Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

“Öylesine insanım ki çok fazla kabızlık çekiyorum… Gayrimenkul olayının en iğrenç şekli: İki santimetrekare insan etine, karısının yarığına sahip olma ve hükmetme isteği…” Kanadalı ozan, şair ve müzisyen Leonard Cohen, ‘Görkemli Kaybedenler’ adlı kitabında, böyle selamını veriyor okuruna. 1934 doğumlu ozanı, sadece şiir kıvamında şarkılarıyla belleyip, çağının kıymetli filozoflarındandır diyenler olabilir, lakin kendisinin ilk şiir kitabının (Montreal’de) 1956’da, ilk romanının ise 1963’te yayımlandığını hep es geçiyorlar. Hoş, bazı müzik eleştirmenleri, Cohen’i; Tom Waits ve Bob Dylan gibi yüzyılımızın, şarkı söyleyemeyenleri arasına koysalar da, fanları ona laf söyletmeden, hissiyatını hatmetmeye devam etmekte… Cohen’in algısını merak edip de, bilahare Görkemli Kaybedenler’e bakarsınız niyetine, mevzunun bundan sonrasını size paslıyorum!

Fonumuza da, Cohen’in, sevgilisinin kendisini yakın arkadaşıyla aldattıktan sonra yazdığı, 1970 çıkışlı ‘Songs Of Love and Hate’ albümünden ‘Famous Blue Raincoat’ı ekliyoruz. Rivayet olunur ki; aldatan sevgili, (şarkının içinde de ‘Jane saçından bir tutam getirdi’ diyor) Chelsea Hotel şarkısına da özne olan Janis Joplin’dir. (Bülent Somay’ın ‘Şarkı Okuma Kitabı’ndan alıntı…) Ayrıca Mavi Ünlü Yağmurluk şarkısının, Joan Baez ve Tori Amos yorumları da şahanedir, bilginize!

PENETRATÖR: YAŞAMAK İÇİN VURMALISIN!

Savaş… Karanlık… Çok ışık… İşkence… Savaş… Acımak yok… Çocuklar, kadınlar… Uzaklarda sesler duyuyorum. Biri yardım istiyor… Birileri yardım istiyor… Sesler yükseliyor… Koş… Daha hızlı koş… Durursan şayet vurulursun… Vurulmamak için vurmalısın… Arkana bakma sakın, daha hızlı koş… Yaşamak için vurmalısın! (Birazdan mevzusuna dalacağım tiyatronun, alt metninin rengi, bu hissiyatla çevrili. Kısa fragmanını da arama motorundan seyredebilirsiniz.) Yaşamak için vurmak, aç kalmamak için çalmak, barış için savaş, savaş için barış… Özgürlük, demokrasi, adalet ve vs… Ama hepsi en ulusundan, en büyüğünden! Tüm bu kavramların yerine, sizin için en kıymetlinizi koyunca, ortaya çıkan fotoğraf değişir mi?! Değişirse, her şey daha mı aydınlık olur? Bu kör eden aydınlığı toplarsan, 50 yıl ya da 100 yıl sonra yine, sen-ben-o-biz-siz-onlar kalır mı / olur mu? Ve tabii, yüzyılımızın sorunsalı, babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi? Latife ediyorum tabii ama ciddiye alacak yerlerim, kanadı da taze tükendi desem!

ÜÇ ERKEĞİN HİKÂYESİ ÜZERİNDEN…

Anlaşılacağı üzere, bugünkü kıyı-mevzumuz, bu kadrajda… Seyirliğine düşeceğimiz adres ise 2012 Eylül ayında kurulan In’taKt’ın, ilk oyunu ‘Penetratör’. Ekip, modern tiyatro anlayışını, yeni sahneleme teknikleriyle harmanlayıp, günümüz dünyasının gerçeklerini, küçük bir odanın izdüşümünde göstermeyi tercih etmiş. İlk projelerinde de bu gösterme halini, tam on ikiden vurmuş gibiler.

