yaptık.

Saat itibarıyla gidersem…

Ertesi gün CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun basın brifingini izlemek için İstanbul'a gelmiştim.

Akşam saatlerinde valizi otel odasına bırakıp hemen Habertürk'e hareret ettim.

Bir süre arkadaşlarla sohbet sonrası iki dostum Doğan Satmış ve Suat Toktaş ile Asmalımescit'te buluştuk.

Mezeleri dahi ısmarlamamıştık ki telefonum çaldı.

Arayan Ankara'dan akademisyen bir dostumdu…

“Askerde bir hareketlilik var. Ankara üzerinde de uçaklar uçuyor” dedi ve ''darbe girişimi'' olduğu yönünde duyumlar aldığını söyledi.

BAKANIN SORUSU

Tam kapatmıştım ki bu kez arayan bir bakandı o da darbe girişiminden söz ediyordu ve bizde bir bilgi olup olmadığını sorguluyordu.

Anlam veremediğimi belirttim…

Ankara'da savunma muhabirimiz Murat Gürgen'i arayıp, duyumlarımı aktardım.

''Bir uçak kaçırmadan söz edildiğini'' buna karşı önlem alındığı iddiasında bulunulduğunu, ''darbe iddiasını da yabana atmamak gerektiğini'' söyledi.

Yerimde duramadım ve iki dostuma “kusura bakmayın'' deyip kalktım ve hızla Habertürk'e yöneldim.

AK Parti yöneticilerine ulaştığımda onlar da neler olduğuna anlam veremiyordu.

CHP ve MHP milletvekilleri de benzer sorular yöneltiyordu. İstiklal Caddesi'ni nasıl kat ettiğimi anımsamıyorum.

Taksim'deki Habertürk Medya Grubu binamıza ulaşıp doğrudan yazı işlerinin buluduğu kata çıktığımda telefonumdaki kişinin şu sözü bugün dahi kulağımda:

''Ordu içindeki bir grup asker camaatle darbe yapıyor…''

Genel Yayın Yönetmenimiz Selçuk Tepeli ile durum değerlendirmesi yapan Genel Yayın Müdür Yardımcımız Kürşad Oğuz'un odasına girdiğimde bir kaç saniye önce verilen bilgiyi aynen aktardım:

Ardından zaten Boğaziçi Köprüsü'nü askerin kapattığı haberi ve görüntüsü gelince her şel kesinleşti.

Tepeli, Yönetim Kurulu Başkanımız Kenan Tekdağ'ı arayıp olup biteni aktardı.

Tekdağ'ın ahizeden gelen ilk talimatını da hepimize dinletti…

“Kimler, ne amaç güderek yaparsa yapsın, askeri darbeye karşı demokrasinin yanında durmak bizim göremizdir. Ben de geliyorum, siz gazeteyi demokrasiyi gözeterek hazırlayın.''

EKRANIN GÜCÜ

Bir kaç kez daha telefonda konuştuk, Ankara'dan gelen bilgileri aktardım.

Habertürk'e gelmekte yollar kapalı olduğu için zorlandığını, arabayı bırakıp yürümeye başladığını söyledi.

Kısa süre sonra da yanımıza geldi.

Kısa bir değerlendirmenin hemen ardından, ''Haydi televizyona inelim, oradaki yayın çok önemli olacak…'' dedi.

Tekdağ, orkestra şefiydi.

Habertürk TV Yayın Koordinatörü Mehmet Yeşilkaya ise nefes alırsa bir yerinden kopacakmış titizliğinde yayın akışını kontrol ediyor, bir başka kanal olup olmadığına bakmaksızın, demokrasi için ne varsa alıp ekrana aktardı…

Darbeye en küçük destek veya sempati gösterenin ekrana çıkmasına müsade edilmedi, darbeye karşı kim varsa da herkese olanak sağlandı.

Dakika boş durmuyor, sürekli telefonla birilerine ulaşıp yayına allak için didiniyorduk.

Bizler medyanın demokrasi direnişini yaparken, 100 metre ilerimizde de halk kendi direnişi ile sokaklarda silaha tanka, topa karşı duruyordu.

Bu durum bizi daha da cesaretlendiriyor, Taksim'e pike yapan savaş uçağının ardında bıraktığı ses hızı patlaması camları sallarken bizler dimdik ayakta ekrana bağlanacak yeni ismin adını ve telefonunu Yeşilkaya’ya aktarıyorduk.

