Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Uluslararası gelişmeler bizlere ders gibi. Hem de baş aktörlerinin en umulmadık isimler olduğu... Şayet 3 ay önce “Kim ve Trump barışacaklar” deseler idi? İnanmayı, kabullenmeyi geçiniz: İhtimal verir mi idiniz? Ama oldu. “Ego Balonları” itiş kakışa nokta koydular. Ne diye? Manasız toz dumanın maliyeti yüksekti de ondan. Her iki tarafı bırakınız, üçüncü taraflar, yani bizler için dahi... Ödenmesi mümkün olamayacak fatura ihtimali bu ani freni getirdi. İleride detaylara daha çok hâkim olacağız. Bu çok bilinmeyenli toplantı nasıl hazırlandı? Güvenlik nasıl sağlandı, ne yedi ve ne içtiler... Yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı bile... Eğlenceli dip notları malumunuz: “Kim”, “Singapore Bavulu’nda” yanına ne almış? Klozetini! Altın falan değil ha! Peki ne diye... Bizim “tombik panda” rüyasında mı görmüş? Şayet öyle ola idi, ”operasyon klozet” kolaylaşırdı. “Spesifik Eylem” ve “sonucu: necaset” üzerine tabir çok... “Rüya tabirlerine” meraklılar bileceklerdir... Dertleriniz akıp gidiyor, üç vakte kadar arınıyorsunuz... Daha ne olsun? Demeyesiniz... Bu fevkalade “ciddi bir dosyadır” ve eskaza “saklama derdi” var ise, tedbir zaruri: “CİA” tutup “tahlil laboratuvarı” kurmaya diye! Yok artık daha neler? Saçmalık işte demeyesiniz. İleride yeni fiction yazarımız Bill Clinton bunu da yazar. Bütün bir “Soğuk Savaş Dönemi” böyle geçti. Hangi “lider” ne yedi, ne içti ve de “def’i haceti’nde” neler yer aldı? “Bu toplantının en kârlısı Çin olmalı” deniliyor. Bendeniz aynı fikirde değilim. En en kârlı kim mi? Elbette Singapore. Bu el kadar menzilin cazibesi ne ola? Bu garabeti her zaman merak ettim durdum... Öyle ya! Menzil topraklarının kahir ekseriyeti AVM. Bakın ne dediğim anlaşılsın diye, kıyaslama yapacağım. Menzil şehir devletindeki AVM sayısı, İstanbul’dan bile yüksek! Her 10 metrede bir bir başkası var! Birbirlerine geçişli cinsten...

Kim iyi bir alışveriş heveslisi, Donald ise AVM uzmanı olmalı... İster misiniz bu toplantı AVM koridoru’nda yapıla diye düşünmedim değil... Neyse ki iş oraya varmadan bir çare bulunmuş: Singapore’un üzerinde AVM yer almayan istisnai bir adası var... Sentosa Adası şehir merkezine yakın fiyakalı bir adres. Tropik yeşillikler içindeki adadaki toplantı mahalli ise “Capella Hotel”. Derin İngiliz Devleti’nin kumpası burada da devrede! Capella Hotel 1880 yılında deniz subayları için inşa olunmuş. İngilizlerin koloniyal mimari uslupta inşa ettikleri binanın bahçesi efsane. Ana bina ve küçük evler 5 binden fazla ağacın ortasında yer alıyorlar. Formula One yarışları gürültüsünden kaçıp bu “vahaya” gidişim hatırımda: “İki ciltlik şarap menüsü” ne yazık ki biz sıradan insanlara hitap etmiyordu... Kim ve Trump’ın balayılarının ilk öğle yemeğinde ne yediklerini biliyoruz. Karaktersiz sıradan bir yemek. Muhtemelen kimse risk almak istemedi: Orta büyüklükte bir Amerikan şehrinde orta halli bir iş yemeğindeki tercihler... Şarap içilmemiş. Tuhaf bir hal değil: İyi bir yemek yok ki, şarap eşlik etsin!

ESKİ VE YENİ PARANIN ŞEHRİ
Bir insan aynı anda, iki ayrı zaman ve yerde olabilir mi? Kim bilir? Parantezi ‘‘Kim bilir’’ diyerek açık tutalım. Singapore’dayız. Bu kez Formula One yarışlarına gelmişiz. Ama... Burası 7-8 kere geldiğim şehir değil! Başkalaşmış. Bu denli dönüşüp değişmek? Ses ve ışık gösterisi ile? Evet...

‘‘O iş güç şehri’’ gitmiş. Gelen ise uğultunun fasılalarla düştüğü, çoğu zaman dorukta olduğu bir efektle tarif olunmuş. Bir tahayyül edin. Şehrin mahallelerinden, nerede ise merkezin tümü devre dışı kalmış. Araç trafiğini geçiniz, yayalar dahi gözaltında. Oradan geçmeyiniz!

