Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Kırklı yaşlarım için başka hayallerim vardı. Dünyayı gezecek, konserler, gösteriler izleyecek, kendime hobiler edinecek, hayatın tadını çıkaracaktım...

        Oysa bırakın dünyayı gezmeyi günlerim işle ev arasında 10-12 kilometrelik bir hat üzerinde gidip gelmekle geçiyor.

        Yeni yerleri rüyamda bile göremiyorum maalesef! Tüm dünyam gazetedeki odamın penceresinden görünen gayya kuyusu gibi bir inşaat temeli ile evin karşı kaldırımındaki sıska bir gövde üzerinde üç-beş dal ve 10-15 yapraktan ibaret ağacımsı bitkiden ibaret.

        Hayatın tadını çıkaracağım diye yola koyulduğum kırklarımın üçüncü yılında yüzümü güldürecek bir sebep aramaktan Indiana Jones’a döndüm!

        “Çok eğleneceğim” diye çıktığım sosyalleşme meydan muharebelerinde kendimi hep “N’olucak bu memleketin hali?” cephesinin en önünde savaşırken buluyorum... Ve daha ilk cümlenin noktası konulmadan, iyiliğin değil kötülüğün ödüllendirildiği dev bir his- seli harikalar kumpanyasına dönen bu ülke için üzülmekten ölüyorum!..

        Hindistan’a diye yola çıkıp Amerika’yı bulan Kristof Kolomb gibi hissediyorum! Hayatımdaki her şey için gidiş yolum doğru ama ulaştığım sonuçların başlangıçta düşündüklerimle alakası yok!..

        Ve hayatım boyunca hep olmaktan korktuğum yere demir attım kımıldayamıyorum... Dünyanın en sıkıcı adamıyım!

        ÇİMLERİ HANGİ GÜN BİÇTİM?

        İşte bu ahval ve şerait içinde geçenlerde internette dolaşırken İngiltere’deki ‘Sıkıcı Adamlar Kulübü’nün ‘Dull Men of Great Britain’ (Büyük Britanya’nın Sıkıcı Adamları) kitabının 2015 edisyonuna rastladım. “Yalnız değilmişim” diye aptal bir sevincin ardından okumaya başladım...

        Kitap çoğumuzun ‘gelişine yaşayıp’ gittiğimiz bu hayatta üzerinde durup düşünmediği bazı dünyevi işlere büyük bir ciddiyetle yaklaşıp hobi edinen ‘sıkıcı’ adamları tanıtıyor...

        Kırklı yaşlarında bir hobi edinme hayali kuran ancak elleri böğründe akıp giden hayatın arkasından bakan bir adam olarak ‘bu sıkıcı İngilizlerin hobilerini okumaya başladım.

        ‘Kitap okumak’ adlı o aptal ‘hobi’ falan geliyorsa aklınıza hemen unutun derim. Pul toplamak, eski para biriktirmek falan ‘bu adamların sıkıcılıkları’ yanında Disneyland’de dolaşmak gibi kalır emin olun!

        Mesela David Grisenthwaite’in hobisini ele alalım! Sayın bay David, bu kitaba 31 yıldır bahçesindeki çimleri biçtiği her günü kaydederek girmeye hak kazanmış... Akşam ne yediğini hatırlamayan biri olarak benim için saygı duyulacak bir çaba bu emin olun:)

        200 TON TAŞ KALDIRAN AMCA!

        İngiltere’nin doğusunda Norfolk’ta yaşayan 73 yaşındaki Michael Kennedy’nin 14 yıldır her gün (cumartesiler hariç) 2 saatini ayırdığı işini öğrendiğimde küçük dilimi yutuyordum. Michael dedeciğim, her gün yürüdüğü 4 kilometrelik sahildeki taşlardan sahildeki erozyonu önlemek için bir deniz duvarı yapıyor!? “Bir gün taşları üst üste koymaya başladım ve bir daha duramadım! Sağlığım için de iyi bir egzersiz oluyor. Bir koltukta oturmaktan çok daha iyi” diye hobisini öve öve bitiremeyen Michael beyamcanın 14 yılda 200 ton taş kaldırıp attığı tahmin ediliyor.

        Tüm İngiltere’yi dolaşıp gördüğü çitlerin fotoğrafını çeken Hugh Barker ya da bugüne kadar Galler, İskoçya ve İngiltere’de 2 bin 548 tren istasyonu gezen Andrew Dowd yeterince ‘sıkıcı’ gelmediyse size, o zaman üç arkadaşın boş zamanlarında yaptığı ‘akıl- lara ziyan’ şeye bir bakın!

        APOSTROF KORUMA DERNEĞİ!

        Galli John Barnard ile Myrddyn Phillips ve Chester’lı Graham Jackson hafta sonları işi gücü bırakıp “Acaba bu tepeler dağ mı?” diye ülkedeki tepelerin yüksekliklerini ölçüyormuş! Bir tepenin dağ olarak kabul edilmesi için deniz seviyesinden en az 600 metre yüksek olması gerektiğini belirten üçlünün, neden böyle bir işle kafayı bozmuş olduklarını anlamak için ofis penceresinden görünen inşaat çukuruna bi 15 dakika boş boş baktım...

        Niye böyle bir işe kalkıştığına akıl sır erdiremediğim ‘dünyanın en büyük el testeresi koleksiyonuna sahip olan ve bu konuda otorite olarak kabul edilen doktor Simon Barley’nin eğer varsa bir ‘sıkıcılık Nobel’i alması gerektiğine bütün kalbimle inanıyorum.

        Tuğla biriktiren Neil Brittlebank ile trafik konisi toplayan David Morgan’ın ‘sıkıcılıkları’ birbiriyle yarışırken bütün bu ‘acayip’ adamlar içinde John Richards’ın kalbimde ayrı bir yere koydum!

        ‘Apostrof Koruma Derneği’ kurup, apostrofu yanlış kullanan işyeri tabelaları ve sokak lehvalarına savaş açan John Amca’nın maceralarını okurken bir gün güzel Türkçe’mizde ayrı yazılan -de’leri -da’ları bitişik yazanlara da bir el attığını hayal ettim...

        BİZDE ‘SIKICI ADAMLAR’ HİÇ YOK!

        ‘Dünyanın en sıkıcı adamları’nın uğraştığı şeyleri okuduktan sonra kendi renkli hayatıma döndüm! Yekpare bir an gibi tekdüze geçip giden hayatıma okkalı bir küfür ettikten sonra televizyonu açtım. Ve son 7-8 aydır sürekli aynı şeyleri söyleyip duran politikacılarımızdan birinin hemen hemen hep aynı tempoda geçip giden konuşmasını dinlerken, “Şükürler olsun bizim ülkemizde İngiltere’deki gibi ‘sıkıcı’ adamlar yok!” diye içimden dua ettim!

        Diğer Yazılar