İsrail, ABD'den niçin yardım istiyor?
Dün gece ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki görüşme sonrasında (önce iptal edilmişti) gerçekleşen basın toplantısını izledik.
Burada yapılan açıklamaların doğrudan bizi ilgilendiren boyutlarına değinmek istiyorum.
İşin özetini verelim önce. Netanyahu, Trump’tan Suriye’de Türkiye ile karşı karşıya gelmemek için arabulucu olmasını istedi: “Suriye'deki durumu konuştuk. Türkiye ile komşuluk ilişkilerimiz vardı ve bu şu anda iyi değil. Suriye'nin Türkiye dahil hiç kimse tarafından İsrail'e saldırı üssü haline gelmesini istemiyoruz.”
Netanyahu, ardından Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğuna, özellikle de Trump ve Türkiye Cumhurbaşkanının ilişkilerinin üst düzeyde olduğuna işaret etti. “Aramızdaki sorunu nasıl önleyebileceğimizin seçeneklerini konuştuk. Bu hedef için ABD Başkanından daha iyi bir arabulucu bulamayacağımızı düşünüyorum.”
TRUMP “ERDOĞAN’I SEVMEME BASIN KIZIYOR”
Başkan Trump, bu konuyu ele alırken öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkilerinin çok iyi olduğuna ve Türkiye’nin Suriye’deki rolünün önemine işaret etti. Özetle aktaralım değerlendirmelerini:
“Erdoğan’la çok iyi ilişkilerim var. Basının, Erdoğan'ı sevmeme kızdığını biliyorum. Ama ben seviyorum. O da beni seviyor ve hiçbir sorunumuz olmadı. Türkiye, Suriye'de kimsenin yapamadığını yaptı. Erdoğan çok güçlü ve zeki bir adam.“
Netanyahu’ya ise Suriye konusunda yaşadıkları sorunu çözebileceğini, ama bunun için kendisinin makul olması gerektiği mesajını verdi.
İÇ GÜNDEMDE DIŞ POLİTİKA
Türkiye’nin aşırı sıcak iç gündeminde bu konuların tartışılmasının ne denli güç olduğu malum. Ana muhalefet partisi, bu alandaki sorunlara ve gelişmelere ilgi göstermediği gibi, yapılan her tartışmayı kendisinin gündemini örtme çabası gibi görüyor.
Oysa sadece gümrük tarifeleri üzerinden değil, çok farklı dengeler ve dinamiklerle ülkemizi doğrudan ilgilendiren, etkileyen ve ona yeni yeni alanlar açan bir dönemdeyiz.
Ne Trump’ın övgüleri basit ve öylesine söylenmiş sözler. Ne de Türkiye’nin Suriye’deki rolü ve İsrail’le yaşadığı gerilim sıradan bir başlık. Kendi içimizde bunu tüketmeye hakkımız olmadığı gibi, ilgisiz davranma lüksüne de sahip değiliz. Hele meseleyi “Trump söylüyor, Erdoğan yapıyor. Operasyon için icazet alındı” gibi tuhaflıklarla ele almak akıllara ziyan.
TÜRKİYE BÜYÜK OYUNCU
Türkiye, bölgesinde büyük bir oyuncu, etkinlik alanı görünenden çok daha geniş. Oyun kurucu olarak dokunduğu alanlarda ise bir yandan sert rekabetlerle karşı karşıya; diğer yandan kritik sorunların çözümünde önemli bir ortak olarak görülüyor.
Suriye özelinde durum çok daha belirgin. Kuşkusuz bu ülkede gerçekleşen değişimde Ankara’nın çok ciddi bir rolü oldu. Halihazırda da bu durum dinamik süreçlerle devam ediyor. Elbette bu ülkeyi yönetmek, bizden öncekilerin yaptığı gibi sömürmek ya da bir sıçrama tahtası olarak kullanmak gibi bir politikamız yok. Sınırımızın ötesindeki güvenliğimiz ve bu ülkedeki kader ortaklarımızla paylaştığımız alanları artırmak dışında bir hedefe sahip değiliz.
TRUMP KAOS İÇİNDE ANLAŞMA ARIYOR
İkinci Trump dönemi, dünyanın pek çok bölgesinde deprem gibi sonuçlar üretiyor. Gümrük tarifeleri üzerinden başlayan sürecin dünya ekonomisini ne denli sarstığı ortada.
Ancak aynı Trump, bu gerilimi bir şekilde anlaşma noktasına taşımanın bütün kapılarını kapatmıyor. İkili müzakere ve yeri geldiğinde ikili çatışma modelleri üzerinden ilerliyor. Kullandığı araçlar ve bu yönde ortaya çıkan teklif ve yaptırımlar keskin olmaktan çok müzakere alanı açmayı da hedefliyor.
Elbette bu durum muhatabının ABD açısından nasıl tanımlandığına göre de değişiyor. Çin’in özel bir yeri olduğu ve bu ülkeyle ABD arasındaki ilişkinin yeni bir dünya düzeninin temelini oluşturacak zemine gelinceye kadar hayli zor bir dönem yaşanacağını öngörebiliriz.
DENGE KURUCU AKIL VE SÜKUNET
Türkiye’ye dönersek, pek çok alanda sorunlarla karşı karşıya olduğumuz gibi, çok daha fazla rol, teklif ve yeni alanla muhatabız. Soğukkanlı, abartısız, gücünün sınırlarını iyi bilen yaklaşımlarla son 15 yıldır genişleyen nüfuz alanlarımızda doğru rolü oynamak, barışa katkı sağlayan denklemlerde olmak ve hepsinden önemlisi ülkemize yönelik tehditleri masadan ve sahadan kaldırmak üzerine hareket etmeliyiz. Bence zorluklara rağmen ediyoruz da.
İç çekişmelerle heba edilemeyecek kadar önemli ve değerli; devlet aklının tüm unsurlarıyla ve denge kurucu sükunetiyle devrede olmasını gerektirecek kadar hassas bir dönem.
Burada kazanan Türkiye olduğunda, ülkemizin çok daha farklı bir yerde ve gelecekte yer alacağına inancım çok güçlü.
- Suriye ve SDG nereye?22 dakika önce
- Sınırötesi değil, küresel perspektif16 dakika önce
- Türk ordusunun caydırıcı gücü1 dakika önce
- Şu 100 bin silahlı adam meselesi!35 dakika önce
- Suriye Devrimi -1-21 dakika önce
- DEM, özet metne mi, Öcalan'a mı itiraz ediyor?1 saat önce
- Terörsüz Türkiye ve toplumsal hafıza16 dakika önce
- İsrail, Suriye'yi bölmek istiyor22 dakika önce
- Yaklaşan kasırgayı unutanlar1 ay önce
- Komisyonda finale doğru1 ay önce