Şairin arkasından dökülen harfler!
Şehir ışıklarının ulaşmadığı uzak dağ başlarında, geniş kanatlı atların mesafeleri kısalttığı tekinsiz düzlüklerde; serin bir yelin estiği aysız yaz gecelerinde kafanızı gökyüzüne kaldırıp kayan bir yıldız görürseniz eğer, bilin ki o sırada dünyanın herhangi bir yerinde bir şair ölmüştür. 19 Temmuz’da bir yıldız daha kaydı göğümüzden; o yıldız şair Roni Margulies’ti.
Arkadaşı Alper Görmüş’ün arkasından yazdığı yazıyı okumamış olsaydım eğer muhtemelen bu yazıyı yazmayacaktım. Arkadaşım değildi, tanışıklığımız yoktu, bir iki kez birkaç toplantıda karşılamıştık; tek ortak yanımız belki de ikimizin de bir zamanlar “yetmez ama evetçi” olmamızdı.
O ölünceye kadar sosyalist kaldı, ben çoktan elimi yıkadım ideolojilerden. Onun sosyalistliği, devrime olan inancı beni hiç ilgilendirmedi. İyi eğitim görmüş, dünyayı sıkı sıkıya kavramış, birkaç dil bilen birisinin hâlâ bir “komitacı” gözlüğüyle dünyaya bakması ne yazık ki bana artık ne romantik geliyor ne de rasyonel… ama olsun bana ne, isteyen istediği ideolojiye inansın, yeter ki kendi inancı için başkasının ölümünü mubah görmesin, ütopyası için başkasını ölüme göndermeye aracı olmasın.
Ama ne yazık ki mevcut düzeni herhangi bir yolla devirip yerine kendi ideolojisine uygun yeni bir düzen kurmak için uğraşan hemen hemen her ideolojiden -sağ olsun, sol olsun fark etmez- herkes, ister istemez şiddetin bir parçası haline geliyor. Bu şiddeti istediğiniz kadar rasyonel kılmaya çalışın yine de akan kan mutlaka bulaşır bir yerinize.
Bu yüzden Roni Margulies’in fikri -ki o sol cenahta nispeten daha doğru düzgün olan Troçkist kanadın içinde yer aldı- son yıllarda zerre kadar ilgimi çekmedi. Ona dair bu yazıyı yazıyorsam eğer şairliğindendir.
Peki iyi bir şair miydi? Bu sorunun cevabını da edebiyat eleştirmenleri verebilir ama okuduğum şiirlerinin önemli bir kısmının bir yerime değdiğini söyleyebilirim. Zira o, şiirine o rijit fikirlerini karıştıran bir şair değildi. Ütopyasının şiiri o kadar çok yazılmıştı ki bu alandaki sözün çoktan aşındığını bilecek kadar akıllı, dünyayı tanımış ve kültürlüydü. O davaya dair söylenmemiş yeni bir söz, bir imge bulmak bir hayli zordu, bunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden mi siyasetini şiirinden uzak tuttu bilmiyorum ama ekalliyetlerden çocukluk arkadaşlarıyla İstanbul sokaklarında yankılanan seslerin şiirinin davaya adayacağı sözden daha etkili olduğunu biliyordu sanki.
*
Bir şiir kitabının adı sanırım hiç çıkmayacak aklımdan. “Bilirim Niye Yanık Öter Ney”… “Mesnevi”nin açılış dizeleri, 1994’te çıkan bu muhteşem isimli kitabının epigrafıdır:
“Bişnev in ney çün şikayet miküne/Ez cüdayiha hikayet miküned
(Dinle neyden kim şikâyet etmede/ Ayrılıklardan hikâyet etmede)…
“Hani nalbantın yanından sapınca”, “kendini oynak bir melodinin cazibesine kaptırmış” Koço “kolej günlerine dönüyor” aniden. Beyaz peynir, kavun, rakı, Rumlar, Reks sineması, babasının sırtına binmeler, sonra Atina’da ölüm, giden Rumlar falan…
Londra ile İstanbul arasında geçen bir ömür… babasından gelen dedesinin ölüm haberi… Babasının ölüm haberini de dayısı vermişti telefondan, sonra annesinden gelen Atakan’ın ölüm haberi… “Temmuzun orta yerinde bu ülkede bazen/işte böyle geliverir sonbahar birden adeta”.
“Cılız bir Haziran güneşinin sevinciyle belki/unutmuş olabilir birkaç günlüğüne ama/böyle günlerde dank eder yine insanın kafasına:/tüm hayatlar eksik, tüm ölümler vakitsizdir.” “Dik kafalılığıyla ufkunu oğluna bırakmış” Polonyalı bir Yahudi’nin oğludur, annesi Petersburg’tan kalkıp gelmiş babasının peşinden.
