BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Ece Saruhan, Çirkin adlı tiyatro oyununun ekibiyle HT Magazin'de röportaj yaptı.

Mutlu mesut yaşayıp icatlar geliştiren bir bilim adamı olan Lette, kongrede bir sunumda bulunacak olmanın heyecanını yaşarken, patronu Scheffler’den sunumu yapamayacağını öğrenir. Gerekçe olarak kendisine çirkin olduğu söylenir, “Siz bu yüzle hiçbir şey satamazsınız. Bu yüz size yakışmıyor” denir. Eve gidip karısı Fanny’yle dertleştiğinde ondan da benzer bir ses yükselir: “Çirkinsin. Bu gerçek bir bilgi. Seni kim görse aynını düşünür.” Ve Lette çirkin olarak addedilen yüzünü değiştirmek için bir estetik cerrahın kapısını çalar, hayatının tamamını etkileyecek değişim böylece başlar.

PIRIL PIRIL BİR İŞ

DasDas Sahne’nin ‘Çirkin’ adlı kara komedisi, Lette’nin ve çevresindekilerin hikâyesi üzerinden, seyirciye insan bedeninin bir nesneye dönüş- tüğü, güzellik kavramının sosyal bir takıntı halini aldığı ve her şeyin satılık olduğu vahşi modern dünyadan sesleniyor. İronik bir yorumla, çok eğlenceli bir dille ekranda, medyada, sosyal medyada, hayatın her alanında her geçen gün biraz daha büyüyen güzellik baskısını, güzellik ve beğenilme takıntısını ele alıyor.

Alman yazar Marius von Mayenburg’un kaleme aldığı, Serdar Biliş’in Türkçe’ye çevirdiği, İbrahim Selim’in yönettiği oyunda, olayların merkezindeki Lette’yi Ali Yoğurtçuoğlu canlandırıyor. Volkan Yosunlu, Gizem Erdem ve Edip Tepeli ise, isimleri aynı olan 2’şer karaktere hayat veriyor. Yosunlu’nun canlandırdığı Bay Scheffler’lerden biri Lette’nin patronu, diğeriyse estetik cerrah. Erdem’in can verdiği Fanny’lerden biri Lette’nin karısı, diğeriyse 70’lerinde olmasına rağmen estetikle 30’undaymış gibi görünen bir işkadını. Tepeli’nin canlandırdığı Karlmann’lara gelince: Biri Lette’nin iş arkadaşı, asistanı. Diğeriyse yüzü değiştikten sonra ona âşık olan binlerce kişiden biri... Ekip öyle güzel ki... ‘Çirkin’ her şeyiyle pırıl pırıl bir iş, çok da eğlenceli...

KENDİN OL!

“Gerçekte kimsin? Kendine baktığında ne görüyorsun? Başarmak için ne kadar uzağa gidebilirsin?” diye soran bir oyun ‘Çirkin’. Bize güzel olduğu söylenene benzemek uğruna giderek tektipleştiğimiz bir dünyada, üzerine mutlaka düşünülmesi gereken sorular bunlar. “Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin” diyerek oyun ekibiyle sohbetimize geçiyorum. Kendinize bir güzellik yapın, ‘Çirkin’i mutlaka seyredin.

Bu oyunla yönetmen kimliğinle karşımızdasın İbrahim...

İbrahim Selim: Yıllardır üzerimde “Bir şey yönetmeyecek misin?” baskısı vardı. Ben sahne üzerinde olmayı çok seviyorum ama bu tarafı da deneyimlemek istiyordum. DasDas’ın kurucu ekibi çok eski arkada- şım, böyle bir işe DasDas’ta kalkışmak çok güvenli geldi, metni de çok sevince tekliflerini kabul ettim. Dramaturg Melisa Kesmez ve oyuncu arkadaşlarımla çalışmaya başladık. ‘Çirkin’in söylediği temel söz ve arada söylediği diğer sözlerle ilgili ortaklaştığımız çok fazla yer var, çok severek çalıştık. Sahnenin bu tarafıyla ilgili de öğrendiğim bir ton şey oldu. Bir şeyi hayal edip onun gerçekleştiğini görmek çok keyifli. Tabii benim şöyle bir şansım vardı, çok iyi oyuncularla çalıştım.

Sen de yine DasDas’ın oyunlarından ‘Çok Satanlar’ı yönetiyorsun Volkan. Sen sevdin mi yönetmenliği?

Volkan Yosunlu: Çok sevdim. ‘Çok Satanlar’ DasDas’ın stüdyo sahnesinin ilk prodüksiyonu. Oyuncularla bir oyuncu olarak çalışmanın ekstra güzellikleri var. Umarım seyirci de oyunu izler ve sever, bu bana başka işler için cesaret verir.

‘BU DÖNEMDE PAKET, İÇİNDEKİNDEN DAHA ÖNEMLİ’

‘Çirkin’e dönelim. Oyunun merkezindeki güzellik ve beğenlime takıntısı hayatlarımızın da merkezine oturmuş durumda. Nasıl göründüğümüz, ne yaptığımızın ve nasıl yaptığımızın önüne geçti maalesef...

Gizem Erdem: Evet, şu andaki dönem biraz öyle bir dönem. Ne düşündüğünle ya da ne ürettiğinle pek ilgilenilmiyor. Nasıl göründüğün, ne dediğinden daha önemli. Paket daha önemli, içindeki çok önemli değil; tıpkı oyundaki gibi. Fiziksel görüntünün değil de güzel kalbin reklamı daha çok yapılsa keşke. İnsanın içinin güzelliği yüzüne vuruyor, ben buna inanıyorum.

