Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mehmet ÇALIŞKAN / HABERTÜRK MAGAZİN

Prizren Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosu Selen Evcit’in nazik daveti üzerine Kosova’da bulunmak heyecan vericiydi. Harika doğasını görmek, enfes yemeklerini tatmak... Henüz görevine yeni başlamış olmasına rağmen Evcit, kısa sürede şehrin en sevilen simalarından biri haline gelmiş. Aynı şekilde Piriştine Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Sayın Kıvılcım Kılıç da öyle. İki kadın diplomatımızın Türkiye ile Kosova arasındaki dostluk köprüsünü daha da sağlamlaştırdıkları oldukça belirgin.

PRİZREN'DE ‘GELİN’İ GÖSTERİLDİ

Kosova ziyaretinin en özel yanlarından bir diğeri ise Hülya Koçyiğit ile 2 güzel gün geçirmemiz oldu. Hem Prizren Türkiye Cumhuriyeti Başkonsoloğu’nun açılışı hem de 23 Nisan Kosova Türkleri Milli Bayramı etkinlikleri çerçevesinde organize edilen Hülya Koçyiğit ile söyleşi ve sanatçının ‘Gelin’ adlı filminin gösterimi Prizrenlileri kendi ifadeleriyle mutluluktan uçurdu. Hülya Koçyiğit, hem kendisi adına düzenlenen etkinliklerde Kosovalı hayranlarıyla bir araya gelmekten hem daha önce görmediği bir ülkede bulunmaktan hem de aile dostları Ali Şen ve Nihat Özdemir ile Prizren’de karşılaşmaktan dolayı oldukça mutlu oldu. Priştine’de Osmanlı İmparatorluğu’nun 3’üncü padişahı Sultan Murad’ın türbesini ve hemen yanındaki müzeyi de ziyaret eden Hülya Koçyiğit ile İstanbul’a dönüş yolunda röportaj yaptık.

Kosova’da olmak sizde hangi duyguları yüceltti?

Kosova, Bosna Hersek, Makedonya, Arnavutluk ve Balkanlar... Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzyıllar boyunca var olduğu, kültürünü ve sayısız eserini bıraktığı bu topraklarda bulunmak açıkçası bende kelimelerin kifayetsiz kalacağı duyguların oluşmasına neden oldu. Benim dedem de göçmen. Bu nedenle buralarda bulunmaktan dolayı heyecanımı, mutluluğumu ne kadar ifade etmeye çalışırsam çalışayım yeterli gelmeyecektir. Kosova’ya gelince Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını, gücünü ve azmini daha iyi gördüm. Bunları düşünürken ülkemize gelen yabancı devlet adamlarını tarihi temsille karşılanması yönündeki tartışmaların ne kadar gereksiz olduğunu burada daha iyi anladım. Hep merak ettiğim yerler olmasına rağmen bir türlü fırsat yaratıp bu topraklara gelememiştim. Prizren Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu’nun açılışı için davet edilmek, burada bir söyleşi yapmak gerçekten gurur verici. Kariyerimin en özel gezilerinden birinde bulundum. Prizren’de herkesin Türkçe’yi son derece güzel konuşmasına oldukça şaşırdığımı da söylemeliyim.

Kosova Kamu Yönetimi Bakanı Mahir Yağcılar, bakanlıkta Başkonsolos Selen Evcit ile birlikte ağırladığı Hülya Koçyiğit’e bir teşekkür plaketi verdi.

‘Eleştirileri anlamıyorum’

Tarihi temsille karşılama...

Avrupa’daki bazı ülkeler dahil dünyadaki birçok ülkede yabancı devlet adamları tarihi temsillerle karşılanıyor. Biz, haberlerde izlediğimiz o görüntüleri ilginç ve öğretici bulmuyor muyuz? Başka ülkeler tarihlerini yaşatırken biz neden yaşatmayalım? Bunun nesi yanlış? Ülkemizi ziyaret eden yabancı devlet adamlarına tarihimizden örnekler sunmak hoş değil mi? Bu nedenle karşılama törenlerinin tarihi temsillerle gerçekleştirilmesinin eleştirilmesine hiç anlam veremiyorum.

