Tarkan hakkında konuşmayanı dövüyorlar
Bu, kim bilir, Tarkan üzerine yazdığım kaçıncı yazı. Tebriği hak ediyor; istikrarlı bir şekilde, en az 30 yıldır kendisi hakkında konuşturmayı başarıyor. Pop starlığının, popülerliğin, tanımı gereği, geçici olmak zorunda olduğu bir kültürde istikrarlı bir şekilde hakkında konuşturmak azımsanmamalı.
Tarkan’ın İstanbul konserlerine gitmiş kadar oldum. Bu konserler belli bir kilometre taşına ulaşmış bir star’ın retrospektifi mi? Seyirciye bir armağanı mı? Tam anlamıyla unutulmadan, gözden düşmeden önce pastadan son bir kalın dilim alma çabası mı? Motivasyonu neyse Tarkan istediğini fazlasıyla aldı. Son yıllarda Türkiye’de bir konsere gitmenin böylesi bir statü simgesine dönüştüğüne tanık olmamıştım.
TEK GECEDE ŞÖHRET
Tarkan’ın kariyerinin tepe noktası “Kuzu Kuzu”nun üzerinden 25 sene geçti. Hatırladığım son hit parçası Aysel Gürel’in tesadüfen bulunan sözlerinden yaptığı “Sevdanın Son Vuruşu;” onun da tarihi 2010. Türkiye’de o gün bugündür çok şey değişti, kaç yeni kuşak yetişti ve toplumu beğenileri ve alışkanlıklarıyla yeniden şekillendirdi.
Bugünün gençleri hiçbir zaman onun 90’ların sonundaki dönüşümünü hatırlamayacak. “Kıl Oldum Abi”yle dalga geçilen ve tarihe gömüleceğine kesin gözüyle bakılan bir şarkıcıyken bir televizyon programına, Cem Özer’in talk show’una katılmasıyla birlikte kendini yeniden yarattı. O programda siyah-beyaz “Unutmamalı” klibi gösterildi ve tarihin akışı değişti. Cem Özer unutuldu, Tarkan kaldı.
“Aacayipsin” çıktığında bütün mağazalardan, bütün arabalardan aynı anda “Hepsi Senin mi?” şarkısı yükseliyordu. Düpedüz aşağılayıcı olan bu ifadeyi bile normalleştirmişti. O güne kadar Türkiye’de gazete genel yayın yönetmenleri pop müzik üzerine köşe yazısı yazmazdı. Ancak Tarkan’ın kaç tane Ertuğrul Özkök yazısına konu olduğunu sayamam.
Bugün hiç kimse aynı etkiyi yaratamaz çünkü o zamanlar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kitleler sınırlı kaynaklardan besleniyordu. Hepimiz aynı televizyon programını izliyorduk mesela. Aynı referanslara sahip olduğumuz için aynı esprilere gülüyor, aynı şarkıları ezberleyebiliyorduk. Dolayısıyla bir gecede star olmak da tarihin en son o döneminde mümkündü.
Bugün, hem yaşım gereği hem de ilgisizliğimden, Türkiye’deki popüler kültürü hemen hemen hiç takip etmiyorum. Ama berbat bir karakter olduğuna herkesle bahse girebileceğim Blok 3 gibi tipler bir şekilde gelip önüme düşebiliyor. Bugün kulaktan kulağa yayılarak şöhret olmak, farklı kaynaklardan beslenen kitlelere kendi adını duyurabilmek çok daha zor. Bugün “Unutmamalı” bir televizyon programına yayınlansa etkisi çok daha sınırlı olurdu.
HANGİ MEGASTAR?
Tarkan’ın şansı Türkiye’nin daha aç bir döneminde şöhrete ulaşması oldu. Doğruya doğru, kariyerini de iyi yönetti. Hiçbir pop şarkıcısı zirvede uzun süre kalamaz, ama Tarkan istikrarlı bir şekilde “Aacayipsin”den “Dudu”ya yaklaşık 10 sene zirvede kalmayı başardı. “Süperstar” unvanı bir başkası tarafından sahiplendiği için de gazetelerin “süper kupon” yerine “mega kupon”la ansiklopedi ve Arcoroc tabak verdiği bir dönemde abartılı “megastar” ifadesine layık görüldü.
Dünyaya Michael Jackson’dan sonra megastar geldiğini zannetmiyorum, hatta megastar’lık müessesi zamanla tedavülden kalktı. Ama olsun, biz Türkler abartmayı severiz. Birkaç şarkısı Avrupa’nın gay barlarında çalınıp sonradan uluslararası alanda herhangi bir varlık gösteremeyen Tarkan için gerçekten abartılı bir ifade ama.
ABD’de hiç tanınmadı örneğin, oysa birçok fırsat verilmişti ona. Bir türlü İngilizce şarkı söyleyemediği örneğin. Kendisi de dünya macerasını bıraktığı, pop şarkıları tutmadığı için tamamen iç pazara yöneldi. Türkiye’deki değişen siyasi iklimle birlikte o da daha çok alaturka şarkılarıyla ön plana çıktı.
Yılbaşında televizyonda konser vermek için astronomik ücret istemek başka türlü mümkün olmazdı zaten, çünkü dediğim gibi, bugünün izleyicisi için Tarkan’ın zirve noktası çok gerilerde.
