Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dilek BİRGEN/ HABERTÜRK PAZAR

The Church’ grubunun bas gitaristi, solisti ve grubun söz yazarı Steven Kilbey’nin 1991 doğumlu çift yumurta ikizi kızları Miranda ve Elektra Kilbey’in isimlerini bir yerlere not etseniz iyi edersiniz çünkü kendileri uzun bir süre karşımıza çıkacağa benziyorlar. Kilbey Kardeşler’le tanışın...

Müzik dünyasına ne zaman adım attınız?

Çocukluğumuzda şarkı söylemeye bayılırdık. 19’umuzda profesyonelliğe adım attık.

Planlı bir şey değil miydi?

Bizimkisi içgüdüseldi. Daha sonra hırsa dönüştü, doğru insanlarla tanıştık. Bize güç verdiler, her şey hızlı ilerledi.

Şarkıcı, söz yazarı ve ‘The Church’ orkestrasının bas gitaristi olan babanız Steve Kilbey miydi size önayak olan?

Hayır o değildi ama babam bizi çocukken müziğe yönlendirdi. Girdiğimiz ortamlar hep müzikle alakalıydı.

Belki de müzik dünyasının içinde doğup büyümek sizi başarılı kıldı...

Müzik dolu bir dünyada büyüdük. Bence müzik aşkı genlerimizde vardı. Babamızın müzik tutkusu ve bizi yönlendirmesiyle yetiştik. Ardından yeteneğimiz fark edildi. Hobi olarak da devam edebilirdik ama müzik bizde tutkuya döndü.

Çocukluğunuz Sydney’de geçti ancak İsveç’e gitmek zorunda kaldınız ve ailenizden ayrıldınız. Hangi ülkeye karşı bağlılık hissediyorsunuz?

İsveç’de uzun zaman geçirdik, oraya bağlı hissediyoruz. Avustralya da evimiz gibi ama daha çok yazlık evimiz havasında. Düşünce tarzımız, esprilerimiz, ahlak kurallarımız, değerlerimiz tümüyle İsviçreli.

Kate Bush’un idolunuz olduğu doğru mu?

Evet en büyük idolumuz.

Neden?

Müziğinden çok etkilendik. Kişiliğiyle, duruşuyla, gizemiyle bizi etkiledi, onu örnek aldık. Ama taklit değil; etkilenme!

İkizinizin olması nasıl bir duygu?

Bizi anlayabilmeniz için ikiziniz olmalı. Her şeyde beraberiz, birbirimizi hissediyoruz. Hemen her şeyde aynıyız.

Aranızda telepati mi var yani?

Hem de nasıl! Aynı yerde yaşamak, aynı işi yapmak bunu artırıyor.

Peki kız kardeşinizle çalışmanın iyi ve en kötü yanları ne?

Kendinizi güvende hissediyor, birbirinizi anlıyorsunuz. Bazen sıkılıyorsunuz o kadar.

Hanginiz daha iyi şarkı söylüyor veya şarkı sözü yazıyor?

Bazen birimiz, bazen diğerimiz iyi oluyor. Biz rakip değil, ekibiz. İyi olduğumuz konuda birbirimize destek oluyoruz.

Neden isminizi ‘Saint Lou Lou’yken ‘Say Lou Lou’ yaptınız?

Bizimle aynı ismi taşıyan Alman bir sanatçı vardı. Bu ismi kullanmamızı istemedi, mahkemeye başvurdu. Değiştirmek zorunda kaldık.

Müziğinizi ‘à Deux’ olarak adlandırıyorsunuz. Sizce müzik dünyasında kendi yarattığınız müzik markasıyla ilerlemek avantaj mı?

Kendi yarattığınız markayla ilerlemek, özgürlük ve yaratıcılık sağlar. Kontrol istiyorsan herkesin yaptığı şeyi yapman lazım ama biz özgürlüğü tercih ettik. Muhteşem olan da bu, kendine ait şeyi yaratman... Düşünsene, o sadece sana ait!

Müzikteki giyim tarzınız nostaljik mi, melankolik mi?

Nostaljik. Bazen de umut verici, yaratıcı ve uyarıcı. Aslında tek tip olmamalı

Chanel, Gucci gibi büyük markalarla çalıştınız. Moda dünyasına geçme niyetiniz var mı?

Moda bir eğlence, fakat müzik daha eğlenceli. Şu an sadece moda dünyasına ufak dokunuşlarda bulunuyoruz. Güzel çalışmalarımızla gurur duyuyoruz.

Müzik ve moda dünyası arasındaki bağlantı nedir?

İkisi de yaratıcılık gerektiren alanlar, dolayısıyla birbirlerinden etkilenirler.

Kendi giyim tarzınız nasıl?

Rahat ve bohem.

‘MÜZİĞİMİZİN KARANLIK TARAFI VAR’

Müziğinizin karanlık bir tarafı var mı sizce?

Evet maalesef.

İlk albümünüz 2012’de çıktı. O günden bu yana ne değişti?

Çok yol kat ettik. Başarılı insanlarla çalışma fırsatımız oldu ve onlardan ilham aldık, çok şey öğrendik. Kendimizi, yeteneğimizi keşfettik, tarzımızı belirledik.

“Maybe You” adlı klibinizin pornografik olduğuna dair eleştiriler var. Klipte iki kız kardeş yataktasınız ve aranızda bir erkek var...

Her şeyle ilgili yorum yapabilirsiniz ama bu bizim perspektifimiz. “Maybe You”, adlı klibimizde estetik olmayı amaçladık; pornografik olmayı değil.

Müzisyen olmasaydınız ne olurdunuz?

Bir tahminde bulunmak imkânsız... Gözümüzü açtığımızdan beri müzikle iç içeyiz. Müzik bizim ruhumuzda, damarlarımızda! Başka bir meslekle zorlanır, belki ömür boyu öğrenci kalırdık.

En büyük ilham kaynağınız ne?

Aşk, tutku, müzik ve hissetmek! Derinden hissetmek...