Hülya Koçyiğit, Sultan Murad’ın türbesinin ve müzesinin oldukça etkileyici olduğunu söyledi.

Sizce eleştirilerin nedeni nedir?

Tarihi temsille karşılama seremonisini daha önce başlatmış olsaydık bugün bu duruma alışmış olacaktık. Bizde ne yazık ki her iyi şeye otomatik bir tepki gösteren peşin yargılı bir kesim var. Her şeye ‘Hayır’ demeye alışıklar. Yapılanları hemen tepki göstermeden karşılasalar güzel olacak. Tartışmaya ne gerek, elbette Cumhuriyet insanlarıyız. Böyle olması, iftihar edilesi tarihimizi görmezden gelmeyi, inkâr etmeyi gerektirir mi? Geçmişimizde utanılacak bir taraf mı var? Aksine gurur duyulacak bir geçmişe sahibiz. Biz bu tarihi neden bilmeyelim, neden yaşamayalım. Geçmişimizi neden inkâr edelim, tarihimizden neden uzak duralım? Onlar başkalarının değil, bizim atalarımız. Tarihimize sahip çıkmamızın yobazlık olarak algılanmasını da hiç anlamıyorum. Tarihi temsille karşılama törenleri bir yobazlık göstergesi değildir. “Biz böyle güçlü bir geçmişe sahibiz. Gücümüzün kaynağı bugün yaptıklarımız, hedeflerimiz ve güçlü geçmişimizdir” demektir.

Hülya Koçyiğit, büyükelçilik konutundaki hatıra defterine Türk olmaktan gurur duyduğunu ve tüm insanlığın bir an önce barış içinde yaşaması dileğinde bulunduğunu yazdı.

‘Zor günlerimize güneş gibi doğdu’

Zor günler geçirdiniz. Tamamen atlattınız mı?

Kızım Gülşah’ın hastalığı zor günler geçirmemize neden oldu. Büyük bir şok yaşadım. Allah’tan kızım çok güçlü. Ben kızımı değil kızım beni teselli etti. Gülşah hep “Bu hastalık bana verilmiş bir işaret, bir uyarı. Bunun üstesinden geleceğim anne. Lütfen müsterih ol” dedi. Çok şükür atlattık. Binlerce şükür. İnşallah bir daha böyle bir sınava tabi tutulmayız. Zor günlerimizin ardından torunum Neslişah’ın oğlu doğdu. Onun dünyaya gelmesi adeta zor günlerimizin üstüne doğan bir güneş gibiydi.

Torununuzun çocuğunu görmek nasıl bir his?

Duygularımı nasıl ifade edebilirim ki? Açıkçası yeniden âşık oldum. Ancak aşk böyle bir heyecan yaratabilir. Her gün görmek istiyorum. Göremediğimde teknolojinin imkânlarından yararlanıp görüyorum.

Neslişah Hanım’a çocuk bakımı konusunda müdahale ediyor musunuz?

Başlangıçta deneyimlerime dayanarak zaman zaman halleniyordum ama Neslişah çok çabuk anne oldu. Maşallah, hiçbir şeye müdahale etmeye gerek kalmadı. 

‘Türkan öne geçti ve başardı’

Siz neden dizilerde rol almıyorsunuz?

Tam 53 yıldır sanat hayatının içindeyim. Bunca yılılk kariyerimde sevgiyi, saygıyı ve başarıyı dolu dolu yaşadım. Evet, artık o kadar da aktif bir oyuncu değilim. Birincisi çok fazla teklif yok. İkincisi ise gelen teklifler çekinilerek yapılıyor. Çünkü hemen hemen senaryolar belli, birbirlerine çok fazla benziyor. Benim yaş grubumdaki oyunculara genellikle kötü karakterli roller için teklif geliyor. O tarz bir karakteri canlandırmaya pek hevesli değilim. Ayrıca “Kendi yapım firması var. İsteseydi zaten yapardı” anlayışı da var.

