Başa saralım gitsin!
Hayatınızda ölünce yeniden dirilir miyim, dediğiniz anlar oldu mu hiç hayatınızda? Sanırım hepimiz böyle bir şeyin olmasını isterdik. Ama böyle şeyler maalesef filmlerde oluyor. Her öldüğümüzde yeniden dünyaya gelsek ne güzel olurdu değil mi? “Edge of Tomorrow”, “Groundhog Day”, “Source Code” ve “Forever” dizisinde bu yazılanlar gerçekleşiyor. Yeni doğmuş bir bebek misali, yeniden dünyaya gelen karakterler oldukça sıradışılar… Sürekli kendilerini sorgulamaktan vazgeçmeyen karakterler dirilişlerinin sebeplerini bulmaya çalışıyorlar. Buluyorlar mı? Üzerinde düşünmek gerek…
"Edge of Tomorrow", her seferinde ölüp dirilen Cage karakterinin, aynı savaşı bir kez daha tekrarlamak zorunda kalışını anlatıyor. Hayata hem daha güçlü, hem de daha zeki olarak geri dönen Cage, kendine verilen görevi başarıyla tamamlamak zorunda… Yalnız Cage’in görevini tamamlaması için sadece tek bir günü var, sonra yine aynı şeyler tekerrür etmeye başlıyor. Bu konu size tanıdık geldi mi? Bundan birkaç yıl önce “Source Code” filminde de benzer bir konu işlenmişti. “Source Code” tıpkı “Edge Of Tomorrow” (Yarının Sınırında, 2014) gibi başladığı noktaya geri dönen Colter karakterinin, ölüp yeniden hayata gelişini perdeye yansıtıyor. Yalnız Colter’ın görevini sekiz dakikada tamamlaması gerekiyor. Yaşam şifresi' adı verilen bu görev sayesinde Colter paralel bir evrende yolcu Sean'ın yerine geçiyor. Burada söz konusu olan değişim olayıdır, ancak “Edge Of “Tomorrow’daki durumdan biraz farklıdır. Aklımıza şöyle bir soru geliyor: Acaba Cage her öldüğünde, yerine paralel evrendeki yansıması mı geçiyor, yoksa aynı Cage daha bilinçli bir şekilde hayata yeniden mi dönüyor? Orası muamma… Ama unutulmasın, tüm bunların perde arkasında uzaylılar var ve uzaylılar sanki Cage ile dalga geçmek istiyor. Öyle mi? Aslında tam olarak doğru sayılmaz çünkü uzaylılar Cage’i ‘seçilmiş kişi’ olarak damgalamak istiyorlar. Aslına bakacak olursanız, “Edge Of Tomorrow”, “Groundhog Day” (Bugün Aslında Dündü, 1993) filminin ters yüz edilmiş hali…
FARKLI VERSİYONLAR…
“Run Lola Run” (Koş Lola Koş, 1998) filmindeki gibi, birçok versiyonlarını izlediğimiz karakterlerin değişimleri,yukarıda yazdığımız hikâyedeki manevraların, başka yöne doğru savrulmasına neden oluyor. Teorilerle kafamızı karıştıran hikâye, her seferinde farklı bir son yazmamız için rotasını değiştiriyor belki de… Yaşa, öl, tekrar et’ mantığı güden hikâye, ‘seçilmiş kişi’ olan Cage ve Colter’a gerçek bir misyon yüklüyor: ‘öteki tarafı görebilen ve duyabilen yalnızca sizlersiniz.’ İşin enteresan tarafı da, aynı şeyi tekrar etmek zorunda kalışları… Sürekli kasetin bir ileri bir geri sarılması, işin içinden çıkamadığımız spiral, döngüyü anlamlandırmamız için çok verimli oluyor aslında. Çünkü her seferinde hikâyeye yeni detaylar ekleniyor. Epizotlara ayrılmış hikâyede, detayları yerli yerine oturtmaya çalışırken, hikâyeye müdahil olan bazı yan olaylar birçok şeyi aynı anda düşünmemize sebebiyet veriyor ve bu da bazen hengâme yaratıyor. ‘Paralel’ ve ‘non-linear’ kurgunun olay örgüsüne göre gelişiyor oluşu, tıpkı bir puzzle’ı anımsatıyor bize… Elimizde puzzle’ın tüm parçaları var belki ama onları doğru bir şekilde birleştiremedikten sonra neye yarar ki? Ortaya çıkan sonuç: anlamsız parçalar yığını…
“FOREVER” DİZİSİ VE BAZI KRİTERLER…
Şimdi bu kurgudan yola çıkan daha az komplikebir televizyon dizisi hayal edin. Geçenlerde pilot bölümü yayınlanan “Forever”, ölüp dirilen tıbbi bir müfettişin başından geçenleri konu alıyor. 200 yıl önce dünyaya gelen Henry Morgan, her öldüğü zaman kendini suyun içinde bulur. Kendini boğuluyor gibi hisseden Henry,sudan çıkarak anadan üryan bir şekilde çırılçıplak koşmaya başlar. Sokakta yürüyen herkes Henry’ye deli gözüyle bakar. Ama Henry’nin çok büyük derdi vardır: ölümsüzlük… Henry kendine neden ölümsüz olduğunu sorar ama mantıklı bir açıklama bulamaz. 200 yıl önce Henry suya düştüğü zaman, başına çok acayip bir şey gelir. Herhalde o suya düşen herkes ölümsüz oluyor. O suda var bir keramet… Esasında Henry’nin çok önemli bir özelliği var o da yaşlanmıyor oluşu… Henry’nin kendini suda bulmasının altında yatan neden, aslında 200 yıl öncesi ile ilintili. Yani başladığı noktaya geri dönüyor. Tabi şöyle bir şey de olabilir: eğer o su büyülü ise Henry sudan büyülenmiş de olabilir. Aslında tüm bunlar Henry’nin laneti… Henry (en azından kendisi öyle düşünüyor) lanetlendiği için 200 yıldır yaşıyor. Aslında bunların hiç biri değil desem ne düşünürdünüz? Henry’nin başladığı noktaya geri dönüyor oluşu yaşanılanların sıfırlanmasına neden oluyor. Henry aslında 200 yıl önce öldü, çünkü suyun altında Henry’nin bedeni ele geçirildi. Reenkarnasyon inancına göre; Henry’nin bedeni içinde başka bir ruh var. Görüntü aynı belki, ama Henry’nin bedeni başka bir yaşama ışınlandı. Başka bir açıdan bakarsak; Henry, 35 yaşında ölür ve sonrasında da birçok ölüme rağmen, bir gün bile yaşlanmamış olarak 35 yaşındaki haliyle tekrar doğar. Korkunç deneylerle, esrarengiz ölümsüzlüğünün nedenini araştırmakta ama her seferinde aynı Henry olarak geri dönmektedir. Ah Henry ah (!)