*
“Her Rind Bilir” kitabıyla onu ilk tanıdığımda “Roni” olan adı dikkatimi çekmişti, zira “ronî” Kürtçede “aydınlık” demekti. Ama bu Kürtçe bir isim taşıyan şairin telaffuzu zor bir soyadı vardı. Ne menem bir şeydi bu böyle? Meğer o da yıllar sonra adının Kürtçede “aydınlığa” karşılık geldiğini öğrenmiş. Bir şiirinde durumu şöyle anlatır:
“Benim adım Harundan gelir Musa’nın kardeşi
Harunun Harondur İbranicesi Roni olsun demiş annem
Bir toplantı da öğrendim dün gece
Adım bir de Kurmanci dilinde aydınlık demekmiş
Ne ben biliyordum ne de annem
Ve ne Musa ne hudut tanıyan
Ne yurda ne ulusa inanan ben
31 Mayıs 1999 günü yanlış ulustan sanıldığı için ismim çocuklar gibi sevindim.
Bildiğim tek kelime Roni olmasaydı Kurmanci dilinde bar bar bağırmak isterdim.”
Bir şaire bundan daha güzel bir hediye olabilir mi?
*
“Mağrur Olma Padişahım” kitabı 1996’da çıktı. Bu kez kitabın epigrafı Hilmi Yavuz’un “Gün akşamlıdır devletlim, elbet biz de ölürüz” dizesidir. “Önsözü” bir şiirdir, şiir bir hikayedir, hikaye şöyledir:
Bilmem ne ülkesinin adı bilmem ne olan hükümdarı her zaferle sonuçlanan seferden döndüğünde omuzlarda taşınarak halkla beraber zafer turuna çıkarmış. Mağrur padişahın önünde savaş ganimeti olarak ayakları prangalı savaş esirleri, deve yükleriyle elmaslar, ipekler geçirilir; her seferinde de görevlendirilmiş bir vezir, padişah sevinçten dört köşe olup gülümsediğinde yavaşça kulağına eğilip şu sözleri fısıldarmış:
“Gelip geçicidir bu zafer, gelip geçicidir bu zafer.”
Şiire ilk başladığında Attila İlhan’ı taklit ettiğini söyler bir yerde Roni; “Mağrur Olma Padişahım” kitabını yazarken Attila İlhan’ın “silah atılmıyor/güvercin şakırtısıdır/şafakta yaldızlanan/şadırvanda su/ıhlamurlarda ezan/görkemli bir namaz uğultusu/heyhat/hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldı/kim kaldı eski selanik'ten/laternalar sustu/sürahiler tenha/tek kibrit çakılmıyor/kim kaldı ittihat ve terakki'den/o jöntürkler ki -‘hariçten/evrak-ı muzırra celbederlerdi’-/o fedailer ki barut öksürürler/sakal tıraşları mavi/kırmızı bıyıkları biber"... diye devam eden “kim kaldı” şiirinden etkilenerek mi “ittihatçıları şiirini” yazdı bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa, Türkiye’de sosyalist solcuların alayının kökeninin “komitacı ittihatçılara” dayandığıdır.
Roni Margulies de öyle. Onun ideolojisine bağlı olduğu Troçki İttihatçıların gerçekleştirdiği 1908 darbesini desteklemiş, ordunun bu girişimini ilerici bir hamle olarak selamlamıştı.
Roni’nin bu kitapta İttihatçıları övmesi Troçki’nin onları desteklemesinden çok onların devletin silahlarıyla dağa çıkıp Abdülhamit’i devirmiş olmalarıdır sanırım, romantik bir devrimci için ne kadar muhteşem bir örnek.
“Enver Paşa’nın Sarıkamış Dönüşü” şiiriyle başlar kitap, Cemal Paşa’nın ölümü üzerine bir İttihatçının Düşünceleri, Ahmet Rıza Bey’in Talat Paşa’yı anlatması, Mithat Şükrü Bey’in hüznü, Hatib-i Şehir’in tifüsten ölümü, Emanuel Karasu’nun sürgünlüğü, Maliyeci Cavit’in karısına son mektubu, Prens Sabahattin’in şikayeti, Dr. Reşit Bey’in vasiyetnamesi, Ali Fuad Paşa’nın şaşkınlığı ve son söz olarak da, yaşlı bir İttihatçı olan Hüseyin Cahit Yalçın’ın “belki de düşünmüş olabileceği” fikirleri yer alır kitapta.