V.Y.: Bu dönemin sorusu şu: Pazarlanabilir neyin var ve bu pazarlanabilirliğin kitlelerde bir yankı uyandırabiliyor mu?

Yankı uyandırdıkça da her geçen gün biraz daha kendimizden uzaklaşı- yor, yankı uyandırana benzemeye çalışıyor ve tektipleşiyoruz...

Edip Tepeli: Evet. Oyun, bu bize empoze edilmeye çalışılan güzellik algısının eleştirisini yapmakla birlikte, yoğun şekilde herkesin birbirine benzemesi ve aynılaşma eleştirisini de içeriyor. Güzel dediğimiz ideale ulaş- mak yerine, güzel olarak adlandırılmış olana benzemenin peşine düşmeye başladı herkes. Asıl problem bu. Estetik manadaki güzelden bahsediyorsak, ben güzele ulaşma yolunda yürünen yolda bir problem olduğunu düşünmüyorum. Estetik algı denilen şey, gelişebilen ve geliştirilebilen bir şey. Bunun peşine düş- mekte bir sakınca yok, problem güzel olarak adlandırılan şeye benzeme durumu.

İ.S.: Moda dünyasının, televizyon dünyasının, sinema dünyasının, medyanın, bütün bu araç gereçlerin total olarak bize “Cancağızım, bunlar var ya çok güzel” dediği şeylere “Hakikaten çok güzel diyoruz” bir süre sonra. Mesela 90’ların sonunda bir makyaj şekli çıkmıştı. Kadınlar panda gibi geziyorlardı. Bir moda şovda görmüş ve gözlerime inanamamıştım. Bir süre sonra bütün kadınlar yüzlerini öyle boyamaya başladı. Satın aldığımız şeylere bakalım, hepsi satın almamız için kurgulanmış şeyler. Clean-cut peynir mi olur ya? Köşeli tereyağı gibi ama alıyoruz ve yiyoruz. Güzel denilen her şeyin peşine düşüyoruz, sahip olunca da bitiyor. İkna edilebilir insanlarız, manipülasyona çok açığız ve kabul etmeye de hazırız. Biri bize onaylanmak için yöntem göstersin istiyoruz çünkü çoğumuz özellikle de metropollerde yaşayanlar yalnız hissediyoruz.

‘Nefes alacak alanlarımızı artırmaya çalışıyoruz’

Ne mutlu ki gerçek güzellikler de var bu hayatta. İnşaat hallerini bildiğim, doğumuna tanıklık ettiğim DasDas da bunlardan biri. ‘Çirkin’i izlediğim gün sahnenin, seyircinin, oyunun güzelliği için “Oh” çekip durdum.

Volkan Yosunlu: Sen başından beri DasDas’ın oluşum sürecine hâkimsin Ece. Çok ciddi bir emek var ortada. Burayı var eden, burası için terini akıtan bütün insanlar, 1 değil 3 insan gücüyle çalıştı. Uykusuz geceler, aşırı yüklenmeler... Niyetimiz şuydu; biz nefes alacak alanlarımızı artırmaya çalışıyoruz. Hayıflandığımız, dertlendiğimiz, söylemek istediğimiz bir sürü cümlemiz var, bu cümleleri sana “Oh” çektiren o güzel insanlarla paylaşmak için, onlarla bir arada olmak için alanlar üretiyoruz. Seyircimiz de bunun farkında. Öte yandan, yönetmen ve oyuncu olarak da birlikte olmak, birikte çalışmak istediğimiz nice insan var. Ailemizi olabildiğince genişletmeye çalışıyoruz. ‘Çirkin’de mesela seyircisinden oyun ekibine hep birlikte nefes alıyoruz, eğleniyoruz, kahkahalar atıyoruz. Bizim için güzellik bu! ‘

‘200 like, 200 kere var olmak!’

Güzellik ve beğenilme takıntısı sosyal medyayla birlikte hepten hükmeder oldu hayatlarımıza... Like’larımız kadar varız!!!

İbrahim Selim: Bu, günümüzün var oluş problemi. Çoğumuz aidiyet problemi yaşıyoruz, kendimizi var etmek için çeşitli alanlarda hayatı zorluyoruz ama kimse var olmuş hissetmiyor. Sosyal medya mecraları var oldu- ğumuzu kanıtlamak için yerler. 200 like, 200 kere var oldunuz demek! Like’lar ya kalp şeklinde ya da onaylama işareti. Neye ihtiyacınız varsa veriyor sosyal medya ama aslında hepsi yalan. Birkaç fotoğrafın ya da duvar yazısının onaylanmasıyla var olduğunuzu kanıtlamak mümkün değil. Kimse sizi tanımıyor, siz kimsiniz bilmiyor ama sosyal medyada kalbe, onaylama tuşuna basıyorlar. Bu tamamen fiziksel bir dünya üzerinden olduğu için, sosyal hayatta da fiziksel olarak kendinizi onaylatmanız gerekiyor bilgisinin altını dolduruyor. Bunların tamamı bana kalırsa zaman kaybı. Oyalanıyoruz çünkü kalbimiz kırık ve bu bizi yavaşlatıyor. Kalbimiz kırık çünkü biz onaylanamadık Ece. Bu yüzden güzel görünmeye, sosyal medyada güzel fotoğraflar yayınlamaya çalı- şıyoruz. Güzeli kerterize aldığımız yer de bize güzel denilen yer.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300