Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Şimdi empati yapmanızı rica edeceğim sevgili okurlar. Bir görev devralıyorsunuz. Devraldığınız kurum o günün şartları içinde 585 milyon lira borçla size devredilmiş. Siz bu kadar borçla nakit akışınız felaket iken, hacizler kapıdayken bir çıkış yolu arıyorsunuz. Yeni gelir kaynakları yaratmak için gerekli olan imajınız o gün için çok kötü seviyede. Piyasadaki rakiplerinizde hava günlük güneşlik değilse de sizden fersah fersah ileride görülüyorlar. En önemlisi dükkanınızı yenilemeniz gerek ve bunun için paranız yok; üstelik dükkanın yerinde gözü olan bazı isimler var, bürokratik zorluklar da cabası...

Şimdi bu halde devraldığınız dükkanı hale yola koymak için ‘Feda’ diye bir girişim başlatıp maliyetleri kısmakla işe başlıyorsunuz. Yanınızda gördüğünüz, camianızdan bazı insanlar tarafından eleştiriliyorsunuz. Sonra dükkanı yıkıp yeniden aynı yerde yapmak için ‘gerekirse 2 yıl dışarıda tezgah açarım’ deyip sokak sokak gezmeyi göze alıyorsunuz. Çalışan kadronuz rakiplerinizin gerisinde. İlk yılı atlatıyorsunuz yavaş yavaş imajınız düzeliyor, gelir kapıları açmaya çalışıyorsunuz. 3. yılınızda ekip bazı başarılar yakalıyor, Avrupa’da boy gösteriliyor ama hala zorluklar sürüyor. İmaj toparlanıp yeni dükkan inşaası devam ederken başka bir büyük dükkanla özdeşleşmiş bir ismi takımın başına getiriyorsunuz.

Sokak sokak dolaşıp tezgah açarak geçirdiğiniz sezonun son 3 haftasında ancak dükkanınıza kavuşuyorsunuz. Ve o sezonu zirvede bitiriyorsunuz. “Bir yıllıktı” diyenler oluyor ama ertesi sezonda da hem Avrupa’da boy gösterip hem de yine zirvede bitiriyorsunuz. Bu kez rakip dükkanlar krize girmeye başlıyor ama bir yandan şehrin uzak köşesinde başka bir dişli rakip çıkıyor. Ama bunca hadisenin sonunda 6 yıl dolmadan Avrupa piyasasının en zor ortamında çok ama çok başarılı bir ilk dönem geçiriyorsunuz. Şimdi kendinize sorun: Siz olsanız kendinizle gurur duymaz mıydınız? Bu hikaye Fikret Orman’ın; Ahmet Nur Çebi’nin diğer yöneticilerin, Önder Özen’in, Samet Aybaba’nın, Slaven Biliç’in ve elbette Şenol Güneş’in... Ne kadar gurur duysalar yeridir. Anlattığım hikayeyi kendinize uyarlayın ve eğer kendiniz başarılı addediyorsanız Beşiktaş’ı alkışlayın.

*************

YILLAR SONRA UMUT IŞIĞI YANAN FENER

F.Bahçeliler’de bugünlerde temkinli bir iyimserlik hakim. Son Sivas maçındaki 4 golden ziyade o gollerin 3’ünü nihayet bir santrforun atması yüzleri güldürmüş. Hangi Fenerli ile konuşsam hepsinin ağzında şu var: Biz, santrforlarımızın gol attığı, verimli olduğu sezonlarda şampiyon oluyoruz. Soldado ve Janssen ve dahi Giuliano skor üretmeye devam ederse şampiyon oluruz. Tabii hemen tamamı G.Saray’ın yarışı devam ettiremeyeceğinden; Başakşehir’in de sonunu getirmeyeceğinden emin gibi. En büyük rakip Beşiktaş’ı görüyorlar.

Devre arasında sol bek ve muhakkak skora katkı yapacak bir kanat oyuncusu çok sık duyduğum takviye beklentileri. Gerçekten çok uzun zaman sonra Fenerbahçelilerde umut ışıkları görüyorum. Aziz Yıldırım’ın ‘Azizsilin’inin etkili olduğu’ genel kanı. Ama hakikaten en az 10’da 8’i için hocanın bir kıymet-i harbiyesi yok. “Fazla karışmasın”; “Takımı bozmasın yeter”; “Kompleks yapıp yıldızları küstürmesin” gibi yorumlarla geçiştiriliyor hoca hakkındaki sorularım. Aykut Kocaman’ın bu son palavra istifa manevrası gerçekten ona inanan yüzde 30-35’lik taraftar kitlesinde bile büyük eksiltme yaşattı. Artık Kocaman’a düşen golcüleri daha fazla topla buluşturacak sistem ve oyun planı üzerine çalışıp polemiklerden uzak durması. Hala çok güçlü olmayan ama uzun zaman sonra yeniden beliren bu umut ışığı sönerse herkes ondan bilecek haberi olsun.