Demokrat Parti devrinde, 79 yaşında hapse düşen İttihat Terakki’nin en önemli kalemşörlerinden birisi olan, dostu Cavit Bey’in idama giderken oğlu Şiar’ı kendisine emanet ettiği, onun da Şiar’a “Yalçın” soyadını verip oğlu gibi büyüttüğü Hüseyin Cahit Yalçın’ın ağzından İttihatçıları şöyle değerlendirir Roni:
“Ne çoğumuzun söndü ocağı,
Onca suikast, idam, ölüm,
Kaçımızın adı tarihe bile kalmadı.
Benim, örneğin, Paris'ten dönüşüm,
Reşid'in Beşiktaş'ta intiharı,
Berlin'de Talât, Cemal Tiflis'te,
Malta'da kaçımızın sürgün yılları,
Bir avuç kaldık 50'lere gelindiğinde.
Denebilir ki (ve çok zaman denildi),
“Ölüp gittiniz hepiniz işte, neye yarar,”
(Nasıl da özlüyorum üstelik gidenleri.)
Benim de ama bir çift sözüm var:
Silindir gibi geçti tarih üzerimizden,
Doğru, bir bir kayıtlardan silindik,
Ama tarih, bir yandan, başımıza gelirken,
Bir yandan bizler tarihi değiştirdik.
Talat Paşa, İttihatçıların ağababasıdır. Ermeni tehciri fikri ona aittir. Troçkist, sosyalist bir şair olan Roni Margulies, İttihat Terakki’nin Katib-i Umumisi Mithat Şükrü Bey’in ağzından Talat Paşa’yı şöyle anlatır:
“Ben mebus olmak istemedim.
Malta sürgününden hemen sonraydı,
Paşa Hazretleri Ankara'ya çağırdılar.
Gittim, bitkinliğimi arzettim.
Yılların mücadelesi, esaret hayatı,
en çok da Talât'ın ölümü belki,
yıktı dedim beni, yıprandım, bittim
(….)
Selaniği düşündüğümde zaman zaman
o ilk gürültülü günleri Cemiyet'in,
o ateşli korkusuz acemiliğimizi -
yorgun bir hüzün kaplar içimi bir an,
çıkar evimin arkasındaki bahçeye
seyre dalarım yeşil incir ağaçlarını.
Hey gidi koca Mithat! Hey gidi devran!
Enver ve arkadaşları gündüz gözüyle at sırtında Babıali’ye doğru bir hükümet darbesi için yürüyüşe çıktıklarında, “ajitatör” olarak en önde, “gel vatandaş gel, bizimle darbe yapmaya gel” diye bağıran İttihat Terakki’nin hatibi Ömer Naci için şu mısraları yazar Roni:
“Tek bir şey istemişti hayatı boyunca Ömer Naci.
Bab-ı âli baskınında fırlayıp askerlerin önüne,
Açıp ağzını bar bar bir bağırması var ki,
Ağzı açık bakakalmıştı Enver Paşa bile:
‘Vurun, karşınızdayım işte, öldürün beni.’
Üstüne gider gibiydi ölümün hep böyle.”
Maliyeci Cavit, İzmir Suikastinde dahli var diye idama götürüldü. Oysa içlerinde en masumu oydu ama onun da bir kusuru vardı, olur da eski İttihatçılar Cumhuriyet’i kuranlara karşı bir darbe teşebbüsüne girişirlerse, içlerinde Cumhurbaşkanı olabilecek vasıflara sahip sadece o vardı; Üç Aliler Divanı idam kararını verirken bunu göz önünde bulundurdu der tarihçiler. Oğlu üç yaşındaydı, karısı Aliye Hanım daha önce Şehzade Burhanettin Beyle istemeden bir evlilik yapmış, Cavit boşanmasını beklemiş, boşandıktan sonra evlenmişler, oğulları Şiar Yalçın üç yaşındayken gitti idama. Hapishanede kaldığı süre boyunca her gün karısına bir mektup yazdı Cavit. Roni’nin, “Cavit Bey’in Karısına Son Mektubu” şiirinden bir bölüm şöyle:
“(….)
Balkona çıkmıştım da bir ara ben
Onca kalabalık ve eğlence arasında
Denize bakarken aklıma her nasılsa
Şehzade Burhanettin Beyle evliyken
Seni ilk kez görüşüm gelmişti bir baloda
(…)
Penceremden çorak bir alan görünüyor
Çay içerken onu seyrediyorum şimdi
Duvarın hemen dibinde besbelli
Hapishanenin çöpleri dökülüyor
Her sabah yaşlı bir adam gelip eşeliyor
Mahkemem bu sabah sonuçlandı
İdamım yarın.”