Kuşkusuz erkek arkadaşıyla fotoğraflarının saçılması, cinsel kimliğinin ana haber bültenlerinde tartışılması da Tarkan’ın ilerlemesini ciddi anlamda engelledi. O günden sonra daha mazbut, tabulara saygılı, sistemle uyumlu, doğal olarak da daha korkak bir Tarkan vardı.
Son konserlerinin birinde Mabel Matiz’i övgülere boğması / sahip çıkması bir anlamda trajikti. Tribünlerde seslendiği kişi bir anlamda kendisinin yapamadıklarını yapmış, kendisinin gidemediği yerlere kadar gitmişti. Farklı dönem, farklı şartlar, farklı insanlar.
BİRAZ TEMBEL
Tarkan’ın en önündeki en büyük engel biraz da kendisiydi, tembelliğiydi. Bugün yaşı onunla aşağı yukarı aynı olan dünya star’larının 10-15 dakikalık bir Super Bowl performansı için nasıl haftalarca çalıştığını görüyoruz. Usher sahnede paten kaydı mesela. Tarkan’ın konser görüntülerine baktığımda bunca sene sonra hala dans edemediğini, dans etmeyi öğrenemediğini görüp üzülüyorum.
Onu aylar öncesinden kampa sokmak, koreografi dersi vermek, vücudunun esnekliğini artırmak bu kadar zor olmasa gerek? Gerçi kendi kendimi yalanlamış gibi olmayayım, 50’sinde Usher gibi olabilmek zor ama star’lığın şartlarından biri kendini zorlamak.
Bu kadar abartılan konser serisinde kurulan sahne düzeni bundan ibaret mi? Tarkan hep sermayeden yedi, yemeye devam ediyor.
Kostümler bile Balmain’de Christophe Decarnin döneminden kalma. Ve Decarnin markayı bırakalı 15 sene oldu. Onun Paris defilelerine soktuğu Chelsea botlar, dar motorcu pantolonları vs. zaman içinde Zara’nın indirim reyonlarına bile düştü. Ama Tarkan en son alışverişe son hit şarkısını yapmışken gitmişe benziyor. Hiç değilse kıyafetleri konuşsaydık. Gidip yeni bir tasarımcıyla bu konser serisi için anlaşmak da çok zor olmasa gerek. Bir dönem saçını kestirmesi, her yeni saç modeli bile olay olan biriyken, şimdi, çoktandır Yıldırım Özdemir’e gitmemiş de mahalle berberinden çıkmış gibi bir tıraşla sahne alıyor.
Objektif kriterlerle, Tarkan konserini sadece bir konser olarak değerlendirdiğimizde bu işin sadece emeklilik öncesi son bir voli daha vurmak için alelacele organize edildiğini görmemek mümkün değil. Üstelik bilet fiyatlarını karşılayacak kadar yatırım da yapılmadığı söylenebilir.
Örneğin, son turnesine kadar asla eski şarkılarını söylemeyen Madonna’nın “Celebration” turnesi hem performans sanatı, hem saygı duruşu, hem de belgesel formalarını birleştiren bir mihenk taşıydı.
Madem megastar, ona göre kıyaslayalım. Ancak hepimiz Tarkan konserlerinin sadece birer konser olmadığını, haddinden fazla anlam yüklendiğini biliyoruz.
NOSTALJİ TUZAĞI
Bu konserleri konserlerini bugün konuşmamızın nedeninin Türkiye’nin bir dönemine duyulan özlem, o nostalji hissi olduğu üzerinde hemen herkes hemfikir. Buna karşılık 90’ları iyi hatırlamayanlar faili meçhul cinayetleri, ekonomik krizleri falan örnek vererek bu nostalji dalgasına çomak sokuyor.
İşin gerçeği, Türkiye şu kısa tarihinin belli dönemlerinde hem birilerini mağdur, birilerini de mağrur etmiştir. Herkesin aynı anda mutlu olduğu hiçbir dönemi olmadığı için yakın tarih de hep subjektif değerlendirmelere muhtaçtır. Bu yüzden sık sık Türkiye’de isim, bina, stadyum vs. isimleri değişir.
Ne yalan söyleyeyim, ben de 90’ları bugünkünden daha iyi hatırlıyorum. Ama kendi vücudumun da o günlerde bugünkünden daha iyi olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, hayatımın her döneminde, o zaman bile, vücudumdan memnun olmadığımı da biliyorum. İnsanın hafızası yanıltıcıdır, geçmişi ve Tarkan’ı hep olduğundan daha iyi hatırlar.
Nostalji iyi hoştur ama gerçekte dozunda tüketilmesi gereken zehirli bir maddedir, bir toplumsal tuzaktır. Nostalji ilerlemenin antidotudur. Tarkan konserine, bu konsere gidip ayılıp bayılanlara itirazım yok. Ama sonuçta bu bir konser, üstelik belli ki vasat da bir konser. Abartmayalım.
- Mr. Doorman26 dakika önce
- Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye ne olur8 dakika önce
- Bir rejim nasıl değiştirilir14 saat önce
- Bu bir direniş çağrısı3 gün önce
- Trump'ın tarihi kumarı1 hafta önce
- Bu yıldan aklımda kalan4 hafta önce
- Şişman ilacı1 ay önce
- Beyaz perdenin ölüm ilanı1 ay önce
- Bolu mu Boulud mu1 ay önce
- Et halinde bir festival sabahı1 ay önce