“GROUNDHOG DAY” VE “CROW”
Geldik “Forever”ın,“Edge Of Tomorrow”dan farkına…Cage her dirilişinde daha güçlü bir Cage olarak dönüyor yaşama, oysaki Henry aynı şekilde dönüyor yaşama… Dizinin vitesi yükselttiği sahne Henry’nin lanetlendiği yer. Henry lanetlenişinin ardındaki gerçekleri ararken, aynı kendi gibi birinin daha var olduğunu öğreniyor. Bu olaylar şeytan üçgenini tamamlayan ayrıntıların vücut bulmuş halleri… Dramatik salsa sosuna bulanan “Forever” hikâyedeki gerilimli anların dozunu arttırarak karakter Henry’nin çevresinde gelişen olaylara yelken açıyor. Karakterin bocalamasını, mücadelesini ve iç çekişmesini yalın bir şekilde gözler önüne seren “Forever”, flashback sahnelere eğilmemiz için elinden geleni yapıyor. Geçmiş ve bugün arasındaki bağlantıyı bulmamızı isteyen dizi, “Edge Of Tomorrow” ile “Groundhog Day”inmantalitesini işliyor sanki… Dizinin “Groundhog Day” ile “benzeşen noktalarından biri de karakteri ince esprilerle donatıyor oluşu.
“Groundhog Day” bir televizyon kanalında hava durumu sunucusu olan Phil Connors, Punxsutawney kasabasındaki geleneksel ‘Groundhog Day’ şenliklerine gönderilişini konu alır. Karakterin her sabah kalktığında hep aynı günü yani 2 Şubat Dağsıçanı festivalinin yapıldığı günü tekrar tekrar yaşar. Dizinin ve bahsettiğimiz filmlerin, ortak noktası nedir diye soracak olursanız, cevabımız hazır: sil baştan… Bir şeyler ters gittiği için sürekli yaşama dönen bu karakterlerin yapmaları gereken şey, yapmış oldukları yanlışları düzeltip, hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeleridir. İşte burada devreye bir başka film daha giriyor. Eric Draven karakterinin intikam uğruna yeniden dirilişini anlatan “Crow”(Karga, 1994) gücünü kargadan alır. Karga Eric Draven’a ruhunu teslim eder, tabi geçici süreliğine… Peki, “Forever” dizisinde Henry’ye ruhunu kim teslim etmiştir? “Forever”ın ne yazık ki şu ana kadar tek bir bölümü yayınlandı. İlk bölüme bakarak yorumlarda bulunmak biraz zor… İlk bölüme göre konuşacak olursak; hikâye son derece güzel bir şekilde akıyor ve neyin niçin yaşandığını kolayca keşfedemiyoruz, bu da dizinin zorlayıcı etkisini ortaya koyuyor. Diziyi orijinal yapan ise Henry’nin 200 yıl önceki kıyafeti kuşanıyor oluşu… Henry geçmişte takılı kalmış demek ki… Genel itibariyle; olumlu bir izlenim aldığımız dizi, karakteri hikâyenin merkezine alarak, hikâye ve karakter arasında bir patika açıyor ve biz de o patikadan ilerliyoruz. Gözümüzün sinema dünyasından aşina olduğu Henry karakterine can veren İoan Gruffudd’u da unutmamak lazım…
Netice itibariyle; “Forever” gizemi pompalayarak seyircinin ilgisini tek bir noktaya çeken,dömi-klasik bir dizi… Soyut kavramlarıyla ve ele aldığı hikâyesiyle, basamakları hızlı çıkmak istercesine yol alan dizi, kâh komediyi, kâh gerilimi öne çıkartarak kendine göre bir sistem kuruyor. Zaten gerilim ve komedinin birlikteliğinden çok başarılı işler çıkıyor. Sözün özü; eğer iyi bir karakter draması izlemek istiyorsanız “Forever” dizisine bir göz atın derim.