İsteseniz yapar mısınız?

Tabii, istesem yaparım.

Neden istemiyorsunuz?

Bu dönemden memnun değilim. Belli türde filmler yapılıyor. Onlar da senaryo olarak bana cazip gelmiyor.

Türkan Şoray’ın yönetmenlik yapmasına öykündünüz mü?

Ben de yönetmenliğe hazırlanıyordum ama Türkan öne geçti ve başardı. Bekledim ve görmek istedim. ‘Uzaklarda Arama’yı izleyip beğenen de vardır beğenmeyen de. Her filmde olduğu gibi. Filmin gişesi bende bazı çekincelerin doğmasına neden oldu. Hoş, çekeceğimiz filmleri elbette salt gişe kaygısıyla çekmiyoruz ama zarar etmeyi de göze alamayız. Sanıyorum bir süre daha beklemekte yarar var.

‘Hayal kırıklığına uğradım, üzgünüm’

Akil insan olarak çalışmalarınızın heba olduğunu düşünüyor musunuz?

Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Sayın Cumhurbaşkanı’mız barış olacağına o kadar inandı ki. Kendisinin inancı bizim de inancımızı artırdı. Terörün barışla bitebileceğine inancımız çok fazlaydı ama iki yılın sonunda ne yazık ki terör tekrar kendini gösterdi. Bunun nedenlerini de biliyoruz. Biraz da konjonktür meselesi. Ne var ki bu durum birleşik kaplar teorisi gibidir. Bir taraf alçalırken diğer taraf yükselmez. Terör eninde sonunda Türkiye’yi kaosa sokmak isteyenlerin de başına bela olacaktır. Çünkü terör bir ülkenin değil bütün dünyanın, insanlığın başına beladır. Elbette eninde sonunda devlete başkaldıranın başı ezilecektir. Oysa çok güzel bir siyaset ortamı var, Meclis’te temsilcileri var. Bunu değerlendirmeyip tekrar terörü devreye sokmaları açıkçası hayal kırıklığıdır.

Teklif gelse bir daha akil insan olur musunuz?

Elbette. Ne var ki bunu şu anda söylemem çok zor. Ne yazık ki her gün şehit veriyoruz. Hepimizin yüreği kanıyor. Gencecik, pırıl pırıl insanlar hayatlarını kaybediyor. Terör elbette bitecek. 

‘Ömür boyu vicdan azabı çekmeliydi’

Kadına şiddet konusuna gelelim. Sizce sorunun ana kaynağı nedir, nelerdir?

Bence kadına şiddet her dönemde vardı ama iç mesele olarak kalıyordu. Kadınlar bunu bir haysiyet meselesi yapıp şiddet gördüklerini açıklamıyorlardı. Eziliyorlardı, hayatını bedbaht ve baskı altında yaşayan nice kadın vardı. Şimdilerde ise kadına yönelik şiddet daha çok göz önüne çıkmaya başladı. Sorunun kaynağına gelince; o kadar çok ki. Eğitim, yetiştirilme şekli... Say sayabildiğin kadar.

Özgecan Aslan’ın katilinin hapiste öldürülmesine tepkiniz ne oldu?

Üzüldüm, hem de çok. Çünkü ölüm onun için kurtuluş oldu. Oysa ki hapishanede cezasını çekmeliydi. Yeni gelen her gün üstündeki baskıyı hissetmeliydi. Vicdan azabını hayatı boyunca her gün daha da ağır bir şekilde olabildiğince çekmeliydi.

Tecavüzcüler için idam yasası çıkarılması gerektiği yönünde yükselen sesleri nasıl yorumluyorsunuz?

Allah’ın işini Allah’a bırakmak gerekir. İnsanın canını insan değil, o canı veren Allah almalı. İdam bence ibretlik olmaz.