Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ARZU ÇEVİKALP / acevikalp@haberturk.com

Kendine önemli bir yer edinen Sir Ben Kingsley, asilliği ve farklı duruşuyla film piyasasında özel bir konuma sahip… Oynayacağı filmleri doğru bir şekilde seçen Kingsley, karakterlerle öyle bir bağ kuruyor ki, izlerken onların gerçekten yaşamımızın içine usulca sokulduğunu hissediyoruz. Dışarıdan bakıldığında biraz sert gözüken Kingsley, aslında göründüğü gibi değil, onu tanıyanlar ne demek istediğimizi çok iyi bilirler. Asaletli duruşundan ötürü soylu olduğuna kanaat getirdiğimiz oyuncu aslında ‘özel’ olmayı seviyor, ama bu konuda söz söylemekten kaçınıyor. Bazen çevresindekiler kendisine ‘sir’ mü, yoksa Ben mi diye hitap etsek diye düşüncelere kapılıyorlar. Kafa karıştırıcı bir durum olduğu ortada…

2002 yılında Kraliçe 2. Elizabeth tarafından ‘sir’ unvanını alan Ben Kingsley hakkında bilgi edinmek isteyenler için ufak bir makale hazırladık. Hazırsanız başlıyoruz, işte huzurlarınızda Sir Ben Kingsley! Bu sir mevzusunu detaylıca masaya yatıralım. Kingsley her zaman kendisine sir diye hitap edilmesini talep edermiş, yani bunun sadece lafta kalmamış oluşu, kendisinin o unvanı ne kadar çok istediğini gösteriyor.
“Elegy” (Aşkın Peşinde, 2008) filminde Sir Ben Kingsley ile beraber oynayan Penelope Cruz “sette ona nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum” der ve bunun üzerine Cruz’a ona Sir Ben demeniz gerekiyor diye bir yanıt gelir. Tabi olayın aslı astarı bu kadar basit değildir. Kingsley bu iddiaları kabul etmeyerek çok enteresan bir karşılık verir: “Eğer sette bana öyle hitap edilmesi gerektiğini söylediysem herkesten özür dilerim, çünkü hatırlamıyorum”.  Böyle bir söz sarf eden Kingsley’in çok ilginç bir adam olduğunu düşündük bir an… Ne dersiniz?  

Sir Ben’in bu mevzusuna açıklık getirdikten sonra şimdi sırada aldığı onur ödülleri… Bu ödülleri şu şekilde sıralayabiliriz:  Padma Shri  Hint Onur Ödülü, Hollywood Bulvar Ödülü ile Kardeşlik Ödülü (Asya Ödülleri, Londra) Ödüllerin bu kadarla sınırlı kalmadığını hatırlatmakta fayda var. Dilerseniz lafı fazla uzatmadan diğer aldığı ödüllere geçelim. 40 yıllık mesleki hayatında Oscar, Grammy, Bafta, Altın  Küre ve  Screen Actors Guild ödüllerini toplayan oyuncu “Gandhi” filmiyle de ‘En İyi Aktör’ olarak Akademi Ödülünü alır. Kingsley’in biyografik yaşamından bahsedelim biraz da…

KÖKÜNE KADAR ASALET

İngiltere’de doğan Kingsley, İngiliz kanının yanı sıra Hint ve Kenya kanı taşıyor, ama baba tarafının Alman (Alman Yahudisi) kökenli olduğunu belirtmekte fayda var.  Anne tarafı ise tamamıyla İngiliz… Kendisinin Yahudi olmadığını dile getiren Kingsley, onun sadece atalarından kalan bir miras olduğunu düşünüyor. Peki, Ben Kingsley’in gerçek adının  Krishna Pandit Bhanji olduğunu biliyor muydunuz? Karışık bir aile yapısına sahip melez Kingsley’in sert duruşu, Almanlardan, soyluluğu ise İngiliz oluşundan kaynaklanıyor. İlk sahne deneyimini tiyatroda edinen Kingsley, çok fazla tiyatro tozu yuttuğu için, filmlerde usta bir oyuncu olduğunu çok belli ediyor.

Kingsley’in babasının Mohandas K. Gandhi ile aynı eyaletten oluşu, kendisinin “Gandhi” (1982)  filminde oynamasına ve kısa zamanda yükselişine vesile olur. Kingsley, genelde uğursuz kötü adamlara, ya da sempatik karakterlere eşlik eden ana karakterdir. Zengin bir sese sahip olduğunu göstermekten çekinmeyen Kingsley bunun yanı sıra şekspiryan yapısını oynadığı filmlere dâhil eder ki, oyuna teatral bir hava katsın! İdeal dünyada gökyüzü ve deniz arasındaki ufuk çizgisini görmenin zor olduğunu kelimelere döken Kingsley, bu deyişiyle  “Schindler's List” (Schindler’in Listesi, 1993) ile bağlantı kurar. Seçim yapma konusunda titiz davranan oyuncu, senaryoyu ilk okurken gidişatının iyi olmadığına inanırsa, o filmin içinde yer almaz. Çünkü ona göre büyük yazarlar, yaratmış oldukları karakterleri gerçek davranış bilimlerine dayandırarak ortaya koymalılar, yoksa her şey balon gibi söner. Mesela Kingsley komedinin aynı şekilde ortaya konması gerektiğini savunuyor, yani dahi insanca…

KİNGSLEY’İN “SELFLESS” FİLMİ 10 TEMMUZ’DA VİZYONA GİRİYOR

Tüm bunlardan detaylıca bahsetmemizin sebebi Kingsley’in yeni filmi “Selfless”ın 10 Temmuz itibariyle vizyona giriyor oluşu… Kanserden ölmek üzere olan bir karaktere can veren Kingsley, daha önce uygulanmamış bir tedaviyi kabul ederek, kendini aniden genç bir bedenin içinde bulur. Eski hayatına veda edip, yeni hayata başlayan Kingsley için, hiçbir şey göründüğü gibi değildir, çünkü Kingsley’in içinde bulunduğu bedenin kökeni kendisini oldukça şaşırtır. Gizli servisin de devreye girmesiyle işler iyice kızışır. Beden sanki lanetli bir geçit kapısı gibidir. İşte filmin en can alıcı tarafı da o ya! Warren Beatty’nin oynadığı 1978 yapımı “Heaven Can Wait” (Cennet Beklesin) ile benzerlik kuran “Selfless” filminde Kingsley’in oyuncu olarak yer alışı tesadüf değil, gelin sebebine bakalım.


2000 yılında vizyona giren ve başrolde Jennifer Lopez'in yer aldığı “Hücre” filmiyle ilk uzun metrajlı filmini çeken Hint asıllı yönetmen Tarsem Signg, çok büyük ilgi toplayamasa da, 2006 yılında çektiği “Fall” ile bayağı sükse yaptı. Yazarı Dan Gilroy gibi güçlü bir isim olunca, buna fazla şaşırmamak gerek. Yukarıdaki paragraflarda Kingsley’in Hindistan ile bağından söz etmiştik, bu da bize kendisinin neden Signg ile beraber çalıştığına dair bir ipucu verdi. Yönetmenin Hint asıllı oluşunun payı büyük… “Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı” ve “Pamuk Prensesin Maceraları” filmleriyle  Hollywood ekolüne yakın bir çizgide devam eden yönetmen kendini kanıtlayarak, beğeni topladı.

KİNGSLEY’İN ÖNEMLİ FİLMLERİ

Geldik aktörün filmografik macerasına… “Iron Man 3”, “Hugo”, "Prince of Persia: The Sands of Time", "Shutter Island", "Fifty Dead Men Walking" , Elegy, "Transsiberian", You Kill Me, "House of Sand and Fog", “Schindler's List” ve "Twelfth Night or What You Will" gibi önemli filmlerde büyük roller üstlenen aktörün daha başka filmleri de mevcut, ama bu saydıklarımız belli başlı filmleri… Hepsini tek tek sayamasak da, özel olduklarını biliyoruz.

Sonuç olarak; Kingsley yeri geldiğinde rolü için kilo veren (Referans: Gandhi), gözleri ile konuşabilen, oynadığı rolü elbise misali üzerine giyebilen, insanı şıpır şıpır ağlatan, her yeni rolde bambaşka bir kimliğe bürünen,  entelektüel birikimi yüksek, duygularını göstermekten çekinen ve karizmatik duruşu olan iyi bir karakter ve drama oyuncusudur. Kingsley’in özel oluşunun asıl sebebi ise 1985 yapımı “Harem” filminde Türkçeyi yer yer muazzam bir şekilde konuşmasıdır. Şu an “The Jungle Book” filmindeki ‘Bagheera’ karakterini seslendiren Kingsley, çok kısa bir süre önce “Autobahn” ve “Mary” filmlerinin çekimlerini tamamladı. Robert Zemeckis’in yazıp yönettiği ve hala hazırlık aşamasında olan “The Walk” isimli filmde yer alan oyuncu bakalım nasıl bir iz bırakacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!