Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BETÜL MEMİŞ / HABERTURK.COM

        memisbetul@gmail.com

        “I like chinese / They only come up to you knees / Yet they're always friendly and they're ready to to please / I like chinese / There's nine hundred million of them in the world today / You'd better learn to like them, that's what I say.../ Çinliler’i severim / Çinliler’i severim / Yalnız onlar size diz çöktürürler / Her zaman sıcak kanlı ve naziktirler / Çinliler’i severim / Çinliler’i severim / Dünyada onlardan 900 milyon var bugün / Onları sevmeyi öğrenseniz iyi olur / Size söylediğim budur…”

        Sinema ve televizyonun en yaratıcı ekiplerinden biri olarak lanse edilen, İngiliz komedi grubu Monty Python’un, vakti zamanında dillere pelesenk olan, bu şarkısıyla başlıyor, bugünün kelamına düşeceğimiz oyun. Sahnede 5 karakter, her birinin yüzünde bir maske; Sam Amca, Donald Duck / Varyemez, Angela Merkel, Gargamel ve Margaret Thatcher. Bir taraftan, ‘I like chinese’ şarkısını nidalanıyor, bir taraftan da beyaz aşçı önlüklerini giyinip, bizlere selam veriyorlar. Girizgahtan da anlaşılacağı üzere bugün, enteresting bir seyirlikle karşınızdayım.

        DOT’TAN ‘ALTIN EJDERHA’

        Tiyatro tutkunlarına, merhabasını verdiği günden bu yana, heyecana gark olmuş hallenmeler eşiğinde seyreylediğim, oyunlarının hastası olduğum Dot’un bu sezon ki şahaneliği; Çağdaş Alman Tiyatrosu’nun, başarılı yazarlarından biri olan Roland Schimmelpfennig’in imzasını taşıyan ‘Altın Ejderha’.

        Schimmelpfennig, ‘Altın Ejderha’ ile tiyatro dünyasının en saygın ödülleri arasında yer alan, 2010 Mülheim Tiyatro Yazarları Ödülü’nü aldı ve Theater Heute Dergisi tarafından yılın oyunu seçildi. Yazar Schimmelpfennig, yasadışı göçmenler ve sınırların olmadığı bir dünyadaki, sözde özgürlüklerden söz ederken, bir yandan da ‘Altın Ejderha’yı ve onun çevresindeki koşulları ve ilişkileri farklı perspektiflerden inceliyor. Yazarın, 2010 yılında yazdığı tiyatro oyunu, ülkemizde ilk olarak 2012’de, Sibel Arslan Yeşilay çevirisi ve İstanbul Goethe-Institut lansmanı ile Kumbaracı50’de okuma tiyatrosu olarak sahnelendi.

        HİÇ BİR ŞEYİN GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMADIĞI

        Altın Ejderha, bu sezon Dot sahnesinden selamını sarkıtacak. Bilahare, akarsınız nasılsa Dot Maçka’ya… Ama öncesinde, sizleri biraz ısındıralım! Altın Ejderha’nın yönetmen koltuğunda, yıllar önce Dot’un yine kafa açan oyunu ‘Kürklü Merkür’de, yardımcı yönetmen ve dramaturg olarak karşımıza çıkan Serkan Salihoğlu bulunuyor. Oyunun; müzik tasarımı Uygur Yiğit’e, ışık tasarımı Kemal Yiğitcan’a, dekor ve kostüm Gamze Kuş’a, koreografi Tam Temel’e ve afiş Haluk Tuncay’a emanet. Biz izlekleri adeta coşturan, tadında oyuncuları ise; Deniz Türkali, Köksal Engür, Ece Dizdar, Enis Arıkan ve Saim Karakale.

        Belirtmeden geçemeyeceğim: Deniz Türkali’nin (karınca edasında, parmakları-elleri ve sesiyle yarattığı sinerji) ve Köksal Engür’ün (28 yaşındaki genç hostes karakterindeki halet-i ruhiyesi), yarattığı karakterler, her daim gözlere şenlik, us’lara güzellik getiren performanslardandı; bir kez daha saygılar şelale!

        Lakin, Ece Dizdar, Enis Arıkan ve Saim Karakale’nin, sahnede adeta şakımaları ise alkışları ayakta, hak eden türdendi. Fiziksel eforlarının yanı sıra ses, dekor tasarımı ve tüm bu görünen-görünmeyen bütünü, bizlere algılatış hallenmelerini seyretmek acayip keyifliydi. Tabii ki bunda metinin ve sahne arkası ekibin katkısı yadsınamaz, fakat bu üç genç oyuncu, sahnede adeta döktürüyorlar, görülmeye değer-di!

        Oyunu ve metini, dikize yatmış biz izlekler nazarında, daha da çoğaltan özelliklerden biri de; her oyuncunun birden fazla karaktere bürünmesiydi, üstelik fiziksel özellikler ve cinsiyetlerin ters olarak sahnede rollenmesi, şahaneydi. (Erkek karakterlerin kadını, kadın karakterlerin ise erkeği canlandırması... Düşünsenize, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını yahut bize öğretildiği gibi değil de başka türlü bir şey olduğunu; olamaz mı, olabilir!? Bülent Ortaçgil’e de buradan, selamlar..)

        GÖZ OLMA DERDİNDE…

        Oyun, bir apartmanın en alt katındaki Altın Ejderha adlı, küçük, daracık Çin-Thai-Vietnam lokantasında geçiyor. Mutfakta, Uzak Doğulu aşçılar durmadan yemek pişiriyor ve aynı hızla siparişleri servis ediyorlar. Aralarındaki en genç, çalışan/çocuk ise, orada kaçak olarak çalışmakta olan bir Çinli’dir ve derdi de karnını doyurup, kaybolan kız kardeşini bulmak… Ama kısa vadede, en sancılı sorunu, hemen çekilmesi gereken, çürük dişidir. Diş ağrısıyla başlayan oyunda; lokantanın bulunduğu apartmanın, farklı katlarında yaşayan komşulara ve o komşuların hayatlarının, birbirinin çok uzağına düşüyormuş gibi duran, ama aslında birbirlerinin yaşamlarına grift olmuş hikâyelerine tanık oluyoruz. Ve onları yakından tanıdıkça, hepsinin nicelde farklı gibi görünen ama nitelde pek çok ortak özelliğini fark ediyoruz; hepsi hayattan bir şeyler bekliyor ve başka biri olmak istiyor. Her gün mütemadiyen söyleniyor ama yine de o restoranda yemek yiyerek ‘mış’ gibi yapmaya, hayal kurmaya devam ediyorlar. Yamacında olup bitenleri göremeyecek kadar kör olmuşlar(mı?)dır! İşte onlar kör, bizler de -görme hemhaliyle- göz olma derdinde, alayını geçiyor gibi yazarımız. (Daha fazla ışığın, kör ettiğini de es geçmeyelim, reca edicem!)

        DAHA KARİKATÜRİSTİK DAHA MASALSI

        Metinde, dişin, -bildiğimiz- oyuncak topla, algılatılmasını kafa açıcı buldum. Bunun yanı sıra, mevzuyu; başından itibaren “şarkı-maske-masal içinde masal-fantastik ögeler” gibi metaforlarla kadrajlamak ve bu fotoğrafı, tiyatro sahnesinden seyretmek çok keyifliydi; eyvallah! Tüm bu metaforların ortasında, bir varmış-bir yokmuş hissiyatı yaratan göçmen bir çocuğun ve bir lokma ekmek için Karınca tarafından, başkalarına pazarlanan, sonunda da lokantanın yamacındaki Bakkal Hans’ın, insanlıktan nasibini almamış ellerine düşen Asyalı Ağustos Böceği’nin dramını, Dot cephesinden seyreylemek ve Altın Ejderha’nın çok uzaklarda değil de, tam da burada konumlandığını hissetmek; kısaca ‘dokun’mak gibiydi.

        Ayrıca bugüne kadar seyreylediğim Dot’un oyunlarından farklı buldum Altın Ejderha’yı; daha karikatürist, daha masalsı ve daha deneyimsel… Fakat bu üç naif algı hali, sakın yanıltmasın sizleri, anlatılan “2013 modeli-karınca ve ağustos böceği” hikâyesi ve çekilemeyen hatta çekildikten sonra da durmayan çürük diş sendromu oyunun sonunda, midenize sıkı bir yumruk, vicdanınıza da derin bir havalandırma yapıyor, bilginize!

        Oyun bitiminde nidalanan, Alman metal müzik topluluğu Rammstein’in ‘Amerika’ adlı şarkısı şukeladır, ricam; dinleyiniz ve sözlerini hazmedip de geceye akıveriniz!

        (İçimden geldi notu: Yüksek enerjisi ve müzikleriyle dikkat çeken oyunun farklı bir tecrübeleme sunduğu kesin! Bu tecrübelenmek nasiplenmek isteyenler oyunu, 30-31 Ocak, 1-6-7-8 Şubat tarihlerinde, saat 21.00’de Dot Maçka G-Mall’de seyredebilir. Oyun programı için: 212 232 44 40 / 251 45 45)

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