'Komünizmden çıkıp faşist oluyorlar'
2000-2007 arasında 8’i Türk, biri “yanlışlıkla” Yunanlı, biri polis 10 kişiyi öldürmekle suçlanan aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütünün davası sürüyor. Kurbanların ailelerine fırlattığı bakışla hatırlanan baş sanık Beate Zschaepe cinayetlerde suç ortağı olmak, örgüt üyeliği ve kundaklama ile suçlanıyor. Diğer dört sanık NSU örgütüne yardım etmekten yargı önünde. Cinayetleri işleyen iki isim ise 2011’de bir karavanda intihar etmişti. Geçen hafta, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın duruşmaları 4 hukukçu profesörle takip ettiği ortaya çıktı. Bu profesörlerden biri, Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Hakan Hakeri. İşte onun ağzından ilk defa, bir Nazi davasının ilginç ayrıntıları...
Davayı Türk ve Alman 50 civarında mağdur avukatı takip ediyor. Ama Dışişleri, her şey kuralına uygun mu, öğrenmek istemiş. “Duruşmaları takip edip raporlar mısınız” dediler.
İzin yok. Seyirci statüsüyle giriyoruz. Gecikirsek yer kalmıyor. Erken gidip yer kapmaya çalışıyoruz. Dava 2013 Mayıs’ında başladı. Her ay en az bir kere gidiyorum. Bu üç duruşma demek. 20 duruşmadan fazla yani.
İlk verilen takvim Ocak 2014’tü. Bitmeyeceği anlaşılınca yeni takvim belirlendi. Şu an takvim Aralık 2014’e kadar. Muhtemelen 2015’in ilk aylarında karar çıkar.
Cinayetleri bizzat işlediğine dair bulgu yok. Cinayetleri intihar eden iki kişi işlemiş. Beate ise yeraltına inme sürecinde başından sonuna onlarla beraber. Aynı evlerde yaşadılar, tatile gittiler; kadının kamuflaj görevi gördüğü düşünülüyor. Çevreye “Bu erkek arkadaşım, bu kardeşim” diyor. O arada cinayetler işlenmiş. Komşuları olayı duyduklarında şoke olmuş.
Vahşi birine benzemiyor ama güzel değil. Nedense Barbie’ye benzetiyorlar. Kaç şahit, “Görünce güzel kız dedim” dedi. Hatta “İçimden geçirmedim değil” diyen var.
Kaldıkları binanın altında sığınak gibi bir yer varmış. Bir komşusu, “Orada bira içerdik. Bir akşam umutlanmıştım bu kızla ilgili” diyor. Görseniz kızı, çirkin bence. Asla Alman güzelliği yok. Babası Romanyalı. İlginç olan, sen faşistsin, ırkçısın ama yüzde 50 Alman kanı taşımıyorsun! Zaten bu örgütün tümü Doğu Bloku’nda. Doğu Almanya faşistlerin yeri. Komünizmden çıkıyorsun ve faşist oluyorsun.
Doğu Almanya çökme sonrası kapitalizme geçince hepsi iş kaybediyor. Bu, faşizmin doğması için zemin oluyor. Bunlar okula gitmemiş, iş tecrübeleri olmamış. Ama sorarsanız, yabancılar ellerinden işleri alıyor. Bir de Yahudi karşıtı örgüt diye başlamış sonra Türklere dönmüş. Bulundukları yerde Türk yok. ■■
Blok içinde seyahat serbest olduğu için annesi Romanya’ya diş hekimliği okumaya gitmiş. Biriyle tanışmış, çocuğu olmuş, ayrılmışlar. Evine dönmüş ama Beate’yi tamamen büyükanne büyütmüş, babasını görmemiş. Annesi ile ilişkileri de iyi değil. Yani sorunlu bir aile.
Örgütün cinayetleri işleyen iki üyesi bir karavanda intihar ediyor... O intihar da şüpheli, Alman Gizli Servisi’nin (BND) işi diyenler var. 2011 Kasım’ında Uwe Boehnhardt ve Uwe Mundlos soygun sonrasında kaçıyorlar. Polis karavanda sıkıştırınca intihar ediyorlar. Beate delilleri yok etmek için bulunduğu evi yakıyor. Beş gün dolaşıyor. Tahminen diğer Nazilere gidip “Beni saklayın” diyor. “Yardımcı olamayız” cevabını alınca, baktı olmayacak, teslim oluyor.
Aslında başta konuşmaya niyeti var fakat avukatları “Susma hakkını kullan” diyor. O da hiç konuşmadı.
Bir de Ralf Wohlleben var, o da etkili. Onun kadın avukatı da kızıl saçlı bir Nazi. Bu ikisi tutuklu, diğerleri değil. Üçüncüsü, André Eminger tutukluyken salıverildi. Dışarıda Nazilerle buluşuyor, duruşmaya Nazilerle geliyor.
Evet. Diğer ikisi zaten işbirliği içinde. Biri tanık koruma programından yararlanıyor.
Önce intihar edenlerden biriyle sevgili olmuş, sonra diğeriyle. Rivayetlere göre ise başından itibaren üçlü bir ilişki var. Sanık avukatlarının lanse etmek istedikleri şu: İki erkek cinayetleri planlayıp yaptı, zavallı kadın bunlara uyup kurban oldu. Fakat ifadeler, aksine kadının baskın olduğunu gösteriyor. Bütün para işleri ondan çıkıyor. İntihar edenler ve Beate dışında diğerleri ekibin içinde değil, yardımcı. Fakat herkesin söylediği, bu üç-beş kişiyle olacak iş değil; mahkeme-savcılık diğerleri üzerinde durmak istemiyor. Gizli servis etkilemiş olabilir, deniyor ama dava derinleşsin istemiyorlar.
Duruşmanın seyrinden gizli servis bağlantısı kapanmış mı görünüyor? Evet, mağdur avukatları hep bunu gündeme getiriyor. Mahkeme önüne geleni yargılar ama savcılık onları getirebilirdi. Bu konu gündeme geldiğinde hep “şu an karıştırmayalım” diyorlar. Makul sürede yargılanma diye bir şey de var. Alman Yargıtay’ı içtihat geliştirmiş. “Süreyi aşarsan, o zaman cezada indirime git” diyor.
Yok. O nedenle hâkim “işi büyütüp başkalarını katarsak dava uzar” düşüncesinde. Ama savcılık farklı davranabilir. Artı, o iki kişi intihar edince Alman gizli servisinin Köln’deki elemanları, bunlarla ilgili dosyaları yok ediyor. İşin içinde bir sürü gizli servis elemanı var zaten. Duruşmalarda şahitlik yapıyorlar. Genelde dedikleri, “Hatırlamıyoruz” Cinayetlerin beş kişiye yıkılarak Alman derin devletinin sıyrılacağı konusunda ciddi endişeler var.
Susurluk. Aynen öyle. İşin içinde Susurluk var ama beş kişi yapmış görünecek. Hatta, Gizli Servis bu adamların olduğu eyalette faşist örgütün çok aktif bir elemanıyla bilgi vermesi için anlaşmış. Adam inanmış bir Nazi, bir yandan da bilgi veriyor. Seneler içinde bu adama 200 bin Euro ödemişler. Paranın tamamının bu örgüte aktığı söyleniyor.
Almanlar bir soruşturma komisyonu kurdu. “Gizli Servis’in işleyişi yanlış, muhbirleri atalım” dendi ama bir şey çıkmadı. Angela Merkel de, “Bu işin sonuna kadar gideceğiz” dedi ama sonuçta görünen o ki beş kişiyle bitecek.
Belki Hrant Dink cinayeti yargılamasıyla. Orada bize de aynı eleştiriler geldi. “Bir-iki adamın üstüne yıktınız, arkada ne olduğunu anlatmadınız” gibi.
Diyebiliriz.
Savcıyı pasif görünce “Almanlar böyle herhalde” dedim. Ama Alman avukat, “Solcu veya İslami dinci bir örgüt olsaydı savcının tavrını görürdün” dedi. Wohlleben’in eski kız arkadaşı tanıktı geçen hafta. Göz göre göre yalan söylüyor. Çok light bir yargılama. Espriler yapıyor mübaşirle, katiple. Düşünün bunlar 10 kişinin katili. Şöyle görüyorlar: Öldürürlerse bizi öldürmüyorlar ki!
Almanya’da bu kadar Nazi olduğunu düşünmemiştim. Mesela yanan binada bir yaşlı adam ölüyor; komünist rejimde yaşayan adamın evinden en büyük düşmanları Hitler’in resmi çıkıyor. Bir başka tanık, “Hitler dönemi en iyi dönemdir” dedi... Onlara göre yargılananlar masum. Sadece bir kadın, öldürülen terzi Türk’le ilgili “Çok iyi insandı, yazık ettiler” dedi.
Polis uzun yıllar ailelerin içinde aramış katilleri. Hatta böcek koymuşlar. Aileler, “Mağduriyetimizi bile yaşayamadık, senelerce komşumuz, polis ‘Asıl suçlu sizsiniz’ diye baktılar” diyor...
Alman kadın polisi neden öldürmüşler?
9 kişiyi öldürdükten sonra “Bu devlet de bize karşı” diye polise saldırıyorlar. O son cinayet, 2007. Sonra iş ciddiye biniyor herhalde ve rahat hareket edemiyorlar. Ama banka soymaya devam. 15 banka soymuşlar. Birinden 120 bin Euro almışlar.
Sistem o. İkisi gidiyor, karavanı bir yere park ediyorlar. Bisiklete atlayıp suç işliyorlar.
Susturuculu bir Ceska. Kendi suçlarını gizleme eğiliminde olmadıkları için de dokuz cinayeti aynı silahla işliyorlar. Polisinki hariç.
Mahkemede seyrettirdiler. İntiharlardan sonra Beate her yere o CD’yi yolluyor. Görüntülerde cinayeti canlandırmışlar. Bir çiçekçi Türk karavanda, yol kenarında çiçek satıyor. Onu öldürüyorlar. Cesedi orada, vurulduğu yer, sağı solu kanlı... Sonra “Aslı bu değil” diyor. “Aslı bu.” Kendilerinin çektiği ceset fotoğrafını koyuyorlar. Her cinayetin sonunda “O artık anladı, Alman milletini korumanın bizim için ne kadar ciddi olduğunu” deniyor. Filmin başında da bir ibare var: Sözlerle değil, eylemlerle konuş!
Köln’de Türk caddesinde bir dükkâna koymuşlar ama dükkân İranlılar’ın. Bir de şu ilginç. Cinayetler peş peşe işlenince polis bir uzmana başvurup “Kimi arayalım” diye sormuş. Uzman “Aşırı sağcıları arayın” demiş. Beğenmemişler, başka uzmana gitmişler. O da “Bizim kültür dairemizde adam öldürmek büyük tabudur. Cinayetleri işleyenler asla Alman olamaz” demiş. Olsa olsa Türk’tür yani! Ayrıca bir polis öldürülmüş; ne bir polis sendikası, ne aile takip ediyor.
Alman avukatların bürosunu da bastılar, her tarafı boyadılar. Ama Nazileri savunan tek avukata bir şey olmadı.
Söylemeyeyim ama hukuki anlamda bir girişim olacak.
En azından Beate için müebbet gelecek. Ama AİHM, Öcalan’la ilgili bir karar verdi ya, Almanlarda eskiden beri var o. Alman Anayasa Mahkemesi, “Ömür boyu ceza olmaz, insana tahliye umudu vermeksizin cezaevinde tutmak işkencedir. 15. yıl, durumunu denetle, belki kalması gerekli değildir” diyor.
Evet. Beate’ye kundaklamadan dolayı da ceza gelebilir. Çünkü binada bir yaşlı teyze oturuyor. Yani ömür boyu alacak ama muhtemelen 15 sene sonra çıkacak. İki senedir içeride, 13 sene sonra çıkacak.
Çıkar ve ondan sonra güzel bir Nazi patroniçesi olur. Kahraman olur.
Duruşmayı izleyiş şekli, “Burada bir şeyler oluyor, beni de getirdiler koydular ama ben niye buradayım” gibi. Ciddi takip etmiyor. Sadece bir-iki kez öldürülenlerin annesi, babası geldi, onların tepkisi oldu. O ama çok soğuk, göz göze gelmemeye çalışıyor.
İlk cinayet 9 Eylül 2000’de Nuremberg’de işlendi. Yüzüne ateş edilen Enver Şimşek öldü. Bir Yunanlı anahtarcı, muhtemelen Türk olduğu sanıldığı için öldürülenler arasındaydı. Son cinayet 25 Nisan 2007’de kadın polis memurunun vurulması oldu
- Umberto Eco üzerinden 'Ortaçağ'a mı dönüyoruz? okuması...9 yıl önce
- 'CIA'nın Türk Casusu' 97 yaşında sessizce öldü10 yıl önce
- 'Sema'da aşkın tecellisini gördüm'11 yıl önce
- Aşkın sonu Samantha mı?11 yıl önce
- 'Başbakan Saydam'ın ölümü şaibeli'11 yıl önce
- 'Cemaat Gülen'in kontrol edemeyeceği kadar genişledi'11 yıl önce
- İsim isim Ankara11 yıl önce
- 'Aile parçalanınca oyunu da kalmadı'12 yıl önce
- Filmlerdeki İstanbul12 yıl önce
- İki kıtayı birleştiren öykü12 yıl önce