Şuradan dolaşınız! Çevreniz, her yer uyarılarla bezeli: “Dikkat! Yasaktır!’’ Bariyerin arkasından bir anda, art arda birkaç bin motor gücü geçiveriyor.

Kulaklarınızı tıkıyorsunuz. “Çok Şükür! “Bir saniye içinde yoklar... Peki şikâyetçi? Tuhaf ama galiba yok! Singapur bu gerçeküstü piyesi benimsemiş.

Her sene heyecanla bekliyor. Yaşıyor ve uğurluyor. Haydi sorayım, anlamakta herkesin mahir olmadığı bu yarış bugüne mi mahsus? Ne münasebet? VIP tribününde oturmuş sıralanan arabalara bakıyorum. Rengarenk. Sürücüler. Flamalar. Taraftarlar. Işıklar. Anonslar... Ben bunları bir yerden tanıyorum. Ansızın Singapur’daki pist ve tribünden uzaklaşıyorum... Yalova Termal Otel’de açık hava sinemasına yerleşiyorum. Dedem ve anneannemin ortasındayım. Önümdekilere rica olunmuş, yana geçmişler. Perdeye mutlak hâkimiyetim sağlanmış. Anneannemin yedirmeye çalıştıklarını reddetmiş, pür heyecan seyirdeyim. Seyretmekte ne? Sanki Roma’da yaşıyorum: Ben Hur filminin atlı araba yarışı. Adamın arabası ‘‘bizimkini’’ sıkıştırmakta? O da nesi?

Tekerleklerin kenarlarındaki bıçaklar! Hain! Kelime haznem yetersiz. Bacak kadarım! Ama ben de kızmak istiyorum! Tekrar Singapore’dayım. Tribüne bakınıyorum. Şu “Ben Hur” filmini hatırlayın. 2 bin yıl geçmiş. Değişen ne? Hiç. İnsanoğlu değişmiyor. Hırslar. İçgüdüler. Sevinçler. Üzüntüler.

Erkekler. Kadınlar. Hep aynılar... Lewis Hamilton yanındaki arabayı sıkıştırıyor. O babyface oğlanı daha yeni görmüş, sohbet etmişiz. Tuhaf ama onu tutuyoruz? Ne diye? Yarışı Vettel kazandı. Peki bize ne? Akdenizli olma ‘‘deformasyonu’’ bu herhalde. Otele dönüyoruz. Yayan tabii. O da nesi?

Lobby’de tanıdıklar var: Tronchetti ve karısı. Öpüşüyoruz! Lagerfeld’den söz ediliyor. Pirelli sadece Formula lastiklerini Türkiye’den getirmekle yetinmiyor. İstanbul’a özel muhabbetleri var. Sözleşiyoruz! Onları esnaf lokantasına götüreceğim...

POSTAHANE YENİ LAS VEGAS
Benim için her seferinde iki Singapore var oldu. Her yeniden gelişimde yeni baştan teyit ettiğim. Raffles Hotel ve etnik mahalleler. Biri ‘koloniyal dönem’. Mimarisi ve yaşamı ile! Bir “Mougham Romanı’na yerleşir oluyordunuz. Bilardo masalarının yeşil cuhalarına bitişik pirinç lambalar. Var ile yok arası bir ışık. Asır başında açık kapıdan içeri giren kaplan! Puroların saklandığı nem kontrollü dolaplar. Dizi dizi. Konyaklar, porto şarapları, envai çeşit çay. Elbette nadirleri! Ya ‘‘etnik mahalleler’’? Farklı bir âlem. Dünyanın en baştan çıkarıcı sokak mutfakları. Köri ile başlayıp lemongrass ile çevrili meydanlar. ‘‘Doydum tamam’’ laflarını unutmalısınız. Tez elden! Ya şimdi? Geçen 25 yıl Singapur’u da dönüştürdü. ‘‘Old money oteli’’ artık Fullerton! Fiyakalı bina elden geçirilmiş. Eski Merkez Postanesi olmuş size vali beyin ismi ile maruf landmark! Tamam ama bu şehirde para çok!

Çoğu da ‘‘yeni’’! Onlar nerede? Denizi doldurarak Las Vegas sermayesi ile inşa olunmuş ‘Vegas- vari’ bir mahallede. Bu kadar çığırtkan ve rüküş olunmalı mı? İyi de bana soran yok ki. Alan memnun. İnsanlar bunu sevmedeler! Kaderleri öyle yazılmış! Las Vegas parası bunu uygun görmüş. Ruh haliniz itirazda değil ise: Tadını çıkarabilirsiniz. Nasıl yani? Şöyle: Binanın içinde kayda değer lokantalar var. Çağımızın diğer bir verisi: Yıldız aşçılar ve paranın izdivacı! Tetsuya Wakudo 30 yıl önce Sydney’de ziyaret ettiğim bir aşçı idi. O zaman bile nereye yürüdüğü görünüyordu. Pasific Rim dediğimiz okyanus sahilinin şairi. Artık dünya çapında. Elbette Marina Sand Bay’de de bir yeri var!