Suriye, SDG ve ayaklanma provası
Suriye’de SDG’nin yeni yönetime entegrasyonuyla ilgili süreci konuşmaya devam edelim. Son olarak Suriye Enformasyon Bakanlığı müzakerelerin kesildiğini ifade etmiş; ardından 28 Aralık tarihinde konuyla ilgili kararın açıklanacağı belirtilmişti.
Şu ana kadar yeni bir açıklama gelmedi. SDG adına sözde bir yöneticinin Şam’a gitmesinin ise ertelendiği ifade edildi.
Olup bitenin seyrine baktığımızda ana başlıklar halinde şunları aktarmak mümkün.
Öncelikle 10 Mart anlaşması kapsamında şu ana kadar belli düzeyde işleyen tek madde ateşkes sayılabilir. Zaman zaman SDG/YPG, Halep baştan olmak üzere yaptığı saldırılarla ateşkesi bozsa da genel anlamda devam ettiği ifade edilebilir. Anlaşmanın diğer maddelerinde ise kayda değer bir ilerleme yok.
İkincisi, çok ciddi görüş ayrılıklarına rağmen müzakerelerin tamamen koptuğu söylenemez. Kuşkusuz bu durum, meseleyi başından itibaren yakından takip eden Türkiye’nin ve SDG üzerinde bir baskı oluşturan ABD’nin tavrıyla doğrudan bağlantılı.
UZLAŞMA NİYETİ VAR MI?
Üçüncüsü, SDG tarafı başından itibaren masaya uzlaşılması imkansız şartlar getiriyor. Bir yandan sözde bir özerk yönetim talep ediyor. Diğer yandan orduya entegrasyon başlığı altında, kelimenin tam anlamıyla kendi silahlı adamlarını paralel bir yapıya dönüştürmek istiyor. Belli bölgelerde Suriye ordusuna bağlı tümenler kurulmasını yeterli görmediği gibi, kendi terör yapısı içindeki bazı unsurları da bağımsız olarak konuşlandırmak istiyor.
Buraya bir değerlendirme ekleyelim. Aslında SDG’nin özellikle YPG tarafındaki silahlı unsurların bireysel olarak Suriye ordusuna katılımı bile kendi başına büyük riskler taşıyor. Çünkü belli bir ideolojik motivasyonla hareket eden bu unsurların ordu içinde kolayca öbekler ve farklı yapılar oluşturma riski oldukça yüksek.
PETROL KAYNAKLARI VE GÜMRÜK KAPILARI
Örgüt, ülkenin kuzey ve kuzey doğusundaki petrol kaynaklarının kimin tarafından kontrol edileceği konusunda da benzer bir tutum sergiliyor. Bu kaynakları elinde tutması, Şam’dan bağımsız büyük bir ekonomik güce sahip olması anlamına geliyor.
SDG’nin elinde tutmak istediği bir diğer konu, gümrük kapılarının kontrolü. Şam bu konuda da son derece kararlı ve söz konusu kapıların kendi kontrolünde olmasını istiyor. Gümrük kapılarının Türkiye açısından ne denli hassas olduğunu da buraya ekleyelim.
TAKVİMİ ÖNEMSİZLEŞTİRME
SDG anlaşmadan itibaren kendisine yönelik tüm telkinlere ve çağrılara rağmen adım atmadı. İmralı’dan gelen mesajların da bu noktada sonuç alıcı olmadığını hatırlatmakta yarar var. SDG, özellikle İsrail üzerinden yürüttüğü hamlelerle sürekli olarak kendisine söylenen takvimi önemsizleştirme ve öteleme çabasına girdi.
Örgütün kendisini uluslararası sisteme meşru gösterme aracı olarak kullandığı “DAEŞ kartı” da eskisi gibi sonuç vermiyor. Geçtiğimiz ay Şam yönetimi DAEŞ’e karşı mücadele veren uluslararası koalisyona katıldı.
ANKARA-ŞAM HATTI AYNI YERDE
Ankara-Şam hattının kırmızı çizgileri aynı yerde. Bu konuda herhangi bir ihtilaf yok. Kuşkusuz karşı tarafa verilen tarih önemli. Ancak Türkiye iki açıdan meseleye yaklaşıyor. Birincisi Şam yönetimine süreci yönetmesi için şans tanımak. İkincisi de tarihe odaklanmak yerine anlaşmayı yürürlüğe koymak.
Geçtiğimiz hafta Şam’a gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın; hem Türkiye’nin kararlılığını, hem de kendi içindeki kuvvetli görüş birliğini ortaya koydu.
İSRAİL İÇİN SURİYE
Şu nokta önemli. İsrail’in SDG ye desteği ideolojik değil, stratejik bir zorunluluk. İran’a karşı bir hat oluşturmak için bu yola ihtiyacı var. Ayrıca ülkenin istikrarsız ve parçalı hali İsrail açısından yönetilebilir bir kaos alanı. Böylece hem Şam yönetimini zayıflatıyor, hem de kendisine tehdit olarak ilan ettiği Türkiye’ye mesaj veriyor.
Dün itibarıyla bir anda ortaya çıkan “ayaklanma provası”na gelince. Lazkiye, Humus ve Tartus’ta ortaya çıkan sözde protesto gösterilerinin “federasyon” talepleri ise tam anlamıyla bir İsrail tezgahı. Bir dönem Suriye’de azınlık yönetimini destekleyen bir başka bölge ülkesinin de özellikle Nusayriler üzerinde böyle bir kışkırtıcı rolü olduğunu not etmek gerekiyor.
YALOVA’DA DAEŞ OPERASYONU
Dün gece Yalova’da başlayan DAEŞ operasyonunda şehit olan polislerimiz var. Allah hepsine rahmet eylesin, yaralılarımıza acil şifalar dileyelim.
Türkiye’nin terörle mücadelesinin ne denli zorlu ve çok boyutlu olduğunu görmek istemeyenler bu manzara karşısında ne diyecek bilmiyorum. Ancak bir anda bu örgütün hücrelerinin harekete geçmesini de çok dikkatle izlemek gerekiyor.
- Suriye ve SDG nereye?2 gün önce
- Sınırötesi değil, küresel perspektif1 hafta önce
- Türk ordusunun caydırıcı gücü2 hafta önce
- Şu 100 bin silahlı adam meselesi!2 hafta önce
- Suriye Devrimi -1-3 hafta önce
- DEM, özet metne mi, Öcalan'a mı itiraz ediyor?3 hafta önce
- Terörsüz Türkiye ve toplumsal hafıza3 hafta önce
- İsrail, Suriye'yi bölmek istiyor1 ay önce
- Yaklaşan kasırgayı unutanlar1 ay önce
- Komisyonda finale doğru1 ay önce