Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Afşin YURDAKUL - GAZETE HABERTÜRK

ayurdakul@haberturk.com

Merryl Wyn Davies, eski İngiliz gazeteci ve yazar. Londra merkezli Muslim Institute’ün direktörü. Müslüman dünya üzerine çalışan ve Cihat Sempozyumu için İstanbul’a gelen Davies ile Avrupa’daki İslamofobi’den Hollywood’un cihat algısına birçok konuyu konuştuk.

(Fotoğraflar: Erdem Şahin)

Yabancı savaşçılar konusu tartışılıyor. Batı’dan DAEŞ’e katılmaya gidenler neden bu seçimi yapıyor?

Bu Batı’daki Müslümanların tümünü ilgilendiren bir sorun. Müslüman kimliğini korumak isteyenlerin bir marjinalleşme ve dışlanma duygusu var. Bu gelenek mi, değil mi? Geldikleri ülkede bunlar hâlâ “gelenek” sayılıyorlar mı? Çünkü aslında onlar ilerledi ve modernleşti ancak Batı’ya gelince, insanlar burada eski olanı korumaya çalışıyor, dedelerinin anlattığı şekliyle... Bir de şu var: Avrupa’da Müslüman toplumlar fakir ve toplumun dışında yaşıyorlar. Onlara korkuyla bakılıyor. Batı toplumunda Müslümanların yaratacağı etkiden korkuluyor ve sonra Müslüman dünyasına bakıyorlar: Filistin’e, Irak’a, Suriye’ye... Gördükleri şey; acı. Avrupa’daki Müslümanlar, kendi toplumlarındaki konumlarındansa, diğer Müslüman ülkelerde yaşananlara dair pozisyon almayı daha kolay buluyor. Müslümanların her buluşmasında, toplumun sokaklardaki sorunlarındansa, dış siyaset daha fazla konuşulur.

‘TV’DE MÜSLÜMANLAR HEP VAHŞİ’

Batı’nın sinema tekniklerinden de çok şey öğrenmiyorlar mı?

Kesinlikle. Film ve televizyon, Müslüman toplumların hep vahşi olduklarına yönelik fikir ve sembollerle dolu. Müslümanlar Batı’ya karşı vahşiler; Batı’yla iletişim kurma şekli şiddet üzerinden. Bu Batı psikolojisinde o kadar köklü ki yüzyıllardır var. Batı’da Müslüman gençlerin büyüdüğü coğrafyada var. Bir anlamda Usame bin Ladin ya da Bağdadi, Batı’nın İslam’la ilgili en kötü kâbuslarının vücuda gelmiş hali! Batı’nın yüzyıllardır çizmiş olduğu stereotiplerin et-kemik hali. Bir başka yol olmalı, ancak tüm bunlara inanmayan Müslümanlar seslerini yükseltmedikçe, gençlerimiz kendi başlarına ortada kalıyor. İyi ve yüksek bir amaç için yola çıktıklarını sanıyorlar ama, hayatlarını akla gelebilecek en kötü şekilde mahvediyorlar.

Medyada Müslümanlara yönelik stereotipler ve anlatım, 11 Eylül’den sonra mı kötüleşti?

Buna referans vermeyen tek bir televizyon programı aklıma gelmiyor. “Hawaii 5-0” adlı bir dizi var. Bir bölümünde radikalleşen ve intihar bombacısı olmak isteyen genç Hawaii’liler anlatılıyordu. Başka bölümde bu gençleri radikalleştiren bir Afgan’ın Afganistan’daki hikâyesi.. Olay örgüsü her yerde bu. Her yerde cihat referansları ve cihatçılar çok etkili, yaratıcı, kimyasal ve biyolojik kitle imha silahlarının peşinde. Bu Amerika’nın paranoyası. Zaten Amerika’nın korktuğu şeyler hep dönüp dolaşıp filmlere ve dizilere senaryo oluyor. Dünyadaki film ve televizyon içeriği üretiminin yüzde 80’e yakını Amerika’dan... Bu, film ve televizyon içeriklerine de sirayet eden, kendine has bir bakış açısı. Oryantalizmin tüm tarihi televizyona yansıtıldı. Film, oryantalizmi tekrar gündeme soktu. Başka hiçbir medya aracının yapamayacağı kadar... Üç şekilde oluyor; Arabian Nights gibi filmler, İslam’ın hep geçmişe ait, eski bir şey olduğu hissini canlı tutuyor: Müslüman dünya eskide kaldı ve hiç değişmedi. Amerika’da western filmler popülerliğini yitirdikçe Hollywood çöl çekimlerine kaymaya başladı. 60’lardan bu yana, Müslüman terörist teması... Bu fikir siyasi sorunlardan çok önce kullanılmaya başlandı. Dolayısıyla şunu sormamız lazım: Müslüman dünyasında cihatçıların yükselişi ne kadar bu filmlerde gördüklerine bir tepki oldu? “Bu biziz!” dedirtti, genç ve İslam hakkında çok bilgisiz olan bu insanlara.

