Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

2006’da BBC Planet Earth’ün Ice Worlds bölümünde çekilmişti o sahne.

Adélie pengueni, sürüsünü bırakıp içeriye, dağlara doğru yürüyordu.

Denize değil.

Besine değil.

Hayatta kalabileceği hiçbir yöne değil.

Biyolojik olarak saçmaydı.

Sembolik olarak yıkıcı.

O görüntü yıllarca arşivde sessizce durdu.

Ne bir travma yarattı ne de bir tartışma.

Bilgi olarak kaldı.

Doğa belgeseli bilgisi.

Penguenler bazen garip davranışlar sergiler, hayat da budur.

Hiçbir şey olmadı.

Ta ki şimdiye kadar.

Neden o zaman değil de şimdi?

Çünkü o sahne 2007’de yalnızca bir bilgiydi.

Bugün bir yüzleşme.

Pengueni yeni görmedik.

Kendimizi yeni gördük.

Ve bu, belgeselin suçu değil, zamanın üzerimize boca ettiği yeni durumlardan, açık ya da zımni sözleşmelerdeki rolümüzden kaynaklanıyor.

PENGUENLE GELEN FARKINDALIK

Bugünün insanı hayatta kalıyor.

Ama yaşamıyor.

Sabah işe gidiyor, akşam eve dönüyor, ay sonunu hesaplıyor, üç ay sonra ünlü mağazadan bir sarımsak ezici, birçok amaçlı organizer ya da “Ahh bak çok da kullanışlı” bir servis sehpası aldığında mutlu olması gerektiğini sanıyor.

Mutluluktan payının bununla sınırlı olduğunu sanıyor. Çünkü bunun adil olduğuna ikna edildi.

Bu ikna yüksek sesle yapılmadı. Kimse çıkıp “Hayatınız bundan ibaret” demedi.

Ama bu kabul yavaş yavaş inşa edildi, mindere yatırıldı, hasta bir yaşlı gibi yorganlara sarıldı.

O penguen işte o örtüyü kaldırıyor.

Ve birden herkes şunu hatırlıyor:

Vay be, bir zamanlar bizler de bir noktada sonunu düşünmeden bir şeyler yapabiliyor, sistemin dışına taşan hayaller kurabiliyorduk.

Şimdi ise sadece korkuyoruz.

Hatta ‘gitmeli’ hayallerden utandırılıyoruz .

Çünkü artık o kadar imkansız ve sonu o denli ciddi bir medeni ölüm ki, bu hayali kurabiliyorsan aptalsın.

Aptalsan öl daha iyi.

Sistemin dışına çıkanın başına ne geldiğini taa içimizdebilmiş oluyoruz böylece.

Instagram'a konan karavanlı tontiş şehirden kaçma ‘reels’li gitmesinden bahsetmiyoruz.

Bir kalabalığı diğeri ile ikame eden değiş tokuşlardan değil.

Dümdüz, inzivaya, yalnızlığa ve geride kalana okkalı bir küfür anlamına gelecek şekilde olan o ‘gitmek’ ten.

O penguen gibi gitmekten bahsediyorum.

Ve herkes o penguenin öldüğünü biliyor.

ÇOCUK GİBİ İSTEMEK, DELİ GİBİ KORKMAK

Çocuk gibi istiyoruz o penguen gibi böyle ani ve radikal bir ‘irade’ farkındalığı yaşamayı.

Ama deli gibi korkuyoruz bundan. Çünkü böyle kararlar vermek için çok daha donanımsız, çok daha bağımlıyız.

Çerçevenin dışına çıkarsak öleceğimize ikna olmuş durumdayız.

2007’de böyle değildi.

Zordu belki ama mümkündü.

Yanlış bir hayatı bırakıp başka bir hayata geçebilirdin.

Üç beş zorlanır, uyum sağlar, hatta o zorluğu sonradan koltukların kabararak anlatırdın.

Bugün o penguen yürüyüş medeni intihar.

Bugün gidersen, belki sadece beş dakika yaşadığını hissedersin.

O beş dakika, yıllardır sürdürdüğün bütün sahte hayatlardan daha sahici olabilir.

Nihayet o büyük sloganı atarsın.

O büyük küfürleri edersin.

Pankartlara içini dökersin.

İşten ayrılırsın.

Harcamaları kısarım, beni epey götürür dersin.

Sistem seni hemen “verimsiz” kategorisine alır.

İlk red flag çocuğun okulundan gelir.

Yalnızsan daha hızlı olur.

Ama şehirden çıkmadan yerin tespit edilir.

Herkes potaniyel GBT’lidir.

Suçtan değil, olasılıktan.

Casusunu cebinde taşıyan da sensin.

Mobese, gps, aplikasyonlar.

Sahil kasabasında kıraathane açmak iyi fikir de, kefil yok.

Findeks raporun kötü.

Altın mı vardı?

Yastığın altı bile artık mahrem sayılmaz.

Tüm çıkışların üstü çizilmiştir.

Bütün ihtimaller mühürlenmiştir.

İşte bu yüzden alıp başını giden o penguen, artık bir “çıkış planı” değildir.

Bir kurtuluş hikâyesi hiç değildir.

O bir yas tutma sahnesidir artık.

PENGUENİN DEĞİL YOK OLAN İHTİMALLERİN YASINI TUTUYORUZ

Nitekim biz de yas tutuyoruz o videoyu her gördüğümüzde.

Gitme ihtimalinin, hatta gitmeyi istemenin bile utanç verici bir sapma sayıldığı bir dünyada, o ihtimalin ölümünün yasını tutuyoruz

Çünkü şunu hissediyoruz.

Tükettiğimiz anların birbirine benzemesi, verdiğimiz mücadelenin sürekli boşa düşmesi, bizi yavaş yavaş yalnızca soluk alıp veren organizmalara indirgedi.

Kimliklerin, mezheplerin, lider kültlerinin, oy tercihlerinin, kulüp üyeliklerinin, yoga ve mindfulness gruplarının, yüksek sesli aidiyet gösterilerinin arasında sen, asıl sen, kimsenin umrunda değil.

Bir zamanlar kendinle karşılaşma ihtimalin vardı.

Bir gün tanımayı umduğun o yabancıya yaklaşma ihtimalin.

“Sen bensin, seni görüyorum” diyebilme, belki de “sen sana yetersin” diyebilme ihtimalin.

Bugün o ihtimal neredeyse yok.

O penguen bize bir yol göstermiyor.

Sadece şunu hatırlatıyor:

Bir zamanlar bu mümkündü.

İhtimal öldü.

Ama hâlâ ağlıyorsak, dürtü yaşıyor demektir

Ve o acının içinde, kim olduğumuza dair bir kayıt duruyordur.

O kaydı dinlemek, geriye kalan tek cesur eylem.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar