'Aile parçalanınca oyunu da kalmadı'
30 yıldır var. İlk Evren döneminde yapıldı. Aslında biz hep “Kendi ayaklarımız üstünde durmalıyız” dedik. Fakat koşullar çok ağır. 4050 TL’lik biletlerle ful bir salonda bile ayakta kalma şansımız yok. Onun için kapitalizmde de sosyalizmde de desteklenmiş tiyatro.
Kaldı ki biz geçen sene en üst düzeyden yardım aldık, aldığımız rakam kadar vergi ve sigorta ödedik. Tiyatrolarda vergi olmaz, KDV yüzde 1’e endekslenir, o zaman gerek kalmaz. Zaten devletten aldığımızı devlete veriyoruz. 70-80 kişinin yevmiyesini, maaşını ödüyoruz. Devlet ödeneği keyfi keserek işkolunu zedeledi, yüzlerce insan işsizlikle karşı karşıya.
Buna gülüyoruz çünkü politik bir tiyatro değiliz. Bu olmayacağımız anlamına gelmiyor tabii.
Öyle. Ailenin birliğini anlatıyor. Ama devlet “Aileyi anlatıyorsun, al 100 bin lira” deseydi parayı geri verirdim. Hükümet, devletin parasını kendi parası sanıyor. Sizin vergileriniz, benim vergilerim. Kurul oluşturuldu, 67 tiyatroya ödenek verildi. Benim tiyatrom A puanı aldı, Dostlar Tiyatrosu da. A alan bir tiyatroya ödenek vermemezlik yapamazsınız. O zaman kurulu toplamayın. “Bakan böyle uygun gördü” deyin. Ben İstemihan Talay döneminde de bağırıp çağırıyordum, Fikri Sağlar’da da. Emre Kınay, Haluk Bilginer’e de vermediler. Bunlar da politik olmayan tiyatrolar.
Çok doğru.
AKP’nin böyle güzel bir politikası da oldu. İlk defa Anadolu’daki köy tiyatroları destek aldı. Fakat şimdi bakıyorsunuz, tiyatro yapmamış, bir gıda ya da inşaat şirketi de yardım almış.
3 yıl önce yönetmelik değiştirildi. Dernekler ve tiyatroları aynı statüye aldılar.
Öyle değil ama alanlar arasında iktidara hiç yakın olmayan, politik oyunlar oynayanlar var. Gelecek sene uslu olursak belki yine alırız. Zaten alanlar bizden zor durumda çünkü şöyle bir madde imzalatıldı: Eğer oyununuzda ahlak değerlerine aykırı bir şey bulursak, parayı geri alırız. İkinci aşama şu olacak: Müfettişler gelecek, “Bu oyunda zararlı bir şey var” diyecek ve sizden parayı geri alacaklar.
Emre Kınay’ın bırakın ödenek almasını, taçlandırılması lazım. Bir okul salonunu yap-işlet-devretle 10 sene aldı. Devlet durup dururken caydı ve “Çık buradan” dedi. Bilmiyorum Gezi’ye katıldı mı katılmadı mı? Devletle mahkemelik olduğu için ödenek verilmedi. Devlete salon hediye etmiş, istihdam yaratmış. Dizilerden kazandığını tiyatroya yatırmış. Ceza veriyorsun.
Olmaz mı? Vardı tabii. Erk dediğimiz şey böyle. CHP’nin de kültür politikalarında korkunç yanlışlar oldu. Ben CHP’li de değilim. Yarın CHP de olsa aynı muhalefeti yaparım.
Ben AKP’nin de bu hatasını düzelteceğine inanıyorum. Ki bizim tiyatromuz CHP’den de ağır darbeler yedi. Bunlarla da savaştık.
Çünkü o kadar yanlış bir kültür politikası var ki; haftada 70 dizi olunca bu insanlara hak etmedikleri paralar ödeniyor. Bu bir depolitizasyon. Zavallı Türk insanı günde 5 dizi seyretmek zorunda. Bu bir masal anlatmadır ve bedeli var. Düşünmeyen, birbirini sevmeyen bir toplum olacak. Dizi sektörüne bu anlamda karşıyım. Böyle star sistemi olmaz. Orada oynayan arkadaşlarımız tabii ki hak ettikleri için o paraları alıyordur ama hak etmedikleri paralar da verilmiştir.
ABD’de tiyatro eğitimi alırken Neil Simon çok hazzetmediğim bir yazardı. 1991’de Pulitzer aldığında ben Broadway’de yer göstericiydim. Seyrettiğim gün oyuna âşık oldum. Tiyatro kurarsam bununla kurmalıyım, dedim. Türkiye’ye gelince Macide Tanır’ı ikna ettim. Tiyatromu bu oyunla açtım ve bana çok uğurlu geldi. Onu bu sene kaybettiğimizde bir saygı olsun dedik.
Uyarlamadık ama çeviriyi baştan yaptım. Oyun yine 1940’larda, ABD’de geçiyor ama tuhaf bir şekilde jargonlar, göndermeler bugüne çok uygun.
DOT’la başlayan müthiş bir akım var. Şu an İstanbul’da her gece 50 60 perde açılıyor. Küçük küçük oyunlar. Muhsin Ertuğrul’ unta biriy le “Her yer tiyatrodu r” diye rek çok ilginç şeyler yapıyorlar. Fakat bu tiyatro yavaş yavaş, 10 yıl sonra, bizim kültürümüz de ki öğeler le barışmaya başladı.
