Almanya ve Müslümanların yoğun yaşadığı diğer Avrupa ülkelerinin okullarında yüzme dersi öteden beri sorundur. Özellikle kız çocuklarını karma havuza göndermek istemeyen ailelerin itirazı tartışılılır durur, yer yer zora da başvurulur. Aileler rapor alır. Bu döngüyü uyum sorunu olarak gören Almanya’daki verilere göre Müslüman kız öğrencilerin yüzde ikisi yüzme derslerine girmiyor.  

Havuz problemi kolay değildir. İlkokul beşinci sınıfta öyle bir problemi yaşadığım için bilirim. Londra’nın kuzeyindeki Harringay İlkokulu’nda. O dönem Kıbrıslı Türk ve Rumlarla Yunanların da yoğun yaşadığı bir mahalle olduğu için aynı demografi sınıfta da hakimdi. Öğretilmiş Türk düşmanlığı itibarıyla Yunan ve Rum iki çocuk günlük olağan sataşmalarını yüzme dersinde iyice tırmandırırdı. O kadarını söyleyeyim. Bugünün İslamofobi ikliminde de, öğretilmiş farklı düşmanlıklar olabilir,

Okulda yüzme dersi meselesi sık sık Almanya gündemine gelir ama yeni gündem ergenlerin değil yetişkinlerin havuz problemi. Sebebi, Abdullah Zeran adlı sabun imalatçısı bir Türk’ün Frankfurt’ta sadece Müslümanlara özel havuz yaptırmak için harekete geçmesi. Medyadaki haberlere göre Zeran, potansiyel arazileri gözüne kestirmiş, 100 milyon Euro’yu bulacak proje için yatırımcı arıyor; ilk adım olarak bir ortakla “Ein-Euro GmbH”adlı limited şirketi kurmuş. Yurt dışından manipüle edilebilecekleri gerekçesiyle de dini kurumların parasını istemiyor ve neticede yüzme havuzuyla birlikte sauna, masaj, hamam, mescit ve helal gıda hizmeti verecek bu kompleksin kârlı bir iş olacağını da düşünüyor.

Proje o dakika Almanya’nın sinir uçlarına dokunuyor, kent yönetimi ve siyasetten, hatta inanç kesiminden uyum eleştirileri geliyor. Sadece bir dinin mensuplarına özel havuzun kutuplaştırıcı ve Müslümanları ötekileştiren bir ortam yaratacağına dair tepkiler yükseliyor.

Zeran mevcut havuzlarda kadınlara ayrılan saatlerin yeterli olmamasının yanı sıra mescit de bulunmadığından hareketle Müslümanlara özel havuzun gerekliliğini anlatıyor. Ama problem bu kadar basit değil. Zeran’ın iddiasına göre Sünni Müslüman kadınlar, başka dinden kadınlarla aynı suya giremeyeceği için de onları ayırmak gerekiyormuş. Bu İslami bir şartmış ve erkekler için geçerli değilmiş, yani erkekler başka dinden erkeklerle aynı havuza girebilirmiş. Liberal Müslümanlar tesettür mayosuyla her yerde yüzermiş ama havuz projesiyle kadınlara özel İslami şartı bizzat yerine getirecekmiş.

DİTİB: “BU SELEFİ İNANCIDIR”

Almanya’daki Türklerin dini, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına yönelik hizmet veren Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) ise katiyen aynı fikirde değil. DİTİB’in diyalog sorumlusu Rafet Öztürk, yüzme bahsinde harem-selamlık diye bir şart olmadığını, ancak kimilerinin sadece hemcinsleriyle yüzmeyi tercih ettiğini söylüyor. Kadınların tesettürlü olması gerektiğini, sadece Müslüman kadınlarla aynı suya girebileceğine dair şartın ise Selefilerin inancı olduğunu vurguluyor.

DİTİB yetkilisi Rafet Öztürk.

Liberal İslam Birliği Başkan Yardımcısı Frederike Güler ise Hz. Muhammed zamanında cinsiyet ayrımcılığı olmadığını, yüzmeye dair tüm Müslümanları bağlayan genelgeçer şartlar bulunmadığını, kıyafet bağlamında da her Müslüman kadının dini kimliğini istediği gibi ifade etmekte özgür olduğunu söylüyor.

Siyasete gelince; Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Hessen Eyalet Meclisi milletvekili ve uyum politikaları sözcüsü Turgut Yüksel, “Bu girişim toplumu böler, kutuplaşmaya neden olur ve entegrasyona zarar verir” diyerek itiraz ediyor. Yüksel’e göre her inanca mensup bireylerin, cinsiyet eşitliği dahil demokratik değerleri kabul etmesi gerekiyor, inanç gerekçesiyle özel havuz gibi toplumsal bütünlüğü bozacak taleplerin de geçerliliği bulunmuyor. 

SPD'li Turgut Yüksel'e göre Müslümanlara özel havuz, kutuplaştırıcı bir girişim.

Almanya gündemine havuz tartışmasını düşüren Abdullah Zeran ise bunun Müslümanları ötekileştiren bir yapılanma olacağına dair eleştirilere karşılık diyor ki; “Bir kısım cumaya gider, bir kısım cumartesileri sinagoga, bir kısım da pazarları ibadete. Çok ortak yanımız var. Herkes kendi ihtiyaçlarının karşılanmasını ister. Esas entegrasyon, belirli bir grup farklı kurallara uyduğu için özür dilemek zorunda kalmadığı zaman sağlanır…”

Aslında Almanya’nın İslam toplumuyla ilişkilerde birçok Avrupa ülkesine göre liberal olduğunu kabul etmek gerekiyor. Örneğin Fransa’daki gibi plajlarda polis zoruyla burkini yasağı filan uygulanmıyor. Cannes, Nice ya da Marsilya plajlarında polislerin tesettürlü kadınları kovaladığı, hatta üstünü çıkarmaya zorladığı utanç sahneleri zihinlerden silinmiyor.

Fransa'daki burkini yasaklama dalgası, Nice polisinin bir kadını üstünü çıkarmaya zorlamasına kadar varmıştı.

Ve Fransa'daki İslamofobik uygulama birçok Avrupa başkentinde protesto edilmişti.

1881 -
1938