*
Roni Margulies Ergenekon sürecinde hükümetten yana kesin tavır aldı. Cumhuriyet mitinglerine karşı çıktı, hükümetin izniyle Cumhuriyet mitinglerine alternatif mitingler düzenlemeyi önerdi. 1 Mayıs’ı ille de Taksim’de kutlayacağız diye ısrar eden solcu sendikaları eleştirdi. Reform döneminde solcuların Ak Parti’ye destek vermelerini söyledi ve savundu. Bu ve buna benzer fikirleri birçok radikal solcuyu kızdırdı. Hatta bir toplantıda üzerine yeşil boya bile attılar. Yahudi olduğu halde, İsrail devletini hep eleştirdi, kendini Yahudi görmediğini söyledi, ona göre “Filistin bir din meselesi değil, bir emperyalizm meselesiydi”.
*
Gelelim bu yazının yazılmasına sebep olan arkadaşı Alper Görmüş’ün yazısına. Görmüş “Serbestiyet”te onun editörüydü. Roni gönderdiği her yazıya bir de küçük bir “yaşlılık şiiri” iliştirirmiş. Böyle böyle birçok şiir göndermiş Görmüş’e. Görmüş’ün yazdığına göre yakında “Yaşlılık Şiirleri” diye bir kitapta toplamayı düşünüyormuş.
Beni en çok etkileyen 16 Aralık 2022’de gönderdiği “Kamyonlar” şiiri oldu ki şöyle:
“Hafriyat kamyonları geçti dün önümden yine,
arka arkaya üç tane, dopdolu, tepeleme,
harf taşıyorlar bir yerinden kentin bir yerine.
Önde gidene g’ler yüklenmiş, e’ler ikincisine,
arkadakinde karışmış harfler birbirine.
Kim ısmarlar bunları?
Kim ne yapar bu kadar çok harfle?
Kamyon dolusu karmakarmaşık olasılık.
Teslim alıp birileri bu harfleri bir yerlerde
dönüştürebiliyor mu acaba anlamlı bir bütünlüğe?
Çok denedim, çok istedim,
beceremedim ben. Hep harf kaldı harfler elimde,
ne bir kelime oluşturabildim, ne de bir cümle.”
*
Bu şiiri yazdıktan sonra aradan altı ay falan geçer; şair artık kanserdir. 9 Mayıs 2023 günü arkadaşı Alper Görmüş, “Roniciğim nedir vaziyet? Oldun mu ameliyat” diye sorar, şöyle bir diyalog geçer aralarında: “Ameliyat yok, bugün kemoterapi başladı. Ölmeyi düşünmüyorum.”
“Roniler ölmez proletarya bölünmez!”
“İlk kemoterapim tamamlandı, eve döndüm, hiçbir yan etki yok, şimdilik zımba gibiyim!”
Mayıs 2023’te arkadaşına şu mesajı yazar:
“25 Kasım’da hafriyat kamyonlarıyla ilgili bir şiir göndermiştim sana. Bu onun küçük oğlu”.
Şiirin adı “Ö ve Ü”… Şöyle:
“Harfler döküldü hızla giden kamyonun kasasından,
uçuştular soğuk rüzgârda yerlerini arar gibi bir süre,
yol kenarına yığıldılar sonra. Bir ö çarptı gözüme,
ardından bir de ü gördüm. Dönüp sırtımı yürüdüm.
Bildiğim bir şeyin gerek yoktu altının çizilmesine.”
Şairin son şiiridir bu şiir.
*
Ne zaman bir yıldız kaysa gökyüzünde, bir şair öldü derler dünyanın bir yerinde… Dikkatlice bakarsanız eğer uzayıp giden kuyruğuna, harflerden müteşekkil olduğunu görürsünüz rahatlıkla.
- "Beau Chérif"ten "Boş Herif"e; Şerif Paşa57 dakika önce
- Yaklaşan felaket!2 gün önce
- İdama giden Dostoyevski'nin son 15 dakikası55 dakika önce
- Dostoyevski neyimiz olur?48 dakika önce
- Yeni yılda mutluluk temennisi beyhude mi?12 saat önce
- "Suphi'yi kim öldürdü?"2 gün önce
- Gazoz!32 dakika önce
- Yol ayrımında bir serbesti denemesi57 dakika önce
- Atatürk, Kemalist değildi!47 dakika önce
- Hannah Arendt, "Heidegger'in Kulübesine" neden gitmedi?4 hafta önce