İLK YAZI…

Bir ara Kürşat Oğuz baskı saatine az süre bildirince bir bilgisayar ekranının başına geçip şu başlığı attığımda saatler henüz 22.30'u gösteriyordu:

''Demokrasiye sahip çıkma günü…''

Devamını da şöyle getirdim:

''Bu çağda çok partili parlamenter demokrasiyi kesintiye uğratacak bir girişim kabul edilemez…O nedenle bugün demokrasiye ulusça sahip çıkma günüdür…

Çünkü bu ülke darbelerden çok çekti, olağanüstü günlerden, çatışmacı ortamların yarattığı sıkıntılardan on yıllar geçtikten sonra ancak kurtulabildi...''

Sabaha kadar Yönetim Kurulu Başkanımız Tekdağ dahil hiç birimiz yılmadık, beş dakika oturmadık…

Darbeci askerlerin diğer yayın kuruluşlarını bastığı haberi geldiğinde ise aldığımız tek önlem vardı, kamerayı girişe taşıyıp yayın için bekletmek…

Habertürk binasında o gün yaşananlar gurur vericiydi…

Darbe yenilgisini ilk olarak ekranda aldı, korku alaşığı edildi halk sokaklara dökülüp gereğini yaptı…

Demorkasiyi tekrar kazanmanın sevinci, birlikte başarmanın kıvancı ile yaşananların burukluğuydu gün ağırırken ortaya çıkan…

ESKİ HABERTÜRK TV GENEL MÜDÜRÜ, TV PROGRAMCISI VEYİS ATEŞ

NASIL BİR GECEYDİ?

Köprüden aracımla geçerken telefonda konuştuğum arkadaşa “Bu saatte cemseler de nereye gidiyor ki!?” dediğimi hatırlıyorum. Sohbete devam ettik sonra...

Eve ulaştıktan 10 dakika kadar sonra Haber Koordinatörümüz Mehmet Yeşilkaya aradı. “2. Köprüden geçiyordum, askeri araçlar gördüm “ deyince televizyon yayınında  “Köprüde askeri hareketlilik “ son dakikasını verme kararı aldık.

Ataşehir’de oturuyorum. Yaklaşık 30 yıldır “karşının sakini” yim. İlk defa o gece Anadolu yakasında olduğuma pişman oldum. Geçemiyordum ne köprüyü ne denizi...

23.30 sularında kanala ulaşabildim. Ciner Medya Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tekdağ Okmeydanı’ndan Taksim’e yürüyerek gelmiş ve duruma vaziyet ediyordu.

Kağıt kesiği gibiydi henüz her şey... Kahpece bir eylem olduğu belliydi.

Acıyı anlamamıştık ama henüz. Şehadet haberleri yoktu. Kendi insanına kurşun sıkacak kadar kalleş tek örgüt sadece PKK var sanırdık; değilmiş.

Telefon bağlantıları, son dakika değişiklikleri, tepemizde uçan darbecilerin çıkarttığı o hain ses, gürültüyle beraber kasılan camlar, vs vs...

CNN Türk'e gittiklerine göre bize de geleceklerdi. Kapıya bir 3G gönderdim. Kameraman arkadaşıma “Baktın ki geliyorlar geç canlı yayına” dediğimi hatırlıyorum.

Gerisi işimizdi; işimizi yaptık.

Can veren şehitlerimiz, can çekişen gazilerimiz huzurunda “Daha da şunu yaptık “ demekten imtina ederim.

Sadece şu kadarını söyleyeyim.

Kuruluşundan itibaren hep demokrasiden yana tavır almış Ciner Medya’nın mensubu olmaktan o gün de bir kez daha gurur duydum.

Darbenin ilk yıldönümünde Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otelde dosyalar hazırlayıp program yaptım. Dün 51 şehit verdiğimiz Ankara Özel Harekat Başkanlığında benzer bir program daha yaptım.

Gördüklerimden anladığım şey şu:

Sayın Başkan cesareti ve dirayetiyle o çağrıyı yaptığı için...

 Medya olarak bizler yapmamız gerekeni yaptığımız için...

Ama hepsinden önemlisi...

Bu aziz millet tanka tüfeğe göğüs gerdiği için ayaktayız.

Bizi vatansız bırakmayan Allah'a şükür, bu necip millete şükranla..



