GECELERiN anti kahramanı
Jake Gyllenhaal, Oscar’a göz kırpan bir performans sergilediği “Gece Vurgunu” (Nightcrawler) adlı filmde, televizyondaki haber kuşakları için serbest gece muhabirliği yapan hırslı ve acımasız bir karakteri canlandırıyor
BAZI filmlerin ana karakterleri ahlaklı ve iyi değildir. Onlara “anti kahraman” deriz. Tıpkı, rögar kapakları çalıp satarak geçinen ve daha ilk sahnede kol saati için birini darp ederken gördüğümüz Lou Bloom (Jake Gyllenhall) gibi... Öte yandan, Lou’nun sıradan insanları simgeleyen bir yanı da var. Amacı, çoğu genç gibi iş sahibi olup para kazanmak. Lakin, seyircinin özdeşleşebileceği biri değil. Filmi yazıp yöneten Dan Gilroy da bu çelişkiden hareket ediyor. Bir yükseliş hikâyesini, seyircinin sevemeyeceği bir adam üzerinden anlatıyor. Asıl derdi ise hiç kuşkusuz kapitalizm ve medya eleştirisi...
Lou filmde, geçmişsiz, ailesiz, arkadaşsız bir karakter olarak çiziliyor. Psikolojik boyut, yani “Bu adam nasıl bu hale geldi?”, “İçinde hiç iyilik yok mu?” gibi sorular devre dışı kalıyor. Asıl önemli olan yükseliş süreci. Lou, trafik kazası, cinayet, soygun gibi haberlerin peşinde koşan serbest gece muhabirlerinin ne yaptığını ve nasıl para kazandığını anladığında gazeteci gibi değil, iş adamı gibi hareket etmeye başlıyor. Önce küçük bir yatırımla kamera ve polis telsizi alıyor. Sonra “piyasanın ve müşterinin” (medya – editör) taleplerine göre “mal üretmeye” (haber) başlıyor. Para kazandıkça işine yatırım yapmayı, pazar payını artırmak için yeni stratejiler geliştirmeyi ihmal etmiyor. Filmin bir yerinde her şeyi internetteki işletme derslerini izleyerek yaptığını belirtiyor. Rekabette zorlandığı noktada ise orman kurallarına dönüyor. Başkalarının hayatını tehlikeye atmak dahil her tür ahlaksızlığı yapıyor. Bütün bu süreçte Lou’yu yoldan çıkaran kişinin haber programı yöneticisi Nina (Rene Russo) olduğunu unutmamak gerekiyor. Nina meslek etiğini ayaklar altına alan bir haberci. Haberin hangi koşullarda, nasıl getirildiğine bakmıyor; sadece seyirciyi ekrana bağlayacak görüntülerle ilgileniyor. Nina ile Lou bir madalyonun iki yüzü gibi aslında. “Gece Vurgunu” nun medya eleştirisi açısından yeni şeyler söylediğini iddia edemem. Billy Wilder’ın 1951 tarihli filmi “Ace in the Hole”dan bu yana, Amerikan sineması, medya etiğinin dejenerasyonu konusunda söylenmedik laf bırakmadı. “Gece Vurgunu”nu benzerlerinden ayıran özelliği, Lou Bloom karakteri. Film için özel olarak zayıflayan Jake Gyllenhaal’un irileşen gözleri ve sert yüz hatlarıyla canlandırdığı Lou Bloom, seyircinin tüylerini ürperten bir karakter. Onun o bencil, serinkanlı kötülükleri çağımızın hiç yabancısı olduğu şeyler değil. Dolayısıyla “Gece Vurgunu” sadece bir medya eleştirisi filmi olmaktan çıkıp bir sistem eleştirisi haline geliyor. Ama bana biraz soğuk, duygusuz ve fazla hesaplı geldiğini de belirtmem gerekiyor. Filmin anlatımına ve görsel atmosferine hiç itirazım yok. Bir karanlık ve gece filmi çeken Dan Gilroy, bizi Los Angeles’ın mütevazı mahalleleri ve caddelerine götürüyor. Görüntü yönetmeni Robert Elsvit, koyu fonlarda karakterlerin yüz ifadelerine odaklanmamızı sağlayan, keskin kontrastlı bir görsel dünya kurmuş. Lou’nun asistanı Rick’te Riz Ahmed’in başarılı bir performans çıkardığını ve Jake Gyllenhaal’ın Oscar’a göz kırptığını da belirtelim.
Filmin notu:7