Önceden öyle değil miydi? İsveç’teki çocuk tacizi veya Belçika’daki porno bilmem nesi... Türkiye’ye hitap etmeyen oyunlar oynanırdı. Sonra Yiğit Sertdemir, Yeşim Özsoy gibi yazarlar çıktı ve alternatif tiyatrolarda bizim insanımıza hitap eden oyunlar yapılmaya başladı. Ama hâlâ memur veya otobüs şoförü bu tiyatroya giremedi. Ne kadar aykırı olsalar da burjuva tiyatrosu şimdilik. Alternatif nedir? İşçi tiyatrosudur, politik tiyatrodur, sokak tiyatrosudur.
“In your face” (suratına) dediğimiz şey yanlış algılanıyor. İngiltere’de diyor ki “Ben senin ötekileştirdiğin insanı buraya koyacağım ve senin suratına onun dilini, küfürlerini, vücudunu atacağım”. Türkiye’de bunu küçük mekânlarda yaptığın zaman insanları çok etkiliyor ama kültürümüze uzak. Bir de, aslında bunun şiddete kar şı ol ma sı la zım. Fakat yanlış anlayıp televizyondaki şiddetle bire bir örtüşen, cinsiyetçi, ırkçı söylemleri tiyatroya sokabiliyorlar. İkincisi, biz 400 kişilik salonu doldurabilmek için televizyondan tanınan yüzlerle çalışıyoruz. “In your face”çi arkadaşlar da bunu yapmaya başladı. İnsanlar oyunun içeriğine gelmiyorlar.
Evet. Biz o anlamda tamamen klasik tiyatroyuz. Bundan da keyif alıyoruz çünkü aile oyunları çok az kaldı. Son 20 yılda aileyle ilgili oyun yazılmıyor. Aile öyle bir dağıldı ve parçalandı ki, anlatılırsa çocuk satın almak gibi uçuk konular anlatılıyor.
Hayır. Çünkü orada yapılan hatalar veya süreç de yaşanmalı. Mesela şu anda Mirza Metin diye bir arkadaşımız Kürt oyunları yazıyor. Kendi kültürlerini anlatabiliyorlar. Geçen yıl Aut diye bir oyun izledim, Özgür Özgülgün ve Alper Kul yazmış. Futboldaki şike üzerine ama o kadar bizi anlatıyor ki... Eskiden kopyala yapıştırdı. İngiltere’deki bir oyunu alıp burada en çılgın şekilde sahnelerlerken şimdi bizim kültürümüz de anlatılıyor. Bu bir evrim. Eğer bir kaptanın, şoförün veya işçinin hikâyesini anlatabilirsek, o zaman bir kralın öyküsünü anlatmamız da manalı olacak.
Doğru. Çünkü gettolaştırıldı.
İstanbul gibi bir yerin merkezinde tiyatro kalmadı. Taksim’e bakın, bütün tiyatrolar kapalı. Tiyatrolar alışveriş merkezlerine girdi. Eskiden Nejat Uygur’u izlemek için Aksaray’da bir sokakta veya Kocamustafapaşa’da meydanda, dolmuştan inerek tiyatroya giderdik. Bu büyük keyifti. Şimdi tiyatroların nerede olduğu belli deği değil. Gettolaştırıldık, ötekileştirildik, yalnızlaştrıldık. Birde İstanbul'un trafiği ve keşmekeşi var. Bize eskiden Ataköy'den de seyirci geliyordu, Pendik'tende. Şimdi biz onlara gidiyoruz.O kadar komik ki, Ataköy turnemiz, Pendik turnemiz, Kartal, Maltepe turnemiz var.
Bir yerden bir yere gitmek iki saat. Onun için biz seyircinin ayağına gidiyoruz. Fakat daha komiği Pendik’e gidiyoruz, iki ay sonra Kartal, iki ay sonra Maltepe...
"İlk günlerde Gezi’deydim ve mutluydum. Sonra medyatik oldu, insanlar ünlüleri görmek için gidiyordu, çekildim. Benim derdim kültür mekânlarını kaybetmekle ilgiliydi. Kiev’de, New York’ta kentin merkezini kültür yapıları oluşturur. Bunları yok ettiğinizde çocuklara büyük bir ceza verirsiniz. Ağaç kesmekle eşdeğerdir. Onun için Emek’e de, Muhsin Ertuğrul’a da aynı desteği veririm. Ülkeyi alışveriş merkezine çeviremezsiniz. İnsanların alışveriş yapma huzurunun olması için sokağa çıkma keyifleri de olmalı...”
- Umberto Eco üzerinden 'Ortaçağ'a mı dönüyoruz? okuması...9 yıl önce
- 'CIA'nın Türk Casusu' 97 yaşında sessizce öldü10 yıl önce
- 'Sema'da aşkın tecellisini gördüm'11 yıl önce
- 'Komünizmden çıkıp faşist oluyorlar'11 yıl önce
- Aşkın sonu Samantha mı?11 yıl önce
- 'Başbakan Saydam'ın ölümü şaibeli'11 yıl önce
- 'Cemaat Gülen'in kontrol edemeyeceği kadar genişledi'11 yıl önce
- İsim isim Ankara11 yıl önce
- Filmlerdeki İstanbul12 yıl önce
- İki kıtayı birleştiren öykü12 yıl önce