HABERTÜRK HABER MERKEZİ MÜDÜRÜ ZÜLFİKAR ALİ AYDIN: DOĞRU HABER ULAŞTIRMA KARARI
 
Her şey birkaç sosyal medya paylaşımı ve ve aynı anda gelen telefonlarla başladı. Ardından mesaj yağmuru... Türkiye tarihinin en karanlık gecelerinden birini yaşadığımızı böyle öğrendim. Henüz o sıra hiçbir şey net değildi. Aradığım bir kaynağım Genelkurmay'da FETÖ'cü terörist subaylarla, onlara karşı duran gerçek askerler arasında çatışma çıktığını söyledi.
Köprünün kapatıldığı bilgisi geldiğinde Kadıköy’deydim... Oturduğum yemek masasından aynı anda gelen bu bilgiler nedeniyle nasıl fırladığımı hatırlamıyorum. Amacım karşıya geçmek için tek vasıta olarak kalan vapura yetişmekti. Nefessiz koşarak vapurda buldum kendimi. Telefonda muhabir arkadaşlarımla neler olduğunu konuşurken ve görev yerlerini anlatırken, vapurdaki vatandaşların yüzündeki tedirginliği unutamıyorum. Yaklaşık 20 dakikalık Karaköy yolculuğu sanki yıllar sürmüştü. Bir taksici, onca karmaşaya rağmen gazeteci olduğumu öğrenince, “atla abi o da vatani görev” dedi ve beni Taksim’deki binamıza hızla ulaştırdı.
 
Mesai arkadaşlarımın yanına vardığımda hepsinin yüzünde aynı ifadeyi gördüm: Endişe ama halka doğru haber ulaştırma kararlılığı. Yönetim Kurulu Başkanımız Kenan Tekdağ’ın talimatıyla muhabir arkadaşların sevk ve idaresini yaptım, bir süre televizyonumuzun haber merkezinde akışı takip ettikten sonra olan biteni aktarmak için yayına, stüdyoya indim. Sayın Tekdağ, yayın öncesi şahsıma tek bir şey söyledi: Demokrasinin ve seçilmiş hükümetin yanındayız. Bu gece neler olduğunu muhabir arkadaşlarımızla halka anlatalım Zülfikar...
 
O sırada darbeci askerler binamızı basar diye bina ve stüdyo girişlerine kameralarımızı kurmuştuk. Amacımız darbeyi tüm çıplaklığıyla Türkiye’ye ve dahası dünyaya göstermekti. Jetler binamız üzerinden alçak uçuş yaparken ve camları titretirken, hiçbir gazeteci arkadaşım görev yerini terk etmedi. Işıkları kapatıp, perdeleri indirerek, karanlıkta görevimizi yerine getirdik. Her an bombalanma tehlikesi altında, soğuk kanlılığımızı koruyarak yayını sürdürdük. Pek çok muhabir arkadaşım o gece, yaralanma ve hatta ölme tehlikesi altında görevini yaptı. Hepsinin emeği büyük bir saygıyı hak ediyor. Hiçbiri “Burası çok tehlikeli merkeze dönmek istiyorum” demedi. Muhabirler sadece Atatürk Havalimanı, Vatan Caddesi, Boğaz Köprüsü, Selimiye Kışlası gibi darbecilerin yoğun olduğu yerlerden değil; İzmir, Antalya, Adana, Diyarbakır, Van, Malatya gibi birçok kentten haber geçti. Sadece Türkiye siyasi tarihinin değil gazetecilik tarihinin en kritik gecelerinden birinden, alnımızın akıyla çıktık. Sonunda halkın demokrasi ve özgürlük tutkusu kazandı.

HABERTÜRK TV HABER MÜDÜRÜ FİKRET BULUT: KÖPRÜDE BAŞLAYAN KABUS...