Tiyatro tutkunlarının, ‘Sansürcü’ ve ‘Disosya’ oyunlarından tanıyacağı, son dönem ‘in-yer-face’in başarılı anlatımcılarından, 1967 doğumlu, İskoç oyun yazarı Anthony Neilson’un yazdığı Penetratör; Max, Alan ve Dick adlı, üç erkeğin hikâyesi üzerinden, savaşın yıkıcı etkileri yamacında, içselleştirilmiş homofobi kavramlarını irdeleyerek cesaret kapılarını arşınlıyor-arşınlatıyor. Muzaffer Aksoy’un yönettiği ve Kamer Kartalbaş ile dilimize çevirdiği Penetratör’ün, dramaturjisini Betül Altındal ve Tuğçe Kanbur, reji asistanlığını Mustafa Dileklen üstleniyor. Kıvamında oyunculuklarda ise; Eser Karabil, Uğur Uzunel ve Can Esendal yer alıyor. Oynamadan oynamak halinin, en karakteristik şekliyle sahnedeydiler ve bu hallerinin, oyunu bir tık daha öteye taşıdığını düşünüyorum.

BEKLİYORUM İTİRAF ETMENİZİ!

Penetratör, aynı evi paylaşan Max ve Alan’ın, sıradan ve aynılaşan hayatlarının, bir gün, Irak’taki savaştan dönen eski arkadaşları Dick’in, onları ziyaretiyle startını veriyor. Max ve Alan, yaşadığı dünyanın meselelerinden-politikasından uzak, son sürat sistemin, onlara sunduğunu sandıkları hayatı yaşayan, iki gençtir. Çocukluk arkadaşları Dick ise, Irak’ta, Saddam Hüseyin’i devirme görevini, akli dengesini kaybederek ödeyen ve sonrasında dünle-bugün arasında sıkışan bir asker, eski bir infaz timidir. Penetratör adlı gruptan kaçmak adına, Max ve Alan’ın evine sığınan, babasının George Bush olduğunu sanacak kadar, yarattığı dünyaya inanan Dick, bu buluşmanın sonunda Alan’ı, Penetratör grubuna üye olmakla suçlayarak hiddetin şiddete devşirmesinin profilini çiziyor. Savaş, kelime manasının uzağında, ‘orada bir köy var uzakta’nın algısında, mecmualarda ‘yazık’lanma efektti kıvamından öteye sıçrayamazken, Dick mi balataları sıyırmış, yoksa Max ve Alan gibi, bizler mi balataları yaktık, orası dilemma! Girişte de kelama düştüğümüz, her şey ‘özgürlük, demokrasi, adalet ve vs. için’di ya! Ya da yerse(k)niz… Kısaca; Theaterhaus Stuttgart’ta düzenlenen kültür ve sanat festivalinden de “en iyi reji” ve “en iyi oyun” ödülünü kucaklayan Penetratör, bu sezonun seyredilmesi gereken oyunlarından… Şimdilik benden bu kadar!

O vakit, madem mevzuya, üstat Cohen’le başladık, onunla da vedamızı verelim.

NE YAPIYORUM BURADA BEN?

Ne diyordu Cohen, ‘Ne Yapıyorum Burada Ben’ şiirinde: “Dünyanın yalan söyleyip söylemediğini bilmiyorum / Ama ben söyledim / Dünyanın sevgiyi dışlayıp dışlamadığını bilmiyorum / Ama ben dışladım… / Nükleer patlamayla yükselen mantar gibi bulutlar olmasa da / Yine nefret ederdim ben / Beni dinleyin / Ölüm olmasa bile / Aynı şeyleri yapardım diyorum… / Evrensel özürleri reddediyorum / Geceleyin önünden geçilen ve anımsanan / Boş bir telefon kulübesi gibi / Yalnızca çıkışta bakılan / Sinema lobisindeki aynalar gibi / Binlerce kişiyi tuhaf bir kardeşlikle birleştiren / Bir isterik gibi / Bekliyorum / İtiraf etmesini her birinizin”

İçimden geldi notu:

TEKİRDAĞ F TİPİ CEZAEVİ’NDE NELER OLUYOR?

Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ndeki hücrelerde, 10 kitap sınırlandırılmasına gidildiğinden, geçen hafta sonu hücrelere girip, kitapları zorla aldıklarından ve direnenlerin tartaklandığından ve bu sınırlamaya karşı, tutukluların sınırsız açlık grevine başladığından haberiniz var mı?

Neler oluyor diyenlere bilgi için: İnsan Hakları Derneği Cezaevi Komisyonu Tel: 0212 251 96 46)

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar