Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Frankfurt’a bir kez ayakbastınız mı, bir daha geri dönmek istemezsiniz. Hele bir de festival varsa demeyin keyfinize… Küçük ve kendine has Avrupa şehirleri insana huzur verir. Frankfurt da onlardan biri olduğu için insana ayrı bir hava katıyor. Gitmeden önce kafamda farklı bir Frankfurt tasarlamıştım ama oraya gidince bu düşüncem tamamıyla değişti, çünkü Frankfurt bildiğiniz Alman şehirlerine hiç benzemiyor. Her şey içi içe… Şehri turalayarak gezmeniz mümkün.

        15 yıldır Frankfurt’ta yapılan Türk Festivaline ilk defa gitme şerefine nail oldum ve iyi ki de gitmişim diyorum, Frankfurt’a dair kafamdaki belli başlı soruların yanıtlarına bu yolla açıklık getirmiş oldum, ama bir tanesi hariç!

        Şunu hep merak etmişimdir: Neden festivale çok fazla ünlü ya da konuk iştirak etmiyor? İlginin az oluşu gerçekten beni oldukça şaşırttı. Hâlbuki çok samimi bir ortam var. Mutlaka yaşayıp görmek gerekli… Bunu bir gün çözeceğim diyerek geçiyorum Frankfurt maceralarıma…

        Frankfurt’ta hayatımda hiç yaşamadığım kadar enteresan olay yaşadım. Örneğin dönüş yolculuğu… Frankfurt’tan İstanbul’a dönmeyi hiç istemedim ve içimden keşke birkaç gün daha kalabilseydim dedim, ama dönüş uçağında “Kocan Kadar Konuş” filminin yönetmeni Kıvanç Baruönü ile döneceğimi öğrendiğim vakit kaderime razı gelip kendime dönüş yolculuğuna hazırladım. Frankfurt her ne kadar arkamdan ağlamış olsa da, güzel anılar bıraktım orada. Festivalin beni sevgili Kıvanç Baruönü ile beraber aynı uçağa yönlendirmiş oluşu ise festivalin en güzel olaylarından biriydi. Bir yönetmenle beraber aynı uçakta olmanın mutluluğunu yaşadım. Peki, yolculuğu özel kılan neydi? Tabi ki havaalanında yaşadığımız güzel anlar… Yalnız dönüş hakkında ifade etmem gereken çok önemli bir şey var o da şu: Her zaman havaalanı ile ilgili bir film senaryosu yazmak istemişimdir ve o yazmak istediğim senaryonun aslağı belli oldu. Hazır yanımda yönetmen varken aslında filmi çekebilirdik, ama bir dahaki bahara diyorum.

        ALİS HARİKALAR DİYARI

        Gelelim Frankfurt’a ve festivale… Frankfurt gerçekten çok güzel ve ferah bir şehir… İstanbul’un stresinden sonra havayı Frankfurt’ta soluduğum için kendimi çok şanslı saydım. Kendi halinde bir şehir olan Frankfurt bazen çok güler yüzlü, bazen de çok melankolik oluyordu. Kasvet, hüzün ve sevinç hepsi bir aradaydı. Bu duyguları aynı anda yaşadığımın altını çizmek isterim. Favori yerim olan Rüdesheim sanki düşler ülkesini ayaklarıma kırmızı halı misali seriyordu. Masalsı bir şehir olarak tanımlayabileceğimiz Rüdesheim bana “Alis Harikalar Diyarında” (İngilizce orijinal ismi; “Alice's Adventures in Wonderland”) klasiğini hatırlattı. Oradaki Alis aslında bendim. Hani böyle küçük Noel kasabaları vardır ya aynen onlara benziyordu. Bazen insanın kendisini keşfetmesi için öyle yerlerde bulunması gerekiyor. Adeta nefes aldığınızı hissediyorsunuz hem de içinize çekerek… Rüdesheim şarap üretilen özel bir yer olduğu için isteyenler oradaki üzüm bağlarını ziyaret edebilirler ama bayağı bir yokuş tırmanmaları kaydıyla…

        Almanya’nın en büyük beşinci şehri olan Frankfurt mimarisiyle, yeşil alanlarıyla, parklarıyla, nehirleriyle (Main, Rhein), gökdelenleriyle ve yüksek binalarıyla insanı ablukası altına alarak kendine âşık ediyor. Âşık olmamak neredeyse imkânsız! İlk vardığınızda burası nasıl bir şehirmiş diyebilirsiniz, fakat vakit geçirdikçe bambaşka bir ruh haline bürüneceğinizi belirtiyorum. Yalnız gece şehir gündüzki kadar canlı ve ışıl ışıl gözükmüyor, çünkü burada hayat gece değil gündüz yaşanıyor. Gece hayatı sevenlere biraz sıkıcı gelebilir söylemedi demeyin.

