'Mucize'nin sırrı öğretmende
MAHSUN Kırmızıgül’ün net ana fikirler etrafında kurulan ilk 3 filmi günümüz Türkiye’sine dair tahliller ve tezler içeriyordu. Yeni filmi “Mucize”de ise bunların yine var olduğunu ama bu kez öykünün içine usturuplu yerleştirildiğini görüyoruz. Kırmızıgül, Doğu’da “yılın 4 ayı devlete, 8 ayı Allah’a emanet” ücra bir köye tayini çıkan Egeli öğretmenin (Talat Bulut) hikâyesini anlatırken dipten dibe devletin Kürtleri yıllarca vatandaş olarak sahiplenmeden, kendi haline bıraktığının altını çiziyor. Okulu olmayan köye atama yapan devletin milli eğitim müdürü, “Evine dönmen daha iyi olur” diyor. Aynı yetkili, darbe yapıp devletin başına geçen ve Menderes’i asan askerlerin Doğu köylerinin okul sorunlarıyla ilgilenecek vakti olmadığını da ima ediyor. İşte bu noktada devreye öğretmenin vicdanı ve pragmatizmi giriyor.
Kırmızıgül’ün asıl meselesini anlamak için, öğretmenin kişiliğine, eylem ve davranışlarına bakmak gerekiyor. Köylüyü küçümsemeden, “sizi aydınlatacağım” demeden yapıyor işini. Onlara saygı duyuyor, dillerini konuşuyor. Devletin otoriter gücünü temsil etmiyor ve onları yönetmeye değil, yardımcı olmaya çalışıyor. Kendi kaderine terk edilen özürlü Aziz’e (Mert Turak) sahip çıkarak ona özel ilgi göstermesi ve pes etmeden sonuna kadar uğraşması anlamlı. Bence Aziz’in köydeki yalnız bırakılmış konumuyla Doğu’da bir köyün Türkiye’deki konumu arasında paralellikten söz edilebilir. Vicdan sahibi hoşgörülü, anlayışlı ve sahiplenici öğretmen, otoriter devletin zıttını temsil ediyor. Mahsun Kırmızıgül “Mucize”de edebiyatımızda ve sinemamızda önemli bir damar teşkil eden “Türk öğretmen Kürt köyünde” ya da “Cumhuriyet aydını ve köylü” temalarına kendi bakış açısını getiriyor ama bu kez, daha incelikli bir yöntemle fikirlerini yüzeydeki öykünün içine gizliyor.
Yüzeydeki öykü ise komik, hüzünlü ve biraz kaotik. Yöresel bir komedi öyküsü şeklinde ilerleyen filmde eski Yeşilçam köy filmlerini andıran koro halinde konuşmalar, kalabalık sahneler, kız isteme, düğün ve gerdek gecesi ritüelleri öne çıkıyor. “Öğretmen Aziz” ilişkisi ise öykünün dram kanadını temsil ediyor. Aziz finale doğru öyküye ağırlığını koydukça özürlü insanları anlatma konusunda cesaretiyle tanınan sert Güney Kore melodramları dahi akla geliyor. Senaryo olarak biraz dağınık, gevşek ritimde ilerleyen “Mucize”, yaşanmış bir hikâyeden esinlenip çekilse de bence inandırıcılıktan uzak bir havaya sahip. Gerçekçilik çabasından ziyade masalsı bir hava hâkim. Bunda kuşkusuz filmin bütününe sinmiş iyimserlik ve naifliğin de katkısı var ama sonuçta filmi hafifleştirdiği kesin.
Kırmızıgül çağdaş popüler film dilini yerli hikâyelere adapte eden yönetmenlerden. Film bir Ege kasabasında, teknik olarak çok iyi tasarlanıp çekilmiş, dakikalarca süren başarılı bir uzun planla açılıyor. Soykut Turan’ın mükemmel görüntüleri başta olmak üzere sanat yönetimi, ses ve kostüm, filmin yüksek prodüksiyon kalitesinin göstergeleri. Kırmızıgül’ün anlatımı, yine aşırılığa varan bir duygusallığa sahip. Müzik aslında gayet iyi ama yer yer ölçüsüz ve fazla kullanılıyor. Önceki filmlerinde olduğu gibi seyirciyi defalarca duygusal zirve noktalarına çıkarmayı; finalde ise adeta darbelerle sarsmayı hedefliyor. Seyircinin duygularına bu kadar çok müdahale eden bir anlatımı sevdiğimi söylemem mümkün değil. Ama Kırmızıgül’ün “Mucize”de olduğu gibi analize değer, ilginç öyküler anlattığını düşünüyorum. Son olarak, beden dilini ve fiziğini değiştirerek bir oyunculuk gösterisi sunan Talat Bulut ve Aziz’de Mert Turak başta olmak üzere oyuncuların da üstlerine düşeni yaptığını belirtelim.
- Zombiler bile masum kalıyor38 dakika önce
- Çok satan roman uyarlaması14 saat önce
- Japonya'da yalnız bir Amerikalı19 dakika önce
- Hiperaktif spor filmi42 dakika önce
- 2025'in en iyi 20 filmi51 dakika önce
- Bu da kült olur mu?1 gün önce
- Sinemanın gücüne övgü11 dakika önce
- Hind Rajab'ın sesini duymak25 dakika önce
- Avatar, nereye kadar gider?3 hafta önce
- Başarılı bir ilk film4 hafta önce