15 Temmuz gününün sabahında ya da öncesinde birisi “Bugün Türkiye bir darbe girişimine sahne olacak” deseydi herhalde ilk tepkim “Hadi canım sende” olurdu.
“Türkiye aştı bunları” derdim…
“Dünyaya anlatamazlar” derdim…
“Geçti o günler” derdim…
Aynı sabah yine birisi “Bu darbe girişimini TSK içinde yuvalanmış FETÖ mensupları yapacak” deseydi, “Yok artık” derdim.
“Tamam, 40 yıldır devletin içinde bir ipek böceğinin kozasını örer gibi derinden derinden örgütlendikleri malum, bakanlıklara sızdıkları malum, üst düzey, alt düzey bürokrasiye sızdıkları malum, emniyete sızdıkları malum da… Ya TSK? TSK cumhuriyetin ordusu, bu ülkenin en sağlam kurumu. Yıllardır TSK’ya sızma girişimleri var, kısmen başarmış da olabilirler. Ama darbe yapacak kadar değil” derdim…
“Tamam devlet içinde güçlendiler ama darbe yapacak güçleri yok” derdim…
“Gözlerini bu kadar karartmış olamazlar” derdim…
25 yıla yakın meslek hayatı olan bir gazeteci olarak ilk anda böyle derdim belki… Çünkü gerçekle tahayyül arasında hep bir mesafe vardır. Ama bazen tahayyül edemedikleriniz, yorucu bir haftanın ardından, bir cuma günü işten çıkıp henüz eve vardığınız bir anda, gelen bir telefonla kapınıza dayanıverirmiş… Tıpkı o gecenin başlangıcında olduğu gibi…
Telefonun ekranında görülen isim Veyis Ateş’ti… Habertürk Genel Müdürü…
-Neredesin?
-Evdeyim, yeni geldim.
-Hemen kanala geçebilir misin? Ben karşıdayım, Mehmet Yeşilkaya (Haber Koordinatörü) da karşıda. Köprü kapalı gecikebiliriz. Durum vahim…
-Geçerim…
Sosyal medya yıkılıyor. Herkes neler döndüğünü anlamaya çalışıyor. İnanılmaz bilgi kirliliği... Ama bir gerçek var; Köprüde tanklar… Ne garip şey!…
Önce “terör saldırısı ihbarı” iddiaları dolaştı ortalıkta. “Darbe girişimi” demeye diller varmıyordu. Ta ki ilk açıklama gelene kadar… Dönemin Başbakanı Binali Yıldırım bağlandı bir kanala…
- Bazı bölgelerde sorumsuzca devletin emanet ettiği silahları, araçları alıp vatandaşların üzerine süren bir takım gruplar var… Güvenlik güçlerimiz harekete geçmiştir, gereği yapılacaktır…
İşin rengi değişiyordu. Tutulan sadece boğaz köprüsü değildi… İstanbul, Ankara, Konya, Eskişehir, Diyarbakır… Bütün kritik kurumlar sarılıyor. Ajanslarda flaş haberler peş peşe…
Bir telefon daha… Kenan Tekdağ, Ciner Medya Grup Başkanı…
-Hükümet kanadından gelen açıklamaları verin. Devletin diğer resmi kurumlarından,- AA ve TRT gibi- gelen yazılı açıklamalar konusunda temkinli olun. O kurumlar ele geçirilmiş olabilir…
Nitekim öyle de oldu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Genelkurmay’ın internet sitesi üzerinden gelen açıklama… TRT ekranlarında zorla okutulan “Yurtta Sulh Konseyi” imzalı bildiri…
Çok geçmeden o gecenin seyrini değiştiren açıklama geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, halkı sokaklara çağırıyordu. Dakikalar içinde meydanlar dolmaya başladı. Alçak uçuş yapan savaş uçakları, her cadde ve sokağı tutmaya çalışan tanklara rağmen…
Taksim Meydanı’nda silah sesleri… Habertürk binasında yankılanacak kadar yakın… Savaş uçaklarının her alçak uçuşu sırasında patlayacakmış gibi zangır zangır titreyen camlar…
Ciner Medya Grup Başkanı Tekdağ haber merkezinde… Hem uyarıyor hem de bir adım sonrası için talimat veriyordu:
-Camlardan uzak durun…
O sırada savaş uçaklarının korkunç sesleri arasında bir ekran kararıyor. Hem de canlı yayındayken… Darbeciler CNN Türk’ün yayınını kesiyor. Sıra bizde mi endişesi hakim haber merkezinde… Ama sonuna kadar direnecektik. Yayını ele geçirmelerine izin vermeyecektik. Gerekirse yayını kesecektik.
Tekdağ’dan bir uyarı daha…
-Işıkları kapatın… Bina dışına ve haber merkezine kameraları konuşlandırıp hazır bekleyin…
Yayın devam ediyordu stüdyoda… Benan Kepsutlu, Buse Biçer, Afşin Yurdakul sırayla ekranda… Gazete Habertürk Haber Müdürü Zülfikar Ali Aydın ile birlikte kesintisiz 11 saat süren canlı yayın. Arada darbeye karşı açıklamalar yapan onlarca siyasetçi, asker, gazeteci ve akademisyen ile bağlantılar…
İşin rengi giderek değişiyor artık… Gece yarısından sonra darbeciler uçaklarla, tanklarla ele geçirdikleri birçok kurumdan teker teker sökülüp atılıyor şafak sökerken… Güneş doğacak birazdan…
Birkaç saat sonra her şey kontrol altında…
Köprüde tanklarla başlamıştı kabus… Yine aynı köprüde teslim olan darbecilerin görüntüleriyle sona eriyordu…