        ÖZEL KUTLAMA

        Kulağıma çalınan bir bilgiye göre; Frankfurt’a gitmeden festivalin daha ileri bir tarihe ertelenmesi hakkında konuşuluyormuş ama sonra vazgeçmişler. Nedeni de şuymuş: Berlin duvarının yıkılmasıyla Doğu ve Batı Avrupa’nın birleşmesini kutlayan Almanlar kutlamayı bu yıl Frankfurt’ta yapmaya karar vermişler. Sokaklar o sebeple haddinden fazla kalabalıktı ama kutlamaların nasıl yapıldığını görüyor oluşumuz gerçekten de iyi oldu, çünkü böyle bir şeye insan yalnız bir defa denk gelir. Frankfurt’a sadece Almanlar değil, dünyanın her yerinden inanlar geliyordu.

        Önemli bir açıklama; Frankfurt’ta hayat İstanbul’daki kadar canlı değildi belki, ama festivalde program akıyordu ve boş durmanıza olanak yoktu. Geziler, yemekler ve etkinlikler yetiyor da artıyordu, özellikle de Başkonsolosluğun evindeki etkinlik! Kaynaşmak ve konuşmak için ideal bir ortamdı diyebiliriz. Bunun için Başkonsolosa teşekkürü borç biliriz.

        Festival “Kocan Kadar Konuş” filmi ile açılış yaptı. Açılışa birçok konuk katıldı ve onlardan biri de Başkonsolos Mustafa Çelik’ti. Mustafa Çelik konuşma yapmak için sahneye çıktığında göreve yeni geldiğini, festival için çok fazla destek olamadığını ve bu yüzden kendini biraz mahcup hissettiğini dile getirdi. Oldukça kibar ve saygılıydı. Yanında oturduğum için kendimi şanslı saydım. Elimi sıkışından özü sözü bir olduğu belliydi. Kendisine çok güzel bir konuşma yaptığından söz edince ise ağzından güzel sözcükler dökülüverdi. Oldukça cana yakındı! Festivalin kurucusu Hüseyin Sıtkı da gayet hoş bir konuşma yaptı.

        EĞLENCELİ AKŞAM YEMEKLERİ

        Bunların yanı sıra festivalde başka neler oldu derseniz biraz da onlardan söz edelim. Festivalin ilk iki üç günü geziler ağırlık bastığından film gösterimleri yapılmadı. Bunun çok önemli bir nedeni var: Avrupalılar hafta sonları çalışmayı sevmedikleri için çoğu yer kapalı oluyor, sanıyorum ki sinemalar için de aynısı geçerli. Orada yaşayan insanlar hafta sonları şehirden uzaklaşıp ufak kasabalara gidiyorlar. Bilmeyenler için önemli bir not düşelim: kasabalarda ufak tefek turistik mağazalar var.

        Genel itibariyle; Frankfurt Türk Film Festivali; kendi yağıyla kavrulan, konukları el üstünde tutan, onlara değer veren ve haklarını teslim eden samimi bir organizasyon… Az ve öz konukları ile aile sıcaklığını hissettiriyor oluşu da cabası! Daha net bir ifadeyle; sanki Yeşilçam filmlerinden çıkmışsınız gibi bir his uyandırıyor insanda. Akşam yemeklerinde konuşulan konulardan tutun da, özel programlara kadar her şey insanın ilgisini celbediyor. Bir kez orada bulunmak gerekiyor.

        Son olarak; Almanya’da yaşayan Türkler için bulunmaz bir fırsat olan festival Türkiye’de en çok izlenen filmleri festival bünyesinde gösteriyor. Böylece orada yaşayan Türkler de o filmleri görme olanağı elde ediyorlar. Netice itibariyle; Filiz Akın’a verilen onur ödülü, eşsiz Göksel konseri ve daha nice güzellikleriyle kendine güzel bir yer ediniyor. Umarım seneye sizlere yeni yaşayacağım deneyimleri aktarma olanağım olur. Seneye görüşmek üzere…

        NEDEN FRANKFURT?

        *Biraz ferahlamak için

        *Stresten uzak durmak ve sakin kalmak için

        *Yeni kültürlere ufuk açmak için

        *Samimiyet görmek için

        *Doğal alanlarda rahatça nefes almak için

        *Saygı görmek için

        *Güzel şaraplar tatmak için (özellikle elma şarabı)

        *Frankfurt sosisi yemek için

        *Değişik mutfaklardan yemekleri tatmak için (favori: Thai yemeği)

        *Daha önce hiç görmediğiniz köpekleri görmek için

        *Main nehrinde tekne turu atmak için

        *Yüksek gökdelenleri görmek için

        *Festival için

        Diğer Yazılar