‘MAĞDURİYET KÜLTÜRÜ VAR’

Bugünün radikalleri Hollywood’un ürettiği bu cihatçı imajının peşinden mi gidiyor?

Evet. Ama aynı zamanda İslami kaynaklarda. İslam’ın erken yıllarıyla ilgili bir kitap elinize alıyorsunuz; hepsi o dönemin savaşlarıyla ilgili. Bir keresinde Peygamber dönemindeki Medine toplumuyla ilgili çalışma yapmak istedim ve üzgünüm ama kaynakların hepsi o dönemki savaşları ele alıyordu. Bizim de oturup düşünmemiz lazım; buna nasıl bir katkı sağlıyoruz. Televizyondaki basmakalıplarla ilgili yazmanın bazen insanların kurbanlık ve mağduriyet hislerini dürttüğünü düşünüyorum. ‘Evet, mağduruz’ dedirtiyor. Bir mağduriyet kültürü yaratıyor. Bu da gençleri savaşa iten bir faktör olabiliyor. İslamofobi’yi, oryantalizmi, bu stereotipleri anlamalısınız ki bunların ötesine geçebilin.

“Hıristiyan dünyası” nedir, fikrimiz yok: Ama “Müslüman dünyası” denince akla gelen bir tanım var. Bu tanımlar nereden geliyor?

Batı toplumlarında Müslüman kelimesinin karşılığı, yanlış temsile bina edilmiş. Bu kültüre sirayet etmiş. Tiyatroya, romanlara girmiş, şimdi de filmde ve televizyonda... Yüzyıllardır bu temalar var olmuş. Röportaj verdiğimde görüyorum; İslam hakkında anlatmaya çalıştığım ya da anladığım şey, karşımdakinin anladığından ve beklentisinden o kadar farklı ki... Ortak bir dilimiz yok. İngiltere’de “Önleme stratejisi” diye bir şey var. Radikalleşme tehlikesi olan kişilerin yetkililere bildirilmesi. 5 yaşında bir çocuk ihbar edildi. Çünkü, babasının resmini çizdi; elinde de kılıca benzer büyük bir bıçak vardı. Bu ne diye sorduklarında çocuk “Kabom” cevabını veriyor. “Kabom” İngilizce’de “Cucumber” yani “Salatalık” kelimesinin yanlış telaffuzu. Çocuk babasının salatalık doğrarken resmini yapmış. Ama bu çocuğun yetkililere rapor edilmesi, anne-babasının ve kendisinin soruşturulması için yeterli bir sebepti. Yani yanlış anlaşılma ve paranoya bu seviyelerde...

‘MÜSLÜMAN OLDUM, ÇÜNKÜ...’

Müslümanlığı seçmenizde sizi etkileyen şey neydi?

Okulda Hıristiyanlık’ta reform üzerine tarih dersi alıyordum. Bu farklı inançlar yüzünden çok kanlı bir savaşa mal oldu. Aynı dönemde Osmanlı’nın Balkanlar’da yayılışını da okuduk. Bu farklı inançlara hoşgörüyle bakan bir imparatorluğun genişlemesiydi. Çok ilgimi çekti ve İslam’a kalıplaşmış anlayışların ötesinde bakmaya çalıştım. Okuduğum ilk şeylerden biri bir Müslüman kadının hayatıyla ilgiliydi. Sonra İslam üzerine okumalar yaptım ve entelektüel olarak ikna oldum. Bu yüzden inanıyorum ki insanlar İslami değerler ve İslam düşüncesi konusunda bilgilendikçe, bin yıllardır var olan önyargılara rağmen ilişkilerin dinamiği değişebilir. Ancak Müslümanlar bunu anlatacak bir dil bulduklarında ve kendileri de dialog sağlanması için üzerlerine düşeni yaptıklarında... Her ne kadar zaman zaman insanın